Sayın Başkan’ın her kürsüye çıktığında başlangıçtaki ses tonu bir süre sonra yükseliyor, sonunda bir konuşma ve bir sorunu topluma anlatmadan çıkarak herkesi susturmaya, bir başka ifadeyle farklı görüşleri bastırmaya yönelinmiş oluyor. Başkalarını bilmem ama bu tavır bana hiç cazip ve etkili gelmiyor. Bana etkili gelmemesi bu sürekli olarak sesin yükseltilmesinin sahibine bir yararı olmadığı anlamına gelmeyebilir. Çünkü bu üslup öyle görünüyor ki, yıllardan beri sahibine kazandırdı. Başlarda toplumda ciddi bir taraftar oluşmasında, daha sonraki yıllarda ve bu günlerde azalmış olsa da kalmış olan taraftarlarını kemikleştirmeye yarıyor diye düşünülebilir. Ama sağlanması gereken mevcut taraftarları kemikleştirmekten çok yeni taraftar edinilmesi gerekmez mi? Kaldı ki, bir taraftan taraftarların bir bölümü kemikleşirken, bundan ciddi olarak rahatsızlık duyan bir kesim de söz konusu. Çünkü geçtiğimiz günlerde geçmişte aynı yerde olduğumuz ve AK Parti’nin kuruluşunda yerini orada alan ve iki dönem milletvekili seçilen bir eski tanıdığın rahatsızlığı her halinden net bir şekilde anlaşılıyordu.

Bu noktada, sizi rahatsız eden üslup kaybettiriyor olsa da, kazandıkları kaybettirdiklerinden fazla ise işe yarıyor denebilir. Ancak hep aynı taktik, aynı üslup bilinsin ki, giderek artık ters etki oluşturmaya başladı. Çünkü bir yandan yaşanan ekonomik kriz insanları zaten ciddi bir sıkıntıya sürüklemiş durumda. Ailesinin ihtiyaçlarını nasıl karşılayacağını düşünmekten kurtulamayan insanımız yüksek sesle bağırarak konuşmanın eskiden olduğu gibi etkisini hissetmiyor. Çünkü yükseltilen ses insanımızın derdine derman olmuyor. Hatta, her ay ihracatta rekor kırdığımız açıklamaları da ciddi bir etki yapmıyor. Çünkü her ay ihracatta rekor kırılması doğru olmakla birlikte ihracatta kırılan rekor insanımızın hayatına yansımadığı için üzerinde durmaya değer bir etki oluşturmuyor.

“Niçin ihracatta artış ve kırılan rekor insanların gelirine yansımıyor? Kırılan rekor niçin ekonomik krizin etkilerini yok etmiyor?” soruları akla geliyor. Çünkü hemen her konuda olduğu gibi söz konusu ihracatta kırılan rekor haberi sadece dış ticaretin ihracat kalemini ilgilendiriyor, bunun karşısında bir de ithalat kalemi söz konusu. Nedense ne açıklamayı yapan bakan ve yetkililer işin ithalat bölümünü dile getiriyor ne de iktidar yanlısı gazeteler bir ithalat ve ihracat mukayesesi yapıyorlar. Hâlbuki tek başına ihracat dış ticaretimizin durumunu izah için yeterli değildir. Dış ticaret deyince akla hem ihracat hem de ithalat gelir. Dış ticaretimizin sağlıklı bir seyir takip ediyor olması bu iki kalem arasında dengeyle mümkündür. Hatta ihracatımızın ithalatımızdan fazla olması ekonomideki gücümüzü gösterir. Ancak bir yandan ihracatımız sürekli rekor kırarken ithalatımız sürekli ihracatımızdan fazla, yani dış ticaretimiz açık veriyorsa o zaman ekonomide bir sıkıntı var demektir. Böyle olunca da nasıl ki, ses tonunu yükselterek, bağırıp azarlayarak konuşmak sorunları gidermeye yetmiyorsa diş ticaret rakamlarımızı açıklarken hep ihracatımızın ön plana çıkartılması dış ticaret açığımızı ortadan kaldırmıyor.

Hemen belirteyim ki, elbette ihracatımızın artıyor olması önemlidir. Ancak tek başına dış ticaret açığımızı gidermek için yeterli değildir. Çünkü dış ticaret açığımız devam ettikçe özellikle dış borç batağından çıkmamız mümkün olmuyor. Böyle olunca da dış borca ödemek zorunda kaldığımız faizleri ödemeye millet olarak yetişemiyoruz. En yüksek oranda faizle borç alıyoruz. Bu ise ülkemizi zengin ülkelere, bir başka ifadeyle küresel sermayeye mahkûm ediyor. Bu ülke sadece iktidar sahiplerinin değil, hepimizin. Ülkemiz ne kadar güçlü olursa hepimiz o ölçüde huzurlu ve mutlu oluruz. Bunun için ses tonumuzu yükselterek sizin gibi düşünmeyenlerin sesini bastırsanız da sorunlar giderilmeyeceği gibi, toplumsal kucaklaşma ve sorunlara ortak çözüm bulma imkânı da oluşmayacaktır.