Atalarımız, “Az tamah çok zarar getirir” demişler!
Aynen de öyle!
“300-500 kişiyi kurtaralım” tamahı “on binlerce kişiyi” işinden gücünden etti!
Yani onlar açısından zarar büyük! Hatta “büyük” kelimesi bile durumu izahta yetersiz!
Zarar “muazzam” denilebilir!
Evet, 15 Temmuz sonrası yürürlüğü sokulan Kanun Hükmünde Kararnameler ile on binlerce kişinin devlet memurluğuna son verildi! 15 Temmuz’a kadar “sivil” olarak görülen kişiler 15 Temmuz çılgınlığı ile bir anda “silahlı örgüt elemanı” haline giriverdiler!
Muhterisler tamahlarına “esir düşünce” böyle bir sonuç kaçınılmaz hale geldi!
Belki de muhterisler “artık vaktin tamam olduğunu” düşünüp harekete geçmişlerdi!
Bu, “Son hamle” ile “her şeyin kontrolünü” ellerine geçirmeyi planlamış olmalılar!
“Her şeyin kontrolünü” ellerine geçirmeye çalışırken tabir caizse her şeyi “ellerine yüzlerine” bulaştırdılar! Kırk yıllık “sinsilik” bir anda “aleniyete” dönüşüverdi! Kırk yıl her şeyi sineye çekip herkesi kafaya alanlar bir anda kendilerini orta yerde buluverdiler! Ve de hepsinin kamuyla ilişkisi kesildi! On binler içinde böyle bir cezayı “hak edenler” olacağı gibi “gadre uğrayanların” olması da muhtemeldir!
Gadre uğrayanların kendilerini işten atanlara kızdıkları kadar “tamahlarına esir düşen muhterislere” de kızmalılar!
Ve “300-500 kişiyi kurtaralım” derken “on binlerce kişiyi” nasıl zora soktuklarının hesabını onlara sormalılar!
“Bu ne anlamsız tamah” diye kendilerini sömürenleri sorgulamalılar!
Bir de madalyonun öteki yüzü var! 15 Temmuz kalkışması başarılı olsaydı sadece “on binlerin” işinden olmasıyla kalır mıydı?
On binlerin “canı da tehlike altına” girmez miydi?
15 Temmuz gecesi gözlerini karartıp halkı bombalayanlar ve tanklarla üzerinden geçenler 16 Temmuz da “aynı vahşeti” sürdürmezler miydi?
Evet, zor günlerden geçiliyor ama “daha zor günlerden” kurtulduk tesellisiyle geçiliyor!
“Az tamah çok zarar getirir” diyen atalarımız bir kez daha haklı çıktılar! Dileriz bu “son tamah ve son zarar” olsun!