"Polis beni yıllarca aradı, lakin bulamadı. Çünkü beni kütüphanede aramak akıllarına gelmiyordu. Beyazıd kütüphanesine gidiyor ve orada yazıyordum yazılarımı, orada yayına hazırlyordum kitaplarımı."
Bulunamadığı için polisten daha akıllı havasını kendisine veren bu yazarı sende tanıyorsun.Hani şu ülkesinin insanlarını yüzde altmış ve yüzde kırk oranında bölen ve yolundan yürüyenleri bu bölmeye alıştıran, sağlamasını yaptıran yazar işte.
İkametgahı Beyazıd Kütüphanesine üçyüz metre uzaklıkta olan, her sabah ve akşam bu üçyüz metrelik yolu yürüyen bir yazarı neden bulamıyor dersiniz polis teşkilatı Ya da şöyle soralım sorumuzu: Arandığı halde bulunamayan yazar bulunsa idi, kim yazacaktı o muhalif dergilerdeki o muhalif yazıları Aranmayan ve onun kadar olmasa bile ona yakın yazılar yazacak başkası, başkaları vardı da yazdırmadılar mı Sen bu ülkeye solculuğun kolay yerleştiğini mi sanıyorsun
Ne zaman daralsam, bunalsam, yaşama şevkimde bir azalma olsa sağolsun Etyemezli Apti yetişir imdadıma. Gelir konuşur, konuşur rahatlatır beni; şimdi olduğu gibi. Hep o anlatır ben dinlerim. Bakışlarımdan anlar aklımdan geçen soruları. Devam ediyor Etyemezli Apti:
Elbette yazma kaabiliyetleri var onların. Fakat sen bilmez misin bu ülkenin bir anlamda da kaabiliyetliler mezarlığı olduğunu Kaabiliyetli olmak demek, kaabiliyetini pazarlayabilen demek değildir.
Zamana göre ayarlanır herşey. Gün olur seçmekte zorlanırsın kullanacağın kaabiliyetleri, gün olur kaabiliyet kırıntısı taşıyanlara muhtaç olur, onları yetiştireceğim, kabul ettireceğim diye çabalar durursun ya da göbeğini çatlatırsın icabında polis teşkilatının.
Etyemezli Apti konuya geliyor, ne güzel.
Adam Ankaraya gitmiş, otelde yatmış, ordan yazıyor. "Sabahın beşinde kaldırdılar beni, karakola götürdüler!" Ya ne bekliyordun, kıymetini bil, kaabileyitini geliştirmeye bak, irtica nerden nasıl gelebilir otur yaz; o yakadan geldiğini unutmadan.
Hakkını yememek lazım. Kaabiliyeti oranında başarıyor diyebiliriz. Şöhreti arttıkça kıvraklaşması da artıyor. Kaleminin yani. Seçicilerini mahcup etmeyecek gibi..
Neden ben Etyemezli Apti gibi düşünmedim okuduklarımı Beni bile bu kadar etkilemişse, onda olana kırıntıdan fazla demek lazım. Saf saf inanmıştım anlattıkarına. Saat beşte gelmişler, alıp götürmüşler, avukat derin uykuda, karakolda poğaca, Adli Tıpta basurun var mı sorusuna kadar.. Daha yeni ayıktım bakışlarını fırlatıyorum Etyemezli Aptiye.
Sebep ne imiş Yıllar önce arşive kaldırılmış bir dosya için eksik evrak tamamlama işi.. Yazdığı gazetenin hangi plazada olduğu belli. Her akşam göründüğü TV kanalları da belli. Peki, neden Ankarada otel odasında aranıyor Odada başka kim var, merakı olmasa gerek bu.Malzeme sıkıntısı çekme. Daha ne yapalım seni şöhretlendirmek için.. Geçmiş olsuna ayarlanmış kıta hazır bekliyorlar... Bir soru önergesiyle meclis tutanaklarına da geçecek adın. Haydi davran, memleketi irtica alıp götürmesin.
Etyemezli Aptiyi dinliyorum, gözlerimi daha da açarak.. Dinliyorum ve yıllar önce yine onun anlattığı bir olaya varıyorum hayal odalarımdan birindeki.
Bir Orta Anadolu kasabasında 14 Mayısın hemen sonrasında yaşanır olay. Demirkırat oyları binli rakamlarla yazılırken, üç-beş Halk Partisi oyunun hesabı sorulur kasabanın karakolunda, kasabanın eşrafından birine.
-Neden Halk Partisina verdin oyunu
Cevabı sürekli hayır olacak bu soruyu önce amir sormuştur, makam odasında; sonra bir kaç gün süren nezarethane/hücre konaklamasında polis memurları.
Hep hayır der seçilmiş kasabalı. Mahalleliye neden Demirkırat propagandası yaptın Sorularına da hayır derken, aklına gelmez sormak, size bunları kim söyledi ve oyumu nereye verdiğimi nasıl gördünüz sorusunu. Bir gün, iki gün, üç gün.. Azar, hakaret, itme kakma..Haydi itiraf et! Neden Halk Partilisin Diğerlerinin kim olduğunu da tesbit edeceğiz.
Evet der, nihayet o kasabalı. Ben Halk Partiliyim. İtiraf ediyorum. Desene şunu, artık hürsün. Haydi git. Lakin kusurumuza bakma. Yukarıdan gelen emir böyle. Biz emir kuluyuz. Yukarısı böyle istedi, biz emir kuluyuz işte. Bakalım bundan sonra ne isteyecek yukarısı. Kayıtlara geçtin bir kere. Aman dikkatli ol. Bunlar çok güçlü, herşeyi yapabilirler. Sen sen ol, karışma, bulaşma uzak dur. Yarın ne yapacakları bilinmez bunların.Şimdilik ucuz kurtuldun.
Nasihat de nasihat yani.. Anla artık. Elbette seçilmiş o kasabalı da anladı işi. Boşuna mı seçilmişti. Ortadan kaybolduğu o üç günden sonra ilk defa adımlarken caddeleri, yolu evine doğru değildi. Gitti bir sokak arasındaki terk edilmiş Halk Partisi teşkilatının kapısını açtırarak söktüğü levhayı, kasabanın en işlek caddesine, ulu camiin çaprazındaki bir binanın ikinci katına asmak oldu. Kira benden, masraflar benden.. Görür artık o yukardakiler.
Etyemezli Aptiyi uğurlarken rahatladığımı hissettiğimi sanmayın. Neler olup bittiğini anladım anlamasına ama, hâlâ bir soru vardı kafamda. Bu ülkede değişen ne Onca gömlek boşuna mı çıktı
Seçilmiş yazar, aynen seçilmiş o kasabalı gibi yazıp duruyor işte: Bu bir gözdağı mesajı ise, ben yoluma devam ediyorum. Sanki ondan başka bir şey isteyen var. O kasabalıdan farkı mı O kasabalı kendi parası, kendi yağıyla yola düşmüşken.. Ne yani onun bunun parasıyla düşmüşleri kötü yola düşmüş mü sayacağız Hayır, hayır! Yürü be efem!
YAVRUM MESUT VE THE ŞAPGALI BABA
Bana kâfi dediler, o Kaddafi
-Alo the şapgalı baba, ne yapıyorsun yahu
- Dinleniyorum yavrum Mesut dinleniyorum. Ayaklarımı fevkalade uzattım dinleniyorum.
- Diren, diren... Kaddafi de direniyormuş yahu.
-Kaddafi bana mı bakmış, beni mi örnek almış Binaenaleyh ben direndim de ne oldu Beşin üstüne beş koyamadım.
- Omuzların üstünde baş da koymadın the şapgalı baba. Unuttun mu yahu.
-Omuzda yıldız yoksa ben ne yapayım o başı yavrum Mesut Binaenaleyh senin kaç yıldızın vardı
- Beni bırak the şapgalı baba. Onbaşı mı demek istiyorsun Sen kendini anlat. Neye direniyordun yahu
- Dinleniyorum dedim yavrum Mesut. Binaenaleyh Oturuyorum demektir bu. Kalkamadığım için oturuyorum.
-Kaddafi de oturuyormuş yahu.
-Nerde oturuyormuş, niçin oturuyormuş, nasıl oturuyormuş Binaenaleyh daha ne kadar oturacakmış Kaç kere gelmiş oturmuş, kaç kere gitmiş oturmuş Bu soruların fevkalade cevabı olmalı yavrum Mesut.
-Kaddafi de öyle demiş the şapgalı baba.Ben oturacağım, siz gidin demiş yahu.
- Bu benim niye aklıma gelmedi yavrum Mesut Binaenalyh neden ben gittim
- Bir sen mi gittin, biz de gittik yahu. Senin gidecek bir sokağın vardı.
-Kaddafi sokakları da mı yok etmiş Binaenaleyh insanın başını sokacağı bir sokağının olmaması fevkalade hatadır, yanlıştır, günahtır.
- Olsa ne olur the şapgalı baba, giren çıkan olmadıktan sonra..Senin sokağın oldu da ne oldu yahu
-Daha ne olsun yavrum Mevsut Binaenaleyh yerimiz belli, yurdumuz belli, içimizdeki kurdumuz belli.
-Hâlâ kurt mu dökmek istiyorsun the şapgalı baba Orayı da kurtlandırma yahu.
- Ben ne yapacağımı sana mı soracağım yavrum Mesut Binaenaleyh benim kurdum, benim çakalım, benim sırtlanım, benim sansarım; meydanlara bir çıksam fevkalade sarsarım.
-Kalkamadığım için oturuyorum demiştin ya the şapgalı baba. Kalkışma yahu.
- İçim içimi yiyor yavrum Mesut. Fevkalade kurtarmak geliyor içimden.
- İçinden gelen sende kalsın yahu. Onları yedi düvel kurtaramamış, sen mi kurtaracaksın The Şapgalı Baba
Cevahir nerede
Kartel kalemşörlerine fırsat çıktı. Libyada yaşananları yorumlarken kendilerince, lafı Erbakanın Libya gezisine getiriyorlar ve aşağılanan ülke yazarı havasından hâlâ kurtulamadıklarını bir daha hatırlatıyolar.
Onlara tavsiyem şu: İbrahim Cevahir adında bir adam var bu ülkede. O adamı bulsunlar ya da o adamın o geziden sonra bu ülkenin tv kanallarında yaptığı konuşmadan öğrensinler dediklerini. Adamlığın ne olduğunu öğrenmek istiyorlarsa eğer.
Erbakanın orada yaptığı müdafaa ve yazdığı destan hariciye biliminin olduğu yerde ders olarak okutulmalıdır.
Özet olarak böyle demişti İbrahim Cevahir. Ki kendisi, kimseyi kendi üstünde görmeyecek kadar CHPlidir.
Unutmasınlar, Cevahirin yaşadıkları da, dedikleri de ve sizlerin yazdıklarınız da kayıt altındadır. Geleceğe hiç değilse arada bir doğru birşeyler bırakın. Bu ülkenin geleceğinde yaşayacaklar Libya olayını öğrenmek istediklerinde, İbrahim Cevahirin söylediklerine inanırlar. Adamlıkla tetikcilik hiç kıyaslanmaz!
Kasıt ve Kaset
Kılıçdaroğlu, partisinin bir milletvekili Muharremİncenin kendisiyle ilgili bilgileri Odatv sahibi Soner Yalçına aktarıdğı haberleri üzerine demiş ki:
"Özel yaşamın gizliliğini ihlâl edeceksek, biz de eimizdeki belge ve dökümanları açıklayalım."
Ne demektir bu
Bizim elimizde özel yaşamlarla ilgili çok sayıda belge ve döküman var. Bizimkileri birileri açıklarsa, biz de onları açıklarız!
CHP siyasi parti midir, özel yaşam belge ve döküman toplama merkezi mi
Baykalın kasetinin kaynağı orrtaya çıkmadı demek, akıllıca bir cevap olmasa gerek artık bu ülkede.
e-mail yazıları
Neden CHP diye soruyor Tufan Yılmaz ve Alp Arslan. AKPne muhalefet niçin yok diyorlar, yazılarının devamında. Sanayi çarşılarındaki patlamalar, çöken toprakların altında kalanlar, Marmara gemisinde şehid olanlar, cinayetler, soygunlar, kredi kartı hacizleri, kaynamayan tencereler konularını neden yazmıyorsunuz da Balyozmuş, Odaymış oralarda kalıyorsunuz
Değmesin Yağlı Boya gazetemizin haftadabir yayınlanan sadece bir sayfasıdır. Diğer sayfalarda her gün o işleniyor konular. Bunu farketmemiş olamazsınız.
Balyoz, Oda demeyin lütfen. Korkular da önemli.
Anadolunun herhangi bir şehrindeki milli duyguları ve hassasiyeti yüksek olduğunu tahmin ettiğimiz bir delikanlının, gazetelere düşmüş şu cümleleri önemsenmez mi
"Bir arkadaşımla telefonla konuşuyorum. Sohbeti bitirirken, seni seviyorum reis, dedi. Hatırımız var, bilirim ama, reislik pek duyduğum bir şey değildi. Birkaç gün sonra çarşıda bir dükkanda karşılaştığım bir polis memuru yüzüme istihza ile bakıp, demek reis sensin ha, biz de tanıyalım. Demesin mi Ne yapacağımı bilmez haldeyim."
AKPiktidarında yaşıyoruz zevgili Tufan Yılmaz ve Alp Arslan kardeşler, bunu biliyoruz.
Peki bu ülkenin muhalefeti nerede Dinleniyorum, demekten başka, üye olmak için örgüt aramaktan başka ne iş yapıyorlar Bu malzemeyi kullanmamızı hoş görün lütfen. CHPkorkusu yaşayarak AKPni sığınak bilmesin insanlar.
Mücahid Yolbulan, Mustafa Yüce, Ali Yıldız ve Mehmet Keskinkılıç e-mailleriniz için teşekkürler. Her zaman görüşmek isterim. Buyrun yazın-çizin.