Pencereden izliyorum: Sokakta bir grup çocuk oyun oynuyor. Çocuğun biri eve gitti elinde yarım ekmekle geri döndü. Beraber oyun oynadıkları çocuklardan biri elinde ekmek olan çocuğun elindeki ekmeği aldı kaçmaya başladı. Elinden ekmeği alınan çocuk ekmeği alıp kaçan çocuğun arkasına seğirtti. Ekmeği alıp kaçan çocuk hem kaçıyor hem de bir yandan elindeki ekmekten ikide bir ısırıyor. Bir müddet kovalamacadan sonra ekmeği kapılan çocuk ekmeğini kaptırdığı çocuğu yakaladı ve elinde kalmış son parçayı elinden alır almaz ağzına attı. Ağzına attı atmasına da ama ekmeğin yiyecek olarak bir önemi kalmamıştı artık. İkisi birbirlerinin boğazına sarıldı, sonra başladılar birbirlerini ittirmeye. Birbirlerini ittirirken aynı zamanda birbirlerine galiz küfürler ediyorlar. Ortada ekmek kalmadığı halde kavgaları gittikçe şiddetleniyor. Bu şiddet, birbirlerine güçlerini ispat etmek için gittikçe artıyor. Her iki çocuk da kendi kendisinin iktidar olması ve iktidarda kalması için kavgayı sürdürüyor. Çocukluk günlerimi hatırlatan bu manzara; bir yandan hüzünlendirirken diğer taraftan da insanın ne uğruna şiddet uyguladığı ve ne uğruna iktidarda kalmaya çabaladığı gerçeğini gözler önüne seriyor. İki çocuk arasında yumruklar havada uçuşmaya başlayınca çocuklara seslenerek kavgaya müdahale ettim; oğlum neyi bölüşemiyorsunuz! Derdiniz ne sizin! Davanız ne! Eğer davanız ekmek davasıysa ekmek elden gitti! Ortada ne ekmek var ne dava! Ekmek aslanın ağzında değil, midesinde de değil artık; ekmek aslanın kuyruğunun altında. Aslan ekmeği kimseye kaptırmaz, kaptırmıyor. Aslan ekmeği kirli kurgusuyla, ağır silahlarıyla, misket bombasından varil bombasına kadar her türlü bombayla herkesten, kendi iktidarına itaat etmeyen herkesten koruyor! Dahası kaçırıyor! Eğer birbirinize gücünüzü ispat etmeye çalışıyorsanız şimdi ben size gösteririm gücü! Aptal herifler! Kocaman adamlarsınız! Utanmıyor musunuz kavga etmeye! Daha demin arkadaştınız! Neyi bölüşemiyorsunuz! Neyi ha! Evladım neyi bölüşemiyorsunuz! Her iki çocuk da bana döndü, ne diyeceklerini şaşırmış vaziyette bön bön bakmaya başladılar. Niçin kavga ediyorsunuz soruma bir cevap veremediler. Oysa ben onların niçin kavga ettiğini biliyorum ama onlar niçin kavga ettiklerini bilmiyorlar, unuttular. İsimlerini dahi bilmediğim, hiç tanımadığım bu çocuklar niye kavga ettiklerini bilmeden kavga ediyorlar. Benim dışarıdan müdahalemle kavgayı bıraktıkları gibi az sonra da unuttular. Unuttular mı acaba!
Çocukların kavgasına ben müdahale ederken diğer çocuklardan bir grubu birini, diğer bir grubu da diğerini haklı bulup savunuyor. Haklı bulmaktan ziyade bir grup birini tutuyor diğer grup da diğerini tutuyor! Aynen takım tutar gibi! Derinliksiz bir şekilde herkes kendi tarafını savunuyor. O ona şunu dedi, bu buna bunu dedi, yok şu daha güçlü, yok bu daha üstün iddiaları peş peşe sıralanıyor. Aynı sokağın çocukları iki gruba ayrılmışlar; kavga eden taraflardan birini canhıraş bir şekilde savunuyorlar. Savunmalar öyle toz duman ki kim haklı kim haksız belli değil, üstelik hak toza dumana karışmış durumda. Toz duman içindeki hak; güç çatışması dumanının altında kaldı, can çekişiyor! İktidar olmayla iktidarda kalmanın çatışmasında ortalığı kaplayan toz duman, hakkın üzerine çöreklenip onu görünmez kılıyor. Üstelik sokaktan gelip geçen hiç kimse müdahale etmediği gibi herkes, kim çok bağırıyorsa onu haklı bularak aldığı oy oranını artırıyor! İktidarda olan ne kadar şiddet uygularsa o kadar itibarı artıyor. Bu şiddete yüzlerce kişinin ölümü dâhil olduğu gibi baskın ve kapatmalar, el koymalar da dâhil. Kimse davaya bakmıyor ne kadar bağırıp çağırıyor ona bakıyor. Ne kadar baskı kuruyor ona bakıyor. Güce tapınan bir halkla karşı karşıyayız.
Aynı göğün altında karanlık artıyor!