HİÇBİR zaman olmaması gerekir ama seçim kampanyalarında zaman zaman sinirler gerilebilir, üslup sertleşebilir. Bazen ağızdan çıkan lafı kulaklar duymaz. Kısacası, bazıları seçim yarışını hakaret yarışına döndürebilir. Tüm bunlar seçim kampanyalarını çirkinleştiren gelişmelerdir. Bugün sona erecek seçim kampanyası ise geçmişte yaşananlara göre çok daha sert geçti. Hatta mahalle kabadayılarını adıran tavırlar sergilendi. Ülkenin sorunlarına çözüm bulmak ve bunu izah etmek durumunda olanların işi laf yarışına dönüştürmesi ve sonunda ortaya bir laf satası sürmeleri midemi bulandırdı. Hepimizin bu ülkenin insanı olduğu gerçeğini bir kenara iterek biz olmazsak ülke batar, biz iktidara gelmezsek ülke hainlerin elinde kalır noktasında atış yapıldı. Eğer bu ülkede gerçekten hainler siyasi parti çatısı altında toplanmış ve örgütlenmiş iseler o zaman yapılacak fazla bir şey kalmamış demektir.

Taraf olmanın da ölçüsü zaten çoktandır kaçmıştı ama bu seçim kampanyasında işler iyice çığırandan çıktı. Taraf olmak tetikçi olmakla eş anlamlı hale getirildi. Böyle olmasa insanlar birbirlerini tetikçilikle suçlayabilirler miydi Tetikçiliğin para ya da herhangi bir çıkar karşılığında başkalarına zarar vermek, etkisiz hale getirmek anlamına geldiğini bu ülkede bilmeyen var mı Meseleye bu açıdan yaklaşıldığında tetikçiliğin kanunlar karşısında suç olduğu bilinmesine rağmen insanlar kolaylıkla birbirlerini tetikçi olmakla suçlayabilirler mi Bunun da ötesinde tetikçilikle suçladığınız dönüp aynı suçlamayı size ya da bir başkasına yönelttiğinde ortalık daha da gerilmez mi Kısacası, siyasiler birbirlerini böylesine suçladığı bir kampanyanın sonunda seçimi hangi taraf kazanırsa kazansın ülkeye barış ve kardeşlik ruhu hâkim olabilir mi

Bir başka hususu daha hatırlatmak istiyorum. Çok uzak olmayan yakın tarihimizde bir seçim kampanyasının son gününde bir gazete seçmeni yanıltmak için nasıl oy verileceğini göstermek adına seçmenin yanlış yere mühür basmasını sağlamak, böylece sevdiği partinin oyunu artırmak istemiş ve sonuçta o yanlış yönlendirme sebebiyle pek çok oy iptal edilmişti. Ama aradan yıllar geçti o oyunu tezgâhlayanlar zarar vermek istedikleri kişi ve kişilerle bir araya geldiler/gelmek durumunda kaldılar. Şunu demeye çalışıyorum. Bugün çok sevdiğimiz bir parti ya da kişiyi gelecekte sevmeyebiliriz, bugün sevmediğimiz parti ya da kişiyi gelecekte sevebiliriz. Bu bakımdan öfkemiz ve tepkimizde ölçülü olmak gerekmez mi Özellikle de eleştiri adı altında insanları kandırmak, olmayanı olmuş gibi göstermek, kısacası siyasi mücadelede yalanı malzeme haline getirmek bugün için bir parti ya da kişilere yarar sağlayabilir ama bugün zarar vermeye çalıştığınız kişilerle ileride karşılaştığınızda birbirinizin yüzüne bakma imkânı kalır mı

Hepimiz bu ülkede yaşamak durumundayız. Kendi adıma söylüyorum bu ülkeden başka ülkem yok ve ülkemde yalansız, dolansız huzur istiyorum. Barış içinde yaşanmasını arzu ediyorum. Bu yüzden kim daha çok karşısındakine küfür ve hakaret ederse o güçlüdür anlayışının bırakın uzun vadeyi kısa vadede bile kimseye yarar sağlamayacağına inanıyorum. Bu ülkenin kanun tanımaz kabadayıların kol gezdiği bir meydana dönüştürülmesi, dönüştürenleri de gelecekte pişman eder. Bu güçlünün kanatları altında yer almak belki bu kabadayıları bugün için fütursuz yapabilir ama yarının ne olacağını kestirmek her zaman mümkün olmaz. Unutulmasın ki bu ülkeden nice güçlüler geldi ve geçti. Bugün dost toplantılarında adları geçtiğinde hatırlayan yok. Ama vefatının üzerinden zaman geçtikçe bazılarının toplumun yüreğindeki yeri daha da güçleniyor. Gelin toplumda yalanı, öfkeyi ve kini değil, sevgiyi ve dostluğu hâkim kılalım. Gönül bu seçim kampanyasının bunun zeminini hazırlamasını arzu ederdi.