Sözler ve fiiller birbirini tamamlayarak ilerler. Söz ve fiilin uyumu bu ilerleyişin güç kaynağıdır. Bu gücün mihenk noktasını ise niyet oluşturur. Allah’ın adıyla, iyilikle bir niyeti gerçekleştirmek üzere, halis bir varoluş üzere yola çıkanlar kaybolmazlar. Zaten “dünyadaki ruhlar kadar Allah’a giden yol vardır.” Yeter ki niyet ve eylem arasında bir kırılma meydana gelmesin. Samimiyet ve içtenlik yitmesin. Saf olan katılaşıp buharlaşmasın. Dil ağırlaşıp, sözler yaralamasın ve menzil şaşmasın… Bugün toplumun yozlaştığını, kurumların kokuştuğunu sürekli dillendirirken bu yozlaşmanın ve kokuşmanın en çok “söz”ü kullananlar arasında yaşandığını müşahede ediyoruz. Sözler, eyleme dönüşmüyor. Hayata yansıyan ile dilde duran, dönen arasında çok büyük farklar ortaya çıkıyor. Doku yenilenmiyor. Çünkü herkes bir takım kimlikler biriktiriyor. Yeri ve zamanı geldiğinde bu benlikleri ortaya çıkarıyor. Bu da menzil ile arasında sapmaya, kokuşmaya hız kazandırıyor.
Bu sadece zaman ve mekânın uygun olmasıyla ilgili bir durum değil. Zaman ve mekânı da aşan bir kırılma. Bu kırılma da toplum, kalabalık, kitle adına ne derseniz deyin, kısa çözümler arıyor ve bunun en kolay yolunu da kahraman üreterek buluyor. Nihayetinde oluşturulan yeni yapı yani kahraman, toplumun değerleri ile bütünleşiyor. Yakın tarihe bakıldığında ortaya çıkan bütün kahramanlar aynı sıfatlarla donatılmıştır. İşler tıkandığı süreçlerde bu iyi yürekli kahramanlar! Ortaya çıkarlar ve menzilinden şaşmış insanoğlunun yüreğine su serperler, vicdanları biraz rahatlatırlar ve toplumun arayışının önüne kalınca bir set çekerler. Ve misyonlarını yerine getirdikten sonra ortadan kaybolurlar. Toplum ise hiçbir direnç göstermeden, eylem koymadan yeni kahramanlarını beklemeye koyulur. Süper kahramanlar bize yani topluma, deniz aşırı coğrafyalardan demokrasi getirmeyi vadederler ve de hepsi demokrasinin en iyi idare şekli olduğuna, eşitliğe bizi inandırırlar. Batılı demokrasilerin üstünlüğü ise “söz”ü taşıyanların eliyle bize ideal dünyanın gerçekleşmiş hali olarak sunulur. Buna inanmayanlar ise gerici, marjinal ve radikal olarak etiketlenir. Oysa en basit olaylar bile bize gösteriyor ki Batı’nın insana dair iyi bir niyeti, söz ve eylemi yoktur. Onların tek sorumluluğu sermayeyi ve sistemi korumaktır.
Bugün Müslüman coğrafyada yaşanan dramın en temel sebebi niyetin kirlenmesi, sözün tahrif edilmesi ve nihayetinde eylemsiz kalınmasıdır. Bu coğrafyada toplumlara yön veren düşüncelerin hasarlı ve batıya angaje olduğunu söylemek sadece bir durum tespitidir. Tespitten teşhise giderken “İslami Şuur’un” üretmek, konuşmak, eylemde bulunmaktan uzak oluşu ve her türlü etkiye müsait oluşunu bir kenara not etmekte fayda var. İnanç ve düşüncelerimizin toplumsal ve siyasal bir şuura dönüşmesini sağlayacak temel kaynaklarla rabıtamız giderek azalıyor ve bu noktada iyi niyetli çabalar hemen sisteme entegre edilerek bu imkân elimizden alınıyor. İşte tam bu noktada bir karar vermek ve yeniden bir silkelenmeye ihtiyaç duyuyoruz. Yaşadığımız dar manada coğrafi buhran ve geniş çapta küresel bunalımın üzerine gidip, çıkış yolları için dirayetli bir şekilde çalışmamız gerekiyor.
Hakikatli bir yürüyüşe talip kişiler için ilk durakta önlerinde açılan fırsat kapısından içeri girmek sadece o kişi için değil, o yola revan kimseler için de sadece hakikate menzil biçmektir. Oysa sürekli anlatılan o “Çile”, ne makam ne mevki ne de daha geniş imkânlarla ölçülemez ve ifade edilemez. Ya da güneşin bir ele ayın diğer ele verilmesine karşın hakikat yolundan dönmemek, haktan yüz çevirmemek romantik bir tavır değildir. Bir duruş, bir karar, en büyük eylemdir. Bir inanmışlık, teslimiyet ve adanmışlık halidir. Hakikatin, nebevi yansımasıdır. Safını belirtmektir. “Bana ne” diyebilmektir. Talip olunan sondur. Peki, sen nerede durmaya, neye talipsin Ya da vuslatın kime, neye
TAŞ GEMİ
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında. (Ahmet Hamdi Tanpınar)
Bize Kadar
1- “Hava soğuduğunda gölge veren ağaçlar unutulur.” Hatırlamak, vefa göstermek en büyük erdemdir. Ve unutma! “Yaşadığımız her an kendi hakkını ister.” Yaşadığın zamanın hakkını ver.
2- Yoğrulmaktan, yorulmaktan ve yıpranmaktan korkma çünkü “Ulu çamlar fırtınalı diyarlarda yetişir.”
3- Bir yerde çok konuşuluyorsa orada az iş yapılıyordur, oradan uzak dur. Çünkü tembellik habis bir hastalıktır.
4- İyiliğin yaygınlaşması için ve iyiliğin kalıcı hale gelmesi için çalışmak aynı zamanda kendi iyiliğimizin ortaya çıkması içindir. Dünya iyilerin hatırına dönüyor.
5- İnsan demirci örsündeki çelik gibi olmalı, çünkü örsteki çelik dövüldükçe daha da güçlenir.
6- “Vicdansızlar vicdan sızlar!” Bodrum sahiline vuran vicdanımızdı. Modern uygarlığın ikiyüzlülüğünü ve sınırların sadece yoksulları sınırladığı gerçeğini bir kez daha ortaya koydu.
7- Bırakın o “kedidir kedi” diyen adamı! Bir koşu şehit olsun. Somada şehit olamadı, Ermenek’te de olamadı. Bari bu toplumsal kanamanın içinde şehit olsun.
8- Yangın neredeyse feryat oradadır. Ölüm nerede ise korku oradadır. Kahramanlık daha çok ölmek ve öldürmekle değil yaşatmakla ilgilidir.
9- Efendimiz (sas) diyor ki “Soru ilmin yarısıdır.” Albay, kardeşinin na’şının başında soruyor, doğru yerden soruyor. Trol ne bilsin kardeş ne demek, vatan ne demek. O klavyenin arkasında arpasına bakar. O kadar. Hain kendisidir de farkında değildir.
10- Ucuz hesaplarla, üç ahmak’ın çelik çomak oyununda yolun sonuna geldik. Sondan bir önceki çıkıştayız. “Oy ’ununa” gelme!
Dağarcık
“Sömürge döneminde bu milliyetçi siyasi partilerin faaliyetleri yalnızca seçimlerle ilgilidir ve halkların kendi kaderini tayin hakkı, haysiyet ve aç kalmama hakkı teması üzerine, “bir insan-bir oy” ilkesinin sayısız kez dile getirilmesi üzerine bir dizi felsefi-siyasal söylevden başka bir şey değildir. Milliyetçi siyasi partiler hiç bir zaman sömürgecinin karşısına dikilme ihtiyacı üzerinde durmazlar, çünkü amaçları hiç de sistemin radikal bir şekilde devrilmesi değildir. Pasifist, yasalcı ve aslında düzenin, bu yeni düzenin yandaşı olan bu siyasi gruplar, kendileri için temel önemdeki bir şeyi sömürgeci burjuvaziden nobranca isterler. “Bize daha fazla iktidar verin...”
(Frantz Fanon - Yeryüzünün Lanetlileri)