Yazıyla akıl vermek, tavsiyede bulunmak, herhangi bir konudaki iddiayı ispat etmek gibi, naçizane ben demeyi ima eder kuşku ve endişesiyle, o türden bir üsluba uzak durmanın gereğini duydum. Belki bunun temelinde saklı bir bencillik güdüsü yatıyor bile olabilir. Eğer varsa, çetin bir yoldayız demektir. Ama çok emin de değilim.

Fakat göz önünde olmanın, kendine daima bulunduğu yer ve şartların ötesinde ve üzerinde konum arayışlarının meşakkatli, ufunetli, iç özgürlüğünü tehdit edici ve daraltıcı olduğunu sana geldim. Latinlerin en mutlu hayat saklı (mahrem) hayattır sözünü de içeren Tasavvuf taki tûl-u emel peşinde olmama hal-u kalini iç dinginliğinin menzili imkanını verdiğini düşünüyorum.

Böyleyken her yazı bir iddiadır, bir kişilik öne sürümüdür, bir özgürlük, bağımsızlık ve öteden beri yeğlediğimi nitelemeyle bir aykırılık beyanı, daha doğrusu ifşasıdır. Vebal deyin, sorumluluk deyin, kendine bir pay çıkara deyin, bu yönü de vardır. Onun için yazmak, hangi güdüyle olursa olsun, kendini çarmıha germektir, Mevlevilik teki seyr-ü süluk menzilindeki çile ye soyunmak gibidir. Ama sonucunu asla tahmin edemediğiniz bir hasat tır da.

Dumanı üstünde ya da ateşin üzerinde eriyen birtakım konular, olaylar konusunda, sizce.. diye başlayan beklentiler, yukarıdaki cümlelerin sıralanmasına vesile oldu diyeceğim ama tam yerini bulduğuna yine de emin değilim. Aslında, elleri ceplerinde, gözleri göğün derinliklerinde, ıslık çalıp giden birisinin tavrı benzeri yazılarda, sıkıştıran olayların ipucunu kazığa bağlayıcı ipler yok muydu

Mesela siyaset olgusu (altını çizdim) ile iktidar , hükmetme duygusu (bunun da altını çiziyorum) üzerinde ne zamandır dikkat uyandırmaya çaba gösterdik. Amiyane deyişle, herhalde spor olsun diye değil!

Hukukçu dostlar, sıradan bilgiler olarak bilirler, genel hukuk bilgilerine aşina olanlar da mutlaka hatırlayacaklardır. Hukuk biliminde kanun yapma yöntemi olarak iki yöntemden söz edilir. Biri Somut Olay (Kazuist) ya da sayma , diğeri Soyut İlke yöntemidir. Kazuist yöntemde neredeyse her bir olaya, öngörülebilen her bir hukuki ihtilafa özgü bir kural koyma, hüküm kurma yaklaşımı belirleyicidir. Soyut ilke yönteminde kural olarak ortaya konulan şey, yani kanun, hüküm, soyut, genel, ihtilafa konu olacak sayısız olaylara uygulanma imkan ve niteliğine sahiptir.

Bunun temelinde sistematik düşünme ile kategorik, yani bölmeli düşünmenin yattığını hesaba katmakta yarar vardır. Kısaca ilke ve olayı esas alan bir düşünce, yaklaşım, bakış açısı işlev ve sonuçları itibariyle karşıt nitelik gösterirler. Sözgelimi ilke (o her ne ise)yi esas alan bir düşünce, mesela adaleti kavrayışında ve uygulayışında yetersiz kalabilir, hata yapabilir ama bunların ortadan kaldırılması daima imkan dahilindedir. Üstelik yetersizlik ve hata adaletin mahiyetini daha doğru kavramada dayanak da olabilirler. Kategorik ya da bölmeli yaklaşım tek tek olaya, duruma bağımlı olduğu için her olay ve duruma uygun geleceğini varsaydığı birtakım doğrulara dayanmak zorundadır. Olaya göre adalet, duruma göre hukuk, davranışa göre ahlaki erdem oluşturulur. Dün adil olan, hak olan, erdemli olan, bugün adaletsiz, haksız ve erdemsiz ilan edilebilir.  Yukarıda belirttiğim siyaset olgusuyla iktidar güdüsünü bu açıdan konumlandırmak mümkündür.

Yoksa, XVII. yüzyılda yaşamış Fransız asıllı İngiliz düşünürü Bernard de Mandeville in Arılar Ülkesi nde ileri sürdüğü düşüncelerin somut örnekleri haline gelinilir. Ya da Haricî mantığı nın bukağısının sınırı içinde ömür törpülenir durulur. (Sevgili M. Akif Zengin, istediğini sandığın cevap( ) bu olmayabilir, ama asıl kavramak istediğinin böyle bir şey olduğudur. Sevgiler.)