Avrupa yollarında taşlar yerinden oynuyor. Fransa ve Almanya'nın kapalı kapılar ardında şekillendirdiği "Made in Europe" uzlaşısı su yüzüne çıktı. Temel hedef; yeni nesil elektrikli araçların Avrupa'da geliştirilip üretilmesini sağlamak ve karbondioksit emisyonlarını kısmak. Fakat hazırlanan taslak, Türkiye otomotiv sektörü için doğrudan bir alarm anlamına geliyor.
İngiltere'ye Yeşil Işık, Türkiye Çemberin Dışında
İki ülke masaya bambaşka taleplerle oturdu. Fransa, kamu teşviklerinin sadece birlik sınırları içindeki fabrikalara akmasını istedi. Almanya ise Avrupa sanayi ağıyla iç içe çalışan ticaret ortaklarının dışlanmaması gerektiğini savundu.
Tarihler 16 Ekim'i gösterdiğinde beklenen uzlaşı sağlandı. İngiltere, AB'nin Çin menşeli araçlara getirdiği ticari koruma tedbirlerine uyum sağlama koşuluyla plana dahil edildi.
Türkiye, Japonya ve Güney Kore ise düzenlemenin tamamen dışında bırakıldı.
İngiltere'ye açılan bu kapının Türkiye'ye kapatılması, dev otomotiv markalarının gelecekteki fabrika yatırımlarında ibreyi bir anda aleyhimize çevirebilir. En büyük risk ise Türkiye'de üretilen araç ve parçaların Avrupa'daki kamu desteklerinden mahrum kalıp pazar rekabetinde geriye düşmesi olarak aktarıldı.

Bakan Bolat Brüksel'de Masaya Oturdu
Gelişmeler üzerine Ticaret Bakanı Ömer Bolat, 14 Ekim'de Brüksel'de yoğun bir diplomasi trafiği yürüttü. Belçika ve AB temsilcileriyle bir araya gelen Bolat, ardından dev otomotiv üreticileriyle görüştü.
Ankara'nın tavrı net.
Türkiye'nin statüsünün ileride yapılacak değerlendirmelere bırakılmasına kesin bir dille karşı çıkıldı. Ankara, hukuki belirlilik sağlayacak şekilde mevzuatta açık bir güvence talep etti. Türkiye'nin dışlanmasının yalnızca Ankara'ya değil, Avrupa'nın kendi üretim kapasitesine ve küresel gücüne de darbe vuracağına dikkat çekildi.

Bakan Şimşek'ten Çıkış: "Küçük Hesaplarla Dışlayamazlar"
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise Türkiye ile AB arasındaki köklü hukuki bağı hatırlattı. Brüksel'in Türkiye'yi kolayca silemeyeceğini ifade eden Şimşek, küçük hesaplarla Türkiye'nin dışlanabileceğine inanmadığını kaydetti.
Tek bir bölgeye aşırı bağımlı olmanın ulusal bir güvenlik riski oluşturduğuna dikkat çeken Şimşek, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bizim önümüzdeki orta-uzun vadede, sürekli şekilde risk azaltma, çeşitlendirme yapmamız lazım. Avrupa'yla çok derin bir ekonomik ve hukuki bir entegrasyonumuz var, ben kimsenin buna zarar vereceğine inanmak istemiyorum. Eninde sonunda Türkiye önemli bir ekonomi. Bugün kim ne derse desin Türkiye nüfus, satın alma gücü paritesi itibarıyla, yani bütün boyutlarıyla şu anda dünyanın en büyük ekonomilerinden biri. Ben inanıyorum ki, hiç kimse Türkiye'yi tamamen dışlayan bir yaklaşım içine giremez. Biz şu anda, Kanada ile serbest ticaret anlaşmasını müzakere ediyoruz. Japonya ile Uzak Doğu ile Körfez ülkeleriyle konuşuyoruz. Afrika ile çok ciddi inisiyatiflerimiz var. Bunları niye yapıyoruz sanıyorsunuz? Biz Türkiye'nin ekonomisinin veya herhangi bir alanının bir bölgeye veya bir ülkeye veya birkaç ülkeye bağımlı olmasını risk olarak görüyoruz. Onun için, bu çeşitlendirme çabalarımız devam edecek."
Brüksel Hattında Belirsizlik Sürüyor
Diplomatik girişimler hız kesmeden devam ediyor.
Taslak hazır fakat düzenlemenin nihai çerçevesi henüz netleşmiş değil. AB'nin kendi fabrikalarını koruma arzusu ile uluslararası köklü üretim ortaklıkları arasında nasıl bir denge kuracağı, Ankara'nın da en yakından izlediği başlık olmaya devam ediyor.





