Tam elli üç yıldır önce Avrupa Topluluğunun kapısında bekledik. Sonra kapının adını Avrupa Birliği diye değiştirdiler ve biz elli üç yıldır beklemeye devam ettik ve edeceğiz.
Arada bir kapıyı aralayıp, asık suratla burada hâlâ bekliyor musun? Havasında “madem bekliyorsun al şunları yap ve öyle gel” diyorlar.
Bugüne kadar yetmiş başlık altında ev ödevleri vermişler ama cevaplarımızı okuma zahmetine katlanmamışlar.
Almayacaklarını 53 yıl önce bildiklerinden okumuyorlarmış.
Daha önce Sayın Mesut Yılmaz, Başbakan iken, Sayın Yavuz Donat’la yaptığı ve 7 Şubat 1998 yılında Milliyet gazetesinde “Vitrin”de teşhir edilen bir söyleşide Müslüman olduğumuz için almadıklarını söylemişti, bugünlerde Cumhurbaşkanı olarak Sayın Recep Tayyip Erdoğan “Müslüman olduğumuz için almıyorlar” dedi.
İslami kriterlerde ister zengin ister fakir ol, ırkın, rengin, kıtan, bölgen ne olursa olsun Kelime-i Şehadeti getiren hemen girer ve ilk girenlerle hiçbir ayrıcalığı olmaz.
53 yıllık zaman içinde çıkarılan kanunların hiç birinin Avrupa kriterlerine aykırı olmaması için gayret gösteren ünlü hukukçularımız beyinlerini bu yola koydular ve ömürlerini bu yolda harcadılar.
Bu arada bu hukukçu milletvekillerimizden birçoğu da Kadir Gecesini beklemeyi ihmal de etmedi.
Kadir gecesinde, Kopemhag’dan gelecek Godot’yu bekledik.
Gelmedi. Gelmeyeceğinin karanlık işaretini verdi ama biz onu “rüyalar tersine çıkarmış” diyerek hayra yorduk.
Eğer, 53 yıllık zaman içinde, bu milletin tamamı, Kadir Gecesinin hakkını vererek bu gecede inmeye başlayan Kur’an’ın kriterlerini öğrenmeye ve öğrendiğini hayatında uygulamaya başlasaydı ülke selamette olduğu gibi Avrupa Birliği üyesi ülkelere de örnek olurduk.
Siyasilerimizin, “Dost bildiğimiz düşman ülkelerin desteklediği teröristler” diye başlayan konuşmaları olmazdı.
Adamların verdiği her ödevi yerine getirirsen gelecek olan zehirli aşı da iştahla yemek gerekir.
53 yıl önce köylünün-şehirlinin malı, evinin ve dükkânının önünde dururdu da hırsızlık çok çok az olurdu.
53 yıl sonra mallar kilitli kapılar altına alındı, dışarıya hırsızın çalacağı mal kıymetinde güvenlik kameraları asıldı. Yani malı hırsıza kaptırmadık ama hırsızın sayısını çoğaltan sistemin kurucularının ürettiği kameraya kaptırdık.
Kameralar da korumamaya başladı. Çünkü hırsızlık, teröristlik, kahramanlık haline getirildiğinden hırsızlar, katiller maskesiz olarak geliyorlar, kameraya sırıtıyorlar ve sonra işlerini yapıyorlar.
Kadr süresinin sonunda her türlü kötülüklerden, belalardan, şerlerden, afetlerden korunmamız için meleklerin bile dua ettiğini, Allah’tan gelen emirlere uyulduğu takdirde selamette olacağımızı haber verir.
Gökyüzüne ne kadar yerden buhar çıkarsa o kadar yağmur yağar.
Ellerimizi ve gönüllerimizi açtığımız yalnız Yaratanımız olsun, yaratılanlara el ve gönül açtırmasın.