Ezilen, sömürülen, zulmedilen halklara hasredilebilir. Dünyanın belli başlı bölgeleri, emsali görülmemiş acılarla, soykırımla, kanın akışkanlığıyla çalkanırken, zulüm çarkına elini kolunu ve de beynini kaptıranlar ilginç şekilde dingin, durgun, müsterihtir. Belki kulaklar tıkalı, gözler kapalı, kalpler huzurlu da değildir ama halklar, sistematik işleyen, dozajı gittikçe artırılan ve bizzat üstünde denenen her şiddete, zulme, kötülüğe alıştırılır. Bundan böyle salgın hastalık dolayısıyla her gün ölü sayısı vermek, depremde evi başına yıkılan insanların zamanında yardımına koşamamak bir yana, net olarak hayatını kaybedenlerin oranını bile bilmemek, Gazze’de katledilenlerin sürekli olarak sayımını yapıp çocuğa, kadına, yaşlıya oranlamak olağandır!
Doğal ve yapay afetlerde cenaze levazımatçılığı dışında bir işlev görmeyen yetkililer, halklar tarafından yetkilendirilen ama bu ellerine geçen imkânları kişilerin tensip buyurmasına bağlayanlar, bu topraklar için huzurun zirvesidir! Siddhartha Gautama gibi dünya nimetlerinden artık zevk almaz hale gelince terk-i dünya eyleyip tasarrufa gittiklerini lanse eden nazırlar, muhtemelen sebep oldukları cümle zulümler, ölümler, cürümler için en ufak vicdan sızısı hissetmezler. Gerçi olmayan şeyin sızısını aramak zaten beyhudedir. Olansa işte Budha uyanışı yahut uyanıklığı gibi bir şeydir. Millet fakrı zaruret içinde harap ve bitap düşüşünün acısını geçici sığınmacılardan çıkaradursun, zamanın tasavvuf erbabı erincinden, huzurundan, rahatından edilmenin telafisini tasarruf nümayişinde bulur. Elbette bu tasarruf tedbirlerinin ana nedeni Yahudi’yle anlaşılmış olan ama acı bir şekilde askıya alınan dokuz buçuk milyar dolarlık ticarettir. Kârdan zarar etmeyi şayet halk karşılayamazsa birileri üstlenmek zorundadır.
Asrın sükûneti, kola içmeyi, cips yemeyi terk edip sessiz sedasız Yahudi boykot etmek şeklinde kendini gösterir. Fazla çaresiz kalınca ticareti askıya almak ve bunu ifşa etmek dolayısıyla prim yapmak, herhâlde boykot söylemine dâhildir. İnsanlar nezdinde ne bir aydınlanmaya, ne anlamaya sebep olmasa da kazanç kapısının gıcırtısı tüccar tıynetlilerin huzurunu bozar. Huzursuzluk halka yansır ama asırlar boyu bastırılmış, sindirilmiş, korkutulmuş ve sadece anlık gaz pompalandıkça çalışan insanlar kınayışlara, hedef saptırmalara, diplomasi oyunlarına tav olur. Yazıktır ki işledikleri haltı kendi ağızlarıyla itiraf eden kınayıcılarsa kârlarından birazcık feragat etmeyi erdem diye yutturur. Üstüne bir kez kınayıp cümle âlemin sükûnunu sağlayıverirler.
Kınamak eyleminin süreği şiddetle kınamaktır. Ardından daha da şiddetle, hatta nefretle kınanabilir ama kınayıcılar bütün bunların bir yaptırımı olmadığını bilir. Kınamak dışında ne yapılabilir diye düşünülmese de içine düşülen çaresizlik başkalarını kınamaya davet etmek, kınamadığı için onları kınamak şeklinde tezahür eder. Mütemadiyen bunun örnekleri gösterilir. Özellikle Batı cenahı için geliştirilen söylemler, onların duyarsız, duygusuz, suskun kaldığına dairdir. Hani bütün doğu; Ortadoğu, Uzak ve Yakın Doğu elinden geleni yapmaktadır da bir Batı’nın kayıtsızlığı kalır! Ve muhtemelen Batı’dan kasıt, iş birliği kurulan hükümetler, krallar ve kurumlar değil Doğu’yla aynı kaderi yaşayan halklarıdır. Hâlbuki o halklar müsait oldukları her an, her saat ve her gün meydanlardadır, alanlardadır, eylemlerdedir. Protestoların yöneldiği cihet ise bizzat iş birlikçi hükümetleri, basiretsiz ve tarafgir yöneticileri, Yahudi besleyen güç ve sermaye sahipleridir.
Hiçbir şey yapamamanın çaresizliğini başkalarına çemkirmek suretiyle bastırmaya çalışanlar, Avrupa ve Amerika’daki insanların özveriyle; üniversitelerin öğrencileri, hocaları, personeliyle eyleme durduğunu görünce dönüp kendi sükûnetini sorgulamaz. Aksine, yine o tarafa doğru çemkirip sanki binlerce insanı mağdur etmemiş, sokakları baskılamamış gibi kendi zulmünü setreder. Onlar sükûnun dahi şarlatanlığındandır. Bu da karşılık görür ve bundan böyle hiçbir savaş onlara bulaşmaz. Zira buralar ev ödevini en iyi yapan öğrencilerden, patronun menfaatini gözeten köle ruhlu işçilerden, suskunluğuyla rızasını berkiten kitlelerden oluşur. Direniş, mücadele, savaş ise başkasının derdidir ve asırlar boyu hep üstüne koyarak hırsla biriktirdiği şiddetten taviz vermez. Ergen ruhlu faşistler eşsiz drone’larla, yazılım muhabbeti ve de transfer edilebilir coin’lerle avunadursun, yakıtını ticaret erbabının tedarik ettiği uçaklar, jetler, roketlerle insanlar hayattan; hayat insanlıktan koparılır. İtiraf edilenin ayrıntısına vâkıf olmak dahi gamsızlığı, ruhsuzluğu, ezeli suskunluğu bitirmez. Karşılaştığı zulüm çeşnisine boyun eğip onun içinde rahatlık aranan insanlar, geçen zamanı ilaç bilir ve normalleri ne idiyse ona döner, normalleşir. Gazze’nin normalleşenleri teker teker ifşa etmesi neyi değiştirir?