Geçtiğimiz yaz, bir otobüs yolcuğunda şöyle bir olaya

şahit oldum. Hava oldukça sıcaktı ve yolcular sıcağın verdiği rehavetle bir an

önce evlerine gitmenin telaşı içindeydiler. Otobüs her durakta birkaç yolcu

daha alıyor ve insanlar bunaltıcı havanın etkisini daha yoğun yaşıyorlardı.

Otobüs caddeyi dönerken birkaç yolcu, lütfen camları

açar mısınız diye bağırdılar. Arka taraftan bir adam camları açmak için

uzandığında kadınlardan biri oturduğu yerden kalktı ve hakaret etmeye başladı:

Neden açıyorsun camı, önce yüzüme baktın ve yüzünü çevirdin, tamam ter kokusu

almış olabilirsin ama bu benden değil. Ben son derece titiz bir insanım,

hakkımda zan yaptın Adam sakin bir ses tonu ile insanların sıcaktan

bunaldığını olayın kendisiyle hiç alakasının olmadığını anlatsa da kadın ben

pis değilim, ben ömrümde ter kokmadım, kim pasaklıysa onun yüzüne bakın diye

çıkışlarını sürdürüyordu. Neyse sonunda ön taraftaki yolcular da araya girdiler

ve olayın kendisiyle hiç alakasın olmadığını havanın sıcak olduğunu izah ederek

kadını güçlükle sakinleştirdiler.

Alınganlık, normal sınırları aştığında kişinin kendisiyle

ve çevresindeki insanlarla ilişkilerini zedeler ve zayıflatır. Çünkü alıngan

kişi artık her şeyden nem kapar hale gelmiş ve çekilmez biri olmuştur.

Alınganlığın temelinde, kişinin güven eksikliği ve

kendisiyle ilgili yetersizlik algısı vardır. Özgüveni düşük bir insanın en

belirgin özelliği alınganlıktır. Kişi kendine güvenmediğinden kim ne düşünür

kim ne der diye sürekli negatif odaklı gözlem yapmakta ve çevresindeki

insanlara rahatsızlık vermektedir. Bu insanları ikna etmeniz ise oldukça

güçtür. Çünkü ne kadar iyi niyetli olsanız da kişi sözünüzün kendisi üzerinde

bir baskı oluşturduğunu düşünür ve agresifleşir.

Bu insanların havadan sudan nem kaptıklarını ve hiç

aklınıza dahi getiremeyeceğiniz meseleleri sorun haline getirerek ortamı

gerdiklerini görürsünüz. Söylediğiniz her sözden her hareketinizden her

davranışınızdan bir anlam çıkarır ve buna inanırlar. Hava bulutlu galiba yağmur

yağacak demişler de adam sen bana ördek demek istedin diye çıkışmış ya tıpkı

bunun gibi

Bütün bu sorunlar bireyin kişilik yapılanmasından ve ya

çocukluk yaşantısında bağımsız değildir. Anne baba tarafından takdir edilmeyen,

sürekli eleştirilen ve suçlanan çocukların güven duyguları zayıflar ve bu

çocuklar kendilerinin değersiz olduklarına inanırlar. Büyüklerimizin el alem

ne der, insanlar ne düşünür şeklindeki yönlendirmeleri de zaman içinde bir

baskıya dönüşür ve çocuklar çevre odaklı yaşamaya başlarlar. Bir komşum,

hastaydım, evi temizleyememiştim, doktora gitmek için evden çıktığımda, ya

ölürsem, komşular evin dağınıklığını dillerine dolarlarsa ne yapacağım diye

düşündüm demişti. Özellikle kadınlarımız için bir şeyin doğru ya da yanlış

olması komşunun ne dediği kadar önemli değildir Elbette yaşadığımız toplumdan

tamamen bağımsız bir hayat yaşayamayız. Bu nedenle kendi düşüncelerimizle

toplumun değer yargıları arasında bir uzlaşma sağlamalı, olayları doğru yanlış

süzgecinden geçirmeliyiz.