Hayat, iman ve cihattır! inancıyla yürüdük yıllarca.
Fakat çoğu zaman, yaşadığımız bu çağda, imanın da cihadın da çok kaygan bir
zemine oturduğunu unuttuk. Hak ve batıl öylesine karışmıştı ki birbirine, adeta
her saniye deprem geçiriyordu davamıza duyduğumuz inancımız. Ve her depremde,
sarsılmaz sandığımız tüm duygularımız da sallanıyor, eğer yeniden yapılandırıp
güçlendirmezsek günden güne daha da tehlikeli bir hâl alıyordu.
İnanmak ve inancında sebat göstermek şüphesiz kolay bir
iş değildir. Tarihimiz bütün ömrünü adadığı hak davada sebat gösteremeyip, son
anda batıl yollara kayan milyonlarca örnekle doludur. Kur anımızda Ben
biliyorum veya Ben inandım demenin yeterli olmadığı ve olamayacağının
örneklerini okuyoruz. İlk yaratılıştan bu yana yörüngesinden kayan nice
yıldızın hikâyesini dinliyoruz. Çok uzağa gitmeye de gerek yok aslında. Yakın
tarihimizden de verilebilecek çok fazla örnek var.
Bilen insanların bilmeyenleri uyarması, hatırlatması
sorumluluğu vardır. Fakat bilgilerin bile teyit edici yeni bilgilere ihtiyaç
duyduğu zamanımızda, bilen insanların da birbirini uyarması, iman ve inancını
sağlamlaştırmak için heyecan ve azmini doruğa taşımak için daha da önemlisi
kalpleri kaplayan umutsuzluğu dağıtıp, yerinde yeniden umut çiçekleri yeşertmek
için velev ki doğru yanlış defalarca kez dinlenmiş, duyulmuş olsun, sık sık
hatırlamak, hatırlatmak lazım
İşte bu yüzden zaman Hatırlatma zamanı, zaman Uyarma
zamanıdır!
... Size orda (dünyada), öğüt alabilecek olanın öğüt
alabileceği kadar ömür vermedik mi Size uyaran da gelmişti... (Fatır Suresi:
37) ayeti kerimesi iş işten geçtikten sonra bir tokat gibi yüzümüze okunmadan
önce, yeniden bilgilerimizi tazeleme, imanımızı perçinleme zamanıdır. Kalbimizi
sıkan her yeni deprem sonrası ayaklarımızı yere daha sağlam basabilmek için dua
etme, Rabbimizden yardım dileme zamanıdır.
Öyle ya, tüm günahları bağışlanmış olmasına rağmen Allah
Rasulü de hep bu duayı etmiyor muydu Hep Rabbine sığınmıyor muydu depremlerde
sarsılmamak için Günde defalarca kez Ey kalpleri evirip çeviren Rabbim! Benim
kalbimi dinin üzere sabit kıl! (Müsned: 25210) deyip, dinden sonra sapıklığa
düşmekten, yanan bir ateşe atılmaktan daha çok korkmuyor muydu
Yaşanması zor, ayakta kalması mucize bir zamanda
yaşıyoruz. Ama biliyoruz ki bu dava, depremlere rağmen yıkılmaz ve sarsılmaz
kaleler gibi dimdik ayakta duran dava erlerinin omuzlarında yükselecektir.
Biliyoruz ki aydınlığa en yakın olan zaman, karanlığın en baskın olduğu fecir
zamanıdır.
Biliyoruz ki kuru siyaset, basit muhalefet değildir bizim
yaptığımız. Rahman ın yüklediği cihad emrini harf harf, hece hece yaşantımıza
nakşetmenin adıdır.
Biliyoruz ki bir başımıza da kalsak, bir bir terk etse de
yol arkadaşlarımız bizi, değil mi ki biz Kimse olmasa da ben varım ya Rab!
diye haykırıyoruz, o zaman yenilmek yoktur her adımı zafer olan bu yolda
İşte bundan dolayıdır ki yaşanan tüm olumsuzluklara
rağmen Sabır, biraz daha sabır diyerek o aydınlık sabaha ulaşmak için daha
azimle kürek çekmekten başka bir çaremiz yoktur. Biz bu davaya kaç yılımızı
verdik ama olmuyor! diyerek yanlış kapıları çalmak, faydasız kurtuluş yolları
aramak asla yarar sağlamamıştır ve bundan sonra da sağlamayacaktır. Batıla
açılan kapılarda ömrümüze, verdiğimiz emeklere yazık etmektense; Hak davada
hiçbir sabah bile görememiş olsak değil yıllarımızı vermek gerekirse canımızı
vermeye hazır olmamız lazımdır.
Evet, bu sıkıntılı süreçte, bu çalkantılı dönemde sağlam
kalmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız vardır. Bunun için de Sen öğüt
verip hatırlat; çünkü gerçekten öğütle hatırlama, müminlere yarar sağlar.
(Zariyat Suresi: 55) ayetinde buyrulduğu gibi sık sık birbirimize Hakkı ve
sabrı hatırlamaya, sırtımızı yüce Kitabımızdan bir ayete yaslayarak, bu yolda
yapayalnız kalsak bile, yolumuza devam etmeye mecburuz ve muhtacız...
Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi
eğriltme, katından bize rahmet bağışla; şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın
(Âl-i İmran Suresi: 8)