Batı nın Türk-İslam dünyası ile bitmeyen hesaplaşması

olarak da kabul edilen Şark Sorunu nda dünün Osmanlısının yerini bugün Türkiye

Cumhuriyeti almış durumda. Kurulu sisteme meydan okuma boyutuyla ön plana çıkan

Yeni Türkiye tartışmaları bu bağlamda bir dönüm noktası.

Yeni kırılmalara ve çatışmalara gebe bir görüntü sunan bu

süreçte herkes kendi oyununu kuruyor. Oyunun adı her ne kadar yeni olsa da,

aslında mantığında, aktörlerinde, araçlarında ve hatta kullanılan söylemler de

bile değişen pek bir şey yok. Dün olduğu gibi bugün de Türkiye bir kez daha

yakın çevresi ve kendi içindeki ötekiler üzerinden dizayn edilmek

isteniliyor.

Dün, Kavalalı Mehmet Ali Paşa üzerinden Osmanlı ya

operasyon çeken İngiltere ve diğerlerinin yerini günümüzde Sisi-ABD ikilisi ve

diğerleri almış vaziyette. İngiltere Ortadoğusu ve Türkiyesi yerine,

ABD-İsrail Ortadoğu su ve Türkiye si nin inşası gündemde. Bunun için de en

ufak fırsatlar büyük bir krize dönüştürülmeye çalışılıyor. 

Yakın Çevre deki bal tuzağı ...

Doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti nin bekasını ve onun

üstlendiği tarihsel misyonu hedef alan Batı, Lozan ın 100. yılı olan 2023 e

sayılı seneler kala bunu Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) çerçevesinde Arap Baharı

ile birlikte gerçekleştirmek istiyor.

Bu kapsamda yeni bir Türkiye inşa sürecini hızlandıran

Batı emperyalizmi, bunu Türkiye nin yakın çevresi üzerinden içeriyi etkilemeye

yönelik bir strateji kapsamında uygulamaya koymuş görünüyor. Yakın çevreyi

içeriye zorlayan bu strateji ile Türkiye nin iktisadi, siyasi ve toplumsal

dinamiklerini ve dengelerini sarsmaya çalışan Batı, kısmen de olsa bunda başarılı

olmuşa benziyor. Son dönemde yaşanan gelişmeler bunun en somut göstergesi.

Osmanlı İmparatorluğu nu önce gayr-i Müslim teba

üzerinden vuran, sonrasında ise milliyetçilik fitnesi üzerinden Arapların bir

kısmını İmparatorluğa karşı isyan ettiren Batı, bu sefer Cumhuriyetin

içerisindeki Türkleri ve Kürtleri etnik-mezhepsel çatışmalarla adeta yeni bir

Sevr sürecine doğru sürükleme gayretinde...

Fakat burada asıl hedefin bir Sevr Türkiyesi nden ziyade

eksen kayması yaşamaya başlayan Yeni Türkiye sürecini yeni bir Lozan ile

formatlama eğilimi olduğu kendisini daha çok hissettiriyor. Bir diğer ifadeyle

güçlü, bağımsız ve milli bir Yeni Türkiye yerine, GDO lu bir Türkiye inşa

edilmek isteniliyor. 

Kendine düşman bir anlayışı aşabilmek!

Evet, 2023 e doğru Türkiye, adeta suni kriz dalgaları

üzerinden Lozan sonrası yeni bir yapıya büründürülmek isteniliyor. Ama buna

karşılık bizim savunma reflekslerimiz birer birer zafiyete uğratılmaya

çalışılıyor. Daha da önemlisi, kendi içimizdeki kavga daha da büyütülmeye

çalışılıyor.

Sorunun nedenlerini doğrudan doğruya kendimizde aramamız

ve bundan dolayı dışarı ile yapılması gereken hesaplaşmayı devamlı surette

kendi içimizde yapmaya devam etmemiz, bu stratejinin bir sonucu.

Devamlı şekilde kendisini sorgulayan ve suçlayan bir

ülkenin ya da toplum yapısının sağlıklı bir çözüm üretebilmesi hiç de mümkün

olmayacaktır. Hele hele bu tartışmanın kendisine ait olmayan kavramlar ve

kafalar üzerinden yapılması, sorunu daha da derinleştirmektedir. Öyle ki,

bırakın çözümü, teşhis noktasında debelenip duran bir Türkiye sorunu devamlı

şekilde karşımıza çıkmaya devam edecektir. 

Milli Düşünce sorunu...

Düşünce ufkumuzu Misak-ı Milli sınırları ile sınırlı

tuttuğumuz sürece Yeniden Büyük Türkiye nin inşası hiç de kolay olmayacaktır.

Dolayısıyla, meselenin özüne ve gerçek taraflarına, muhataplarına yönelmemiz

şart. Aksi takdirde, Türkiye nin yeni bir Sevr ya da Lozan sürecine

sürüklenmesi kaçınılmaz görünüyor.

Bunun için A dan Z ye bütün kesimlere büyük bir

sorumluluk düşüyor. Fakat, bu göründüğü kadar kolay değil.

Mevcut sistem, düşünce şeklimizi büyük ölçüde

şekillendirir ve hayallerimizin önüne set çekerken, büyük düşünenler

hayalcilikle suçlanırken ve kompleks ecdadımız ile yeni nesiller arasında

aşılması gereken bir Çin Seddi gibi dururken, açıkçası hiç de kolay olacağa

benzemiyor.