Bulunduğumuz anın kıymetini ancak kaybedince mi anlarız? Ya da dostlarımızı sevdiklerimizi ölümleri mi hatırlatır bize? Terk ederken hatırladıklarımız pişmanlığımız olur.
Genç bir yiğit çekip gitti dünyadan. Eren Bülbül. Ailesine seve seve yardım eden, hayatından şikayetçi olmayan bu genç delikanlının şehadeti vesilesi ile sosyal medyada etiketler açıldı. Tt listesinde kısa sürede birinci oldu. Ne yazıyordu o etikette peki? “İyi ki varsın Eren”. Var mıydı peki Eren? Twitter’ın bir köşesinden izliyor muydu yazılanları? Mutlu oluyor muydu?
Nereden gelmişti bu söz? Eren’in facebook hesabında yaptığı bir paylaşımdan. Ne yazmış şehit Eren: Biri de çıkıp demiyor ki Eren iyi ki varsın. Belki anlık bir sitem belki genel bir duygunun sitemi. Hayattayken duymadığını tt yaparak onu mutlu ettiğini düşünen insanlar... Ben bundan sonrasını düşünemiyorum.
Öncelikle hatırlayalım ki sosyal medyada yapılan paylaşımları ölüler ya da şehitler göremiyor. Kim görüyor? Yaşayan ölüler görüyor. Öyle ki Efendimiz s.a.v. nin dediği ölüm öncesi ölüm de değil her şeyden bihaber ölüm. Yani? Yani en tehlikelisi yaşamanın.
Şehitler ya da ölmüş olanlar neyi hisseder bilirdik. Duayı, ruhlarına okunan sureleri.
Bu etiketi açarak Eren’in son isteğini yaptıklarını düşündü çoğu insan. Diyeyim ki: olmadı. Yaşarken sarılmadıklarımızı sevmediklerimizi ya da sevgimizi gösteremediklerimizi öldükten sonra överek bir şey elde edemeyiz. Bu kendi acımızı gidermek için başvurduğumuz bir teselli yoludur. Onu överek mutlu ettiğimizi düşünürken yine kendimizizdir aslında teselli ettiğimiz. Utancımızı örtmek için başvurduğumuz bir yoldur bu. Onun yiğitliği karşısında bir işe yaramaz hissettiğimizin resmidir. Ölen ölmüştür öte aleme göçüp gitmiştir. Dünyayla davası kapanmış herkesi ardında bırakmıştır. Gönlü kırıksa kırıktır. Hesabı olanlar varsa mahşere kalmıştır. Seslenseniz de nafile. Duyuş kapanmıştır. Ancak Cuma günleri kabri başına gidilirse.
Yaşarken saygı göstermediğiniz hatta belki azarladığınız gönlünü kırdığınız birisi ölünce onun adıyla övünmek kimin hakkıdır? Ölünce kıymetli olan o kadar insan tanıdım ki yaşarken hiç yoktular insanların aklında, kalbinde dilinde. Yaşarken ağlıyorlardı eşim oğlum annem beni sevmiyor diye. Ölünce bir gördük ki ne çok seviliyorlarmış. Ama onlar göremedi. Göremeyecek. Bitti. Kapandı o kapı.
Eren bize iki çarpıcı şey öğretmiş olmalıydı. İlki unutulan ve bağırıp çağırmaktan ibaret sanılan yiğitliğin ne olduğu. İkincisi ise sevdiklerimizi kaybetmeden kıymetini bilmek.
Hayır anlatamadım.
Yine herkes kaldığı yerden devam edecek düşmanlığa, kin büyütmeye kavgaya. Çünkü çağ duygu değil kavga çağı. Bunun en basit örneği de yine sosyal medyada görülebilir. Öne mi çıkmak istiyorsun sağa sola sataş kavga et huzursuzluk çıkar. Sana iyilik edenleri rezil etmenin bir yolunu ara. Ara dur. Çünkü sana kalacak bu dünya. Senin olacak bu taht. Senin olacak her şey. Çünkü sen gömeceksin herkesi toprağa. Yalnız sen kalacaksın. Duygu sana ne lazım. Sana kavga gerek.
İnce misin? Senin sorunun. Kırılgan olma? Niye? Çünkü biz kabayız, biz ağzımıza geleni sayar dökeriz. Arada üzülmeni de istemeyiz. İşte ondan. Kabalaşmanı umuyoruz ve buna seni teşvik ediyoruz.
Oysa bu ne boş beklentidir. Duygu insanları kavga insanına dönüşmez kalpleri donar en fazla. En fazla sevgiye küserler ve inançları kalmaz insana.