Yeni Türkiye, partiler arasında bu anlam yarışının

yapılacağı bir Türkiye olacak mı Olmalıdır, aksi takdirde geçici ve görüntüde

bir başarı getiren bu sürecin kalıcı hasarlar oluşturmasına engel

olunamayacaktır. Tavandan tabana doğru yayılmakta olan bu güç zehirlenmesinin

sandıktan çıkan sonuçlara göre değerlendirilmesi ise sadece milleti hipnotize

edecektir. Büyük taşları yerine koymak yerine, çakıl taşlarıyla uğraşanların,

bugünü kurtaramadığı gibi yarınını da kaybet-tir-meye aday olduklarının

anlaşılmaması başka nasıl açıklanabilir!

Sistemden beslenen partilerin oy oranı arttığı halde

neden yarının kurulması fikri yerini bugünün kurtarılması endişesine

bırakmaktadır Siyasette inatlaşma ve kamplaşmanın partilere oy kazandırdığı

ama kimseye fayda sağlamadığı ne zaman görülecektir Gözü kapalı oy verenlerin

gözünü açtığında tren kaçmış olursa, farklılıklarımızı ayrılık nedeni değil, bir

zenginlik unsuru olarak görmek bir işe yarar mı Yaşanan tahribat yapılan

tamiratla önlenemeyeceğine göre oynanan tiyatronun kaç perde olacağını bilmek

zorundayız.

Gözü kapalı oy verenlerin sayısının her seçimde artması,

duygusal bir millet olduğumuzun göstergesidir. Ancak bu duygusallık sebebiyle

değiştiğimizi görmüyor ya da görüyor ama ses çıkarmayarak sorun üretilmesine

müsaade ediyoruz. Çünkü gücü öncelediği için yaşadığı mantıksal kaymanın,

adalet eksenini de kaydırdığından haberi olmayan bir toplumla yaşıyoruz.

İçimizde, daha önce eleştirdikleri davranış normlarını aynen benimseyen, sahip

olduğu serveti ile statükonun da desteği ile kolayca elitler zümresine dâhil

olan bir toplumsal katman oluştu. Bunu görmeliyiz!

Zihniyetimizi değiştirmediğimiz sürece, dönülmez bir

zararın ufkundayız. Zincirleri kıracak farklı yaklaşımlara açık olmak ve

stratejik bir dönüşüm yapmak için inşa edilecek modellere, tamirattan ziyade

elde edilen tecrübelerle yeni hamlelere ihtiyacımız var. İlmi siyaset

sayesinde, gerektiğinde yenilenmeyi başarmak zorundayız. Bu milletin ruh kökü

isek ve küllerimizden yeniden doğacaksak stratejik bir dönüşüm yapmakla

yükümlüyüz.

Yeni bir söylem geliştirmek önemli bir adım gibi gözükse

de asıl önemli olan mevcut söylemlerin isabet kaydetmesi adına tekrar değil

tesis fonksiyonu üretmesidir. Birileri için boş vaad olan ama inananlar için

bir ideal olan yeni bir dünya vizyonunu, fonksiyon icra edecek düzeyde yeni

söylem ve eylemlerle geliştirmek zorundayız. Rüzgâr tiyatroyu oynayanların

arkasında olsa da senaryoyu yazan rüzgarın sahibidir ve bizimledir. İkinci kırk

yıla hazırlık, ilk kırk yılın tekrarı olmayacaktır.

Günümüz insanı, güçlü iken Allah ın takdirini unutmakta,

sorumluluklarını ötelemektedir. Bu nedenle de hakkı tutup yükseltmek için

mücadele etmekten uzaklaşmaktadır. Ben hiç zarar görmeyeyim, bir elim yağda

bir elim balda olsun, ben gemimi yüzdüreyim kimse bana dokunmasın, haksızlık

hukuksuzluk karşısında sessiz kalayım şeklinde düşünen insanlar kazanıyor gibi

görünse de gelecekte büyük kayıplar verecektir. Çünkü tarih bunun sayısız

örnekleri ile doludur ve bu sistem sadece hak yemek üzerine kurulan bozuk bir

düzendir. İhtiyacımız olan şey, kamplaşmak, kutuplaşmak değil, birbirimizi

anlamaya çalışmak olmalıdır. Bu ise partilerin bir anlam yarışı yapmasına

bağlıdır.