Eski başbakanlardan [Ahmet] Mesut Yılmaz ın Hürriyet gazetesinde 28 Şubat süreci, sonrası anılarını, izlenim ve yorumlarını okuduk. Mesut Yılmaz ın [Ahmet ini] köşeli parantez içine alışımız bilinçlidir. Aslında bu bile Mesut Yılmaz ın kişiliğini kanıtlama için önemli bir göstergedir. Kimi ünlüler bazı isimlerini saklarlar, ya da kullanmazlar. Bunun elbette psikolojik ve ideolojik nedenleri vardır. Yaşar Kemal in İnce Memed romanında mehmed adını özellikle bozarak, halk diliyle vermesi gibi. Oysa bir edebî eserde asl olan yerelliğe kaçmadan evrensel boyutta bir bakış getirmektir. Bu bir diğer konu. Yabancılaşma ve yabancı kültürün kuşatmasında olanların tutumlarını anlamak için bu yorumu yaptık.

Mesut Yılmaz ın Hürriyet teki konuşması nda çok önemli vurgular vardır. Bunları sırasıyla ele alıp irdeleyeceğiz. Ancak bunlardan en önemlilerden biri Mesut Yılmaz ın Anadolu insanına, İslâm kültür ve düşüncesine olan uzaklığı ve ona karşı olan tutumu. O, aklı sıra kaba bir mizah ile Erbakan Hoca nın kimi davranış ve tutumlarını tiye alarak yorumlarda bulunuyor. Koalisyon görüşmelerinin yapıldığı, görüşmelere başlandığı sırada Hoca nın Fatiha okuyarak başlamasını "Hayrola Hocam biri mi öldü " tepki vermesi. Mesut Yılmaz ın böyle bir tepki verip vermediğini bilmiyoruz. İkili görüşmelerde taraflar karşılıklı konuşmadıkça gelişmelerin iç yüzünün ayrıntılarını bilemeyiz. Erbakan Hoca bir devlet adamı. Geçmişe ilişkin kimi önemli bilgileri, sırları içinde tutuyor. Bunların çok az kısmını özel görüşme ve toplantılarında dile getiriyor. Dışa dönük, kamuoyu önünde konuşmaktan kaçınıyor. Yaşadığı çok olay ve durum var, o asaletli bir duruşla bunları saklı tutuyor.

Mesut Yılmaz ın İslâm a ve Anadolu insanına olan uzaklığı, yabancılığı ve hatta karşıtlığını bu konuşmanın birçok ifadesinde görüyoruz. Bunların başında hayırlı bir işin, bir toplantının başlangıcında Fatiha ile başlanmasıdır. Mesut Yılmaz Kur an-ı Kerim ya da Fatiha aklına gelince ölüler başında ve mezarlıklarda okunan bir dua olarak algılıyor. Bu algı İttihatçı yabancı kültürün özellikle arzuladığı, üzerinde durduğu tutum. Zaten konuşmanın içeriğinde bu anlamda önemli vurguları var. Din in hayat dışına itilmesi. Bu konuşmasında önemli bir vurgusu da bireylerin de laik olabileceğini söylemesi. Mesut Yılmaz özellikle bir vurgu olarak Ezanın Arapça aslına dönüşten, İmam hatip okullarına kadar olan sürecini asker ve bürokrasiyi bahane ederek değerlendirmesi bu bakış açısını içeriyor.

Fatiha suresinin içeriği bile başlı başına insanlığın iyiliği ve güzelliği için bir öz taşır. Tabii burada üzerinde durulması gereken en temel şey Mesut Yılmaz ın Anadolu İslâm kültürüne ne kadar yabancı ve karşı olduğunun belirmesidir.

Konuşmasının bir diğer bölümünde Erbakan Hoca nın çevresine, korumalarına olan insani yaklaşımını küçümsemesidir. Korumalar veya alt katmanda hizmet edenlere olan yaklaşım. Onları insan yerine koymak. Yabancı kültür buna izin vermez. Korumalara çay ikramı, onların edep ile Anadolu İslâm kültürü gereği, çömelerek, oturarak çay içmeleridir.

Mesut Yılmaz ın hâlâ anlamak istemediği ve kabullenemediği bazı durumları da irdelemede yarar var. ANAP ın başına geçtikten sonra giderek itibar yitirmesi ve partisinin Türk siyasal yaşamından çekilmesinin özünü yakalayamamış olması. Belki de onun ruhunu ve siyasal izleğini en iyi gene kendi ifadesinde gizilidir. "Siyasi hayatıma mal olsa da İmam Hatip okullarının kapatılması" düşüncesi. İttihatçı sürecin, anlayışın Süleyman Demirel den sonra önemli temsilcisidir, ona bir sorumluluk ve misyon yüklenmişti. Fakat tutunamadı.

28 Şubat sürecindeki sivil, bürokratik jakoben dayatma için: "28 şubat süreci, demokrasi tarihimizin en yaygın sivil toplum hareketlerine sahne olmuş ülkenin en büyük meslek birlikleri, hükümeti demokratik yoldan değiştirmek için bir araya gelmişlerdir." Bu ifadelere bakılarak aslında millet ile olan ciddi ayrılığın ve yaklaşımın sonuçlarını görebiliyoruz. En büyük sivil hareket idiyse bugün Akepe iktidarı nasıl doğdu, niçin doğdu. Jakoben bürokratik dayatmaya karşı halk Akepeyi bir sivil darbe olarak iktidara getirdi. İşte burada Mesut Yılmaz ın fatihayı ölüler için okunan bir metin, bir dua olarak görmesinden kaynaklanıyor.