Rivayet edilir ki İspanya yı fethe çıkan Tarık Bin Ziyad 19 Temmuz 711 yılında 4 büyük gemi ile İspanya sahillerine demir attı. Daha sonra Cebel-i Tarık (Tarık Dağı) adını alacak olan bu bölge İspanya ile Kuzeybatı Afrika (Mağrib) arasındaki bağlantı noktasıdır.

Büyük komutan Tarık Bin Ziyad, askerlerinin düşmanla savaşırken kararlı olmalarını sağlamak için ilginç bir taktik uygular. Askerlerinin kafasındaki geriye dönüş umudunu ortadan kaldırıp "Ya zafer ya ölüm" fikrini yerleştirmek için bütün gemilerini yaktırır. Müteakiben de İspanya içlerine doğru gözü kara bir sefer başlatır.

Bu sefer çok hayırlı neticelerin doğmasına sebep olur. Sonuçta kat kat üstün düşman kuvvetleri mağlup edilir. Böylece İspanya yı "Muhteşem Endülüs" yapan süreç başlar.

Türkçemizde "Gemileri yakmak" deyimi Tarık Bin Ziyad ın bu muhteşem hareketinden/kararlılığından gelmektedir.

Ülkemizde çok yaygın bir şekilde kullanılan "Gemileri yakmak" deyimi "Geri dönmemek üzere bir işe girişmek, kararlı bir şekilde başlamak" anlamını içerir. Deyimin hikayesi de ifade ettiğimiz gibi ilginçtir.

Bu deyimden bizim alacağımız mesaj gerektiğinde gemileri yakma kararlılığına sahip olmamız gerektiği şuurunda olmamızdır.

Söz Endülüs ten açılmışken konunun üzerinde biraz duralım:

Müslümanların, bundan 13 yüzyıl önce biraz önce verdiğimiz tarihte İspanya sahillerine çıkarak başlattıkları fetih hareketini ve orada kurdukları Endülüs Medeniyeti ni herkesin çok iyi bilmesi gerekir.

Endülüs 800 yıl ihtişamla yaşamış bu dönemde Avrupa ya bilim, sanat ve medeniyet öğretilmiştir.

Endülüs Medeniyeti, Allah ın nurlu adını yaymak için ilerleyen bir medeniyet ordusunun İspanya ya hediyesidir.

Bu kutlu medeniyeti oraya ulaştıran İslâm ordularının başında komutan olarak Utbe bin Nâfi bulunuyordu. Atlas okyanusu kıyılarına geldiği zaman:

"- Ya Rabbi! Şu uçsuz bucaksız deniz önüme çıkmasaydı, senin adını daha ötelere götürürdüm" demişti. Bu karşı kıyılardaki İspanyol topraklarının pek yakında fethedileceği müjdesidir. Evet, o işaret edilen topraklar/İspanya 800 yıl "Endülüs İslâm Medeniyeti" için vatan oldu.

Bir Temmuz sıcağında geri dönmemek üzere, gemileri yakıp karaya çıkan Tarık Bin Ziyad ın askerleri rahmet rüzgarı estirerek, İspanya içlerine doğru ilerlediklerinde İber yarımadasında hayat yeniden başladı.

Günümüzden yüz yıl öncesine kadar bile doğru dürüst yıkanma bilmeyen Avrupa halkları, sadece Kurtuba Şehri nde 900 hamam yapan Endülüs Müslümanlarına hayran kalmışlardı.

Endülüs âlimleri Avrupa nın dörtbir yanından gelen binlerce Hıristiyan talebeye tıp, matematik, felsefe ve mantık öğrettiler. 600 cami, 80 okul, 50 hastanesiyle sadece Kurtuba şehri bile Avrupa nın aydınlanması için bilgi ve kültür yayan bir merkez olmuştu.

Ancak, kendi aralarında siyasi kavgalara başlayıp ayrı devletler kuran Müslüman yöneticilerin gafleti, koca bir medeniyetin çapulcu serseriler ve zâlim krallar tarafından yok edilmesine yol açtı. En son 1492 yılında Gırnata şehir devleti düştü. Ehl-i küfür Gırnata yı alınca işe 2 milyon adet elyazması kitabı yakarak başladı. Arkasından törenlerle Müslümanlar yakıldı.

Bugün ayakta duran Elhamra Sarayı duvarında Lâ gâlibe illâ Allah (Allah tan başka galib yok) yazısı duruyor. Bunu da düşünmek lâzım...