Lübnan a Asker tezkeresi hepsinden farklı şartlar ihtiva etmekte ve dünya konjonktürü çok farklı bir akış içinde bulunmaktadır. Bu şartlarda Türkiye nin toprak bütünlüğü ve istikrarı tehlike altındadır. Ne gariptir ki, Türkiyede herkes bu olayı konuşmakta, pekçok grup tedbirli ve müteyakkız olmayı önermekte ama iktidardaki AKP ise  toplumun çoğunun istek ve telkinlerinin tam aksi istikamette karar vermektedir.

5 Eylül 2006 tarihi, İslâm coğrafyası için tarihi bir gündü. 5 Eylül 2006, Meclis olağanüstü bir toplantı yaparak Lübnan a Türk Askeri gitsin mi gitmesin mi kararını verdi. Bu şekilde sadece bir yere asker göndermeye değil, Türkiye nin etrafında gittikçe daralan ve 22 Müslüman ülkenin sınırlarını değiştirecek olan Büyük Ortadoğu Projesi nde (BOP) hangi tarafta yer alacağımıza karar verildi.

Türkiye Cumhuriyeti başka yere asker yollamadı mı elbette, yolladı. Şimdiye kadar pekçok değişik askeri yardım programında yer aldı ama her birinde şatlar farklı idi. Zaten her karar da mutlaka o günün şart ve gelişmelerine ve ülkenin o günkü çıkarlarına göre değerlendirilir ve öyle de olmuştur.

Lübnan a Asker tezkeresi hepsinden farklı şartlar ihtiva etmekte ve dünya konjonktürü çok farklı bir akış içinde bulunmaktadır. Bu şartlarda Türkiye nin toprak bütünlüğü ve istikrarı tehlike altındadır. Ne gariptir ki, Türkiyede herkes bu olayı konuşmakta, pekçok grup tedbirli ve müteyakkız olmayı önermekte ama iktidardaki AKP ise  toplumun çoğunun istek ve telkinlerinin tam aksi istikamette karar vermektedir. Kısacası, bu tarihimizin belki de en garip olaylarından birisini teşkil etmektedir.

Sorulacak Önemli ve Acil Sualler:

l Neden olaylar kabinede konuşulmadan, meclis olağanüstü toplantıya çağrılmadan ve MGK dan net bir karar çıkmadan , hükümetin başındaki yetkililer "asker gönderileceğine dair" beyanlarda bulunmuşlardır

l Neden, bu konuda meclis içindeki partiler bile bilgilendirilmemiştir.

l Neden,  daha meclis toplanıp, karar vermeden  bazı liman ve hava limanları, Bakanlar Kurulu kararı ile  Birleşmiş Milletler kullanımına açmış ve bunu ilan etmişlerdir (İstanbul da Sabiha Gökçen havalimanı, Adana Şakir Paşa havalimanı, Mersin ve İskenderun deniz limanları). Bu doğru bir hukuki prosüdür müdür

l Neden bütün bu haberleri, hatta gitmesi muhtemel asker sayısını bile Amerikan ve İsrail gazeteleri Türk gazetelerden daha once öğrenmiş ve yazmıştır Acaba neden Türk basını ve Türk insanı bu konularda en geç bilgi sahibi olmuştur

l Sn. Cumhurbaşkanının son derece yerinde ve haklı uyarısını neden hükümet yetkilileri ( ve yetkisizleri) büyük bir tepki ile karşılamış ve üstünde bir dakika bile düşünmemişlerdir. Halbuki bilmeleri gereken son derece önemli bir husus, Cumhurbaşkanının bu ölçekte bir açıklamayı ancak askeri kuvvetlere, Milli İstihbarata ve siyasi merkezlere danıştıktan sonra yapmış olmasıdır. Bu çok önemli uyarıyı yapmak için de Genel Kurmay başkanlarının devrir teslim merasimi gibi bir olay seçilmiştir. Bu bir tesadüf değildir. Bu uyarıya bu kadar çabuk kızılacağına, daha sakin bir şekilde olayı incelemek  uygun olurdu. Acaba gerçekten bu kadar öfkelenmelerinin sebebi neydi

l Neden, diğer büyük devletler ( bütçesi büyük, siyaseti büyük, askeri büyük, bölgede ilgi ve bilgisi büyük ) mesela ABD, İngiltere ve Almanya  kesin olarak asker göndermeyeceklerini ilan ettikleri halde, Türk Hükümeti gönderme konusunda  bu kadar hevesli davranmıştır. Daha bu konu mecliste konuşulmadan "bizler orada olmalıyız, askerimiz gidecektir" gibi beyanlarda bulunulmuştur.

l AB Akdeniz etkinlikleri projelerinde eş-başkanlık ünvanını paylaştığımız  İspanya bile ancak 110 asker yollamayı taahüt ederken, Türkiye neden  en az 1500 veya daha fazla asker göndermekten bahsetmektedir. Bu kadar telaş ve gayretin sebepleri nelerdir

l Birleşmiş Milletler kararı sadece bir tavsiye mahiyetindedir. Her ülke kendi şartlarını  ve çıkarlarını hesaplamak ve ona göre bir karar vermek durumundadır. Kabul mecburiyeti yoktur. Durum böyle iken, Türkiye nin bu akıl ve mantık almaz heves ve telaşı nereden kaynaklanmaktadır   Hükümet bu konuları neden açıklığa kavuşturmamaktadır

Bu suallerin cevaplarını hükümet halkına anlatmak zorundadır. Anlatmalıdır demiyorum, anlatmak zorundadır diyorum. Eğer, bu ülkede Demokrasiden, hukuğun üstünlüğünden, Cumhuriyet düzeni içinde cumhuru yönetmekten bahsediyorsak, o zaman iktidarda olan her kim ise, halkı yani cumhuru aydınlatmak ve ikna etme gibi bir sorumluluk içinde olduğunu bilmesi gerekmektedir. Milletin tümünü ilgilendiren kararlar halkı temsil eden TBMM de tartışılmalı ve demokratik ve yasal kuralları içerisinde ele alınmalı ve karara bağlanmalıdır.  TBMM sadece bir tasdik makamı değildir.

Çarpıtılan Gerçekler:

Lübnan a asker göndermeyi topluma kabul ettirmek için son derece garip çarpıtmalar yapılmıştır. Ne var ki kısa sürede işlerin doğrusu anlaşılmıştır. Asıl garip olanı, bazı odakların halkın tümünü tamamen aldatabiliriz (halk tabiri ile "uyutabiliriz") sanmış olmalarıdır. Artık bilgi çağında TV, radyo, internet yolu ile dünya basınına ulaşmak kolaylaşmıştır. Dolayısı ile olayların ne olduğu ve en doğrusu kısa zamanda  anlaşılabilmektedir. "Sokaktaki adam" ise sağduyusu ile birçok şeyi çözebilmektedir. Buna rağmen:

BM, Güvenlik Konseyi nin 1701 no lu kararı ile hiç bir çatışmaya dahil olunulmayacaktır denmiştir. Bu bir çarptmadır çünkü 1701 numaralı kararda önceki iki BM kararına atıf yapılarak oradaki şatlar geçerlidir denmektedir. Oradaki şartlarda ise çatışma öngörülmektedir.    

ROE yani Rules of Engagement denen Çatışma Kuralları diye bilinen dokümanda ise çatışmanın olabileceği 4 ana durum tespit edilmektedir. Bu şartlar altında Lübnan a giden hiçbir askerin "bunu yapmıyorum" deme lüksü yoktur. Tam aksine süngü harbine kadar her şey buna dâhildir denmektedir. Bunlara rağmen uzun süre hükümet yetkilileri tam aksini iddia etmişlerdir. Sonunda herkes durumu kavrayınca da "ne yani, asker adam şehitte olur, gazi de" denilip, geçilmiştir. Burada rahatsız edici olan husus neden sürekli olarak halka doğruyu söylememek gayreti içinde olunulduğudur

"Müslüman halka yardıma gidiyoruz"  denmiştir. Oysa dikkatle okunduğunda 1701 no lu kararın daha çok İsraili korumak ve yararlı olmak amacı ile kaleme alındığı açıkça görülmektedir. Asker konuşlanması bile sanki saldırgan taraf Lübnan mış gibi, onun topraklarında yapılacaktır. Tek Lübnan ordusu hariç hiç bir gücün kuvvetlenmesine ve silahlanmasına izin verilmeyecektir. Türkiye den gidecek deniz kuvvetleri de ablukayı kontrol edecektir.  (Birkaç hafta önce Lübnan dan tahliye yapan Türk teknelerine İsrail gemileri saldırmış ve üstüne de hakaret etmişlerdir. Ancak dıştan müdahale ile durum kurtarılmıştır.) 

Abluka ise Lübnan ve Filistin e gidecek insani yardımları bile önlemektedir. Kofi Annan "insani yardımların" gelebilmesi için ablukanın hafifletilmesini istemiş( 29 Ağustos 2006) ama İsrail kendi taleplerinin tümü karşılanana kadar bu durumu kesinlikle red etmiştir. O halde bu durumda Türk askeri hangi tarafa yardım etmiş olacaktır Tabii ki İsrail e Hangi Müslümana yardım etmiş olacaktır Hiçbirisine. Türkiye, Ortadoğu da yalnızlığa itilmiş olacaktır.

"Ortadoğu ya barış ve adaletin kalıcı olmasında katkı sağlamaya gideceğiz" denmektedir. Sormak gerekir: hangi barış ve hangi adaleti Kimin adaleti   Barış diye birşey mevcut değildir. Bu ateşkes İsrail e tekrar saldırıya geçene kadar zaman kazandırmak içindir. Barış değildir. Adalet ise 1701 no lu BM kararında bile yoktur. Lübnan ı bir tarafa bırakın, Gazze ve Batı Şeria daki Filistinlilerin durumu o derece kötüdür ki, İsrail deki gazetelerden bazıları bile bu durumun sonunda terörü daha da körükleyeceğini yazmakta, durumun düzeltilmesini istemektedirler. Ortada Müslümanlar için hiçbir adalet yoktur. O halde ortada olmayan bu iki şey için Türkiye oraya gidiyorsa, hakikaten aslında ne için gitmektedir

Bu kadar telaş ve acele nedendir ABD ye karşı tekrar mahcup olmamak için mi Dışarıda birilerini memnun etmek için mi Ne için Bunun açıklanması ve anlatılması gerekmektedir.

O zaman sormak gerekir AKP kimin temsilcisidir Yapılan çok ciddi anketlere göre halkın % 75 i Lübnan a asker göndermek istememektedir. 

Basından öğrenildiğine göre Meclis içindeki ve dışındaki siyasi partilerin hiçbiri, sendikalar, Sivil Toplum Örgütleri ve çeşitli kuruluşlardan hiçbiri asker göndermeyi istememektedirler. O halde,

NEDEN AKP BUNCA TELAŞ VE SABIRSIZLIKLA ASKER GÖNDERMEYE ÇALIŞMAKTADIR