ırak ile Suriye ve IŞİD meselesini yazmaya başladığım ilk yazıdan itibaren, aslında sadece yazıların başlığı ile bile ironi yaparak meseleye açıklık getirmeye çalıştım, en sonunda söylenecek hüküm cümlelerini de en başta ve birinci yazının ilk satırlarında hatırlattım: ERBAKAN Hocamız ile yıllardan beri “ADİL DÜZEN” dedik… -“HİS, FİKİR, İRADE VE ÜNSİYET” olarak insandaki melekeleri zikrettik... -“DİN, İLİM, İKTİSAT VE İDARE” olarak bunların tezahürlerini dillendirdik... -“Ne yapılacak, nasıl yapılacak, kim yapacak ve neye göre paylaşılacak ” dedik… -“Murakabe, yasama, icra ve yargı” bunların fonksiyonlarıdır dedik de dedik ama! .. Evet; sıra budur, bunların yapılması gerekmektedir, “devlet ve dünya düzeni” bunlara göre “yapılanmak” zorundadır ve bunlar yapılmadığında neler olacağı IŞİD IŞİD ortadadır! .. Sıraya riayet etmemek, birisini atlamak veya “dördünü bir bütün olarak tamamlayamamak” bir ülkeyi, bir bölgeyi, bütün beşeriyeti/dünyayı ne yapar, apaçık ortada!.. Bu vesileyle “İSLÂM DEVLET VE DÜNYA DÜZENİ” kitabımız ile “ADİL DÜZENE GÖRE İNSANLIK ANAYASASI” çalışmalarımızı bir kere daha hatırladık ve bunları “herkese ama herkese” bir kere daha hatırlatma gereğini duyduk… Kırk yıllık “KUR’AN VE İLİM” çalışmalarımıza göre “sistem” bu, “düzen” bu, “nizam” budur; yani “ADİL DÜZEN”in, “ADİL EKONOMİK DÜZEN”in temeli budur dedik... Yine IŞİD vesilesiyle bir kere daha anladık ve idrak ettik ki; siz yapılması gereken bazı doğruları zamanında yapmazsanız, hep böylesi beklenmedik olaylarla karşılaşırsınız… Birileri senaryolar hazırlar ve peş peşe uygular… Bizim ana varsayımımıza göre senaryoların hazırlayıcısı ve uygulatıcısı “sömürü sermayesidir” ve yaptıklarını/yaptırdıklarını da karşılığı olmayan dolar gücü ile yapıyor; insanlık ve ulus devletler uyanıp “karşılığı olan kendi paralarını” çıkarıncaya kadar da yapmaya devam edecek… Meraklısına not: Bu konu ile doğrudan ilgili bu köşedeki yazılarımıza bakılması tavsiye olunur dedik...

IŞİD meselesini asıl yapılması gerekenlerle bitirelim. Demek istediğimiz şudur: Tekrar varsayımımıza dönelim ve sömürü sermayesinin bu oyununa karşı hem “genel” hem de “özel olarak bu IŞİD meselesinde” ne yapalım, onun üzerinde duralım. 1-Türkiye, İran, Irak ve Suriye yetkilileri İstanbul’da toplanmalı, Kürt temsilciler de burada yer almalıdır. Türkiye’den ilgili ve yetkili olarak toplantıya katılmalarını önereceğimiz isimler vardır ve o isimler şimdilik bizde saklı kalsın; önerimiz kabul edilirse isimler ilgililere açıklanır. Önerilip katılmayan olursa kendisini deşifre etmiş olur, o zaman onu hedef alırız. 2-Millî olmayan medyada çıkan haberlerin çoğu yalandır. Mesela, 1700 kişi katledilmemiştir. Sermaye bu haberleri uydur/t/uyor veya gözdağı veriliyor. Bu husus göz önüne alınarak bunun için bu devletler özel istihbarat kurmalıdırlar. 3-Orasını savunamayanların artık orada kalma hakları yoktur. Kaçanları “mülteci” değil “muhacir” olarak kabul etmemiz gerekir. Bu devletler onları kendi ülkelerinde yerleştirmeli, işyeri ve mesken temin etmeli, “faizsiz kredi” ile bu işleri yapmalıdırlar. 4-İşgal edilen yerlerdeki insanlardan isteyenler oradan “hicret” edeceklerdir; oraya hicret etmek isteyenler oraya hicret edeceklerdir. Eski nüfusundan daha çok oraya hicret eden olursa onların topraklarını genişletmeliyiz, oradan hicret edenler daha fazla ise topraklarını daraltmalıyız. Öldürdükleri insanlar varsa onların diyetini almalıyız.

Bütün bunlar yani bu meseleler hususundaki kararları hep “HAKEMLER” alacaktır. IŞİD hakem kararlarına uyarsa sorun çözülmüş olur. Topraklarını koruyamayanlar da yeni topraklarında yerleşir ve refah içinde yaşarlar...

Hakemlere uymayanlara karşı ise bahsettiğimiz devletlerden isteyenlerin katıldığı bir gönüllüler birliği kurulur, ikmali de isteyen devletler yaparlar. Kurulan gönüllüler ordusu hareket eder, onları yener ve işgal edilen yerler yeni bir statü kazanır...

Görülüyor ki şeriat her türlü şartlarda ne yapacağınızı belirtmiştir ama onu okumanız, anlamanız ve gereğini yapmanız gerekmektedir. Bu tedbirler devletlerin alacağı tedbirlerdir. Sermayenin narkozlaması sonucu bunu devletler yapmazlarsa, elbette halkımızın yapacakları vardır. HAKEMLİĞE başvurarak haklı-haksız olanları ortaya koymamız gerekmektedir.