ESKİDEN UNUTURDU
BUGÜN HATIRLAMIYOR
“Uluslar da tıpkı bireyler gibi yakın dönemin “tecrübeleriyle” düşünür. Toplumlar hatırlar. Geçmişte, yaşanmış bir olayın unutulması ve hayatın o unutuşlarla inşa edilmesi ancak bir patolojidir ve bunun örnekleri tarihte vardır.”
Cümleleriyle başlamış ve “Türkiye herşeyi hatırlıyor” diyerek ilk paragrafını bitirmiş, akademisyen yazarlardan bilim insanı Hasan Bülent Kahraman, 2 Aralık 2015 Çarşamba günkü yazısını.
Hatırlamak önemlidir.
Yeni seçtirilen Meclis Başkanı’nı tanıtmaya çalışan gazeteci kalfaları, ustaları neden dişe dokunur bir şey hatırlayamadılar.
Milletvekili olduğu partinin parçalanmasına emek verdiğini, kurdurulan yeni partiye ad verdiğini (Dede Korkut günleri) lakin o partide bir mason gördüğünü, dolayısıyla ben yokum dediğini pek güzel hatırlıyorlar ama…
Şimdi tekrar varım dediğine göre o bir masonun orada olmadığını…
AKP’ye yakın gazetecilere kalfalar ve ustalar dedik ama, bu algıcılıkları pek bir çıraklık işi kalmış.
Türkiye hatırlıyorsa…
Kültür Bakanlığı yaptığını yazdılar da o bakanlıkta ne yaptığını hatırlayamadılar. Ya da tv kanallarına telefonla bağlatıp Semavi Eyice Hoca ile giriştiği diyaloğu saymıyorlardı icraat olarak.
“İşte çağdaş Türkiye!”
Demirel’in bu haykırışı da mı hatırlanmadı.
Şarapçı derneklerini arkasına alarak ve ithal orkestralara 9. Senfoniler çaldırarak, önündeki Kültür Bakanı’nı derleme, toplama, bindirme kalabalığın önüne atarken “İşte Çağdaş Türkiye” diye bağırmasına bir tepki vermesini bekleyerek izlemiştim o canlı görüntüleri…
Ayağa kalkmasını, itiraz etmesini ve bu ucuz çağdaşlık karşısında bizzat Demirel’in çağdışı kaldığını ilan etmesini de beklemiştim.
Bakanlığa atanma kararnamesinde imzası olduğunu, dolayısıyla bakanından sorumlu olduğunu, bir bakana yapılanların onu atayana da yapılmış sayılacağını, hatırlatmasını da beklemiştim.
Gençlik örgütlerinde, gençliği onun partisine bağlamak için çaba gösterdiğinden habersiz olamayacağını, dahası, Demirel Cumhurbaşkanı olmalıdır dualarının karşılığının böyle olmaması gerektiğini söylemesini ve onları da susturmasını beklemiştim.
Öyle olmadı.
Gençlik günlerinden arkadaşı Abdullah Gül’ün bir akşam yemeği toplantısında, bir generalin askerden alkol istemesi karşısında başını öne eğerek beklemesi geleneğini o günlerin Kültür Bakanı da sürdürmüştü.
Türkiye hatırlıyorsa…
Bunları neden hatırlamıyor kalfalar ve ustalar.
Yoksa diyorum kendi kendime, gençlik günlerinde bize taktisyen ve cemiyetçi diye reklamı yapılan o insanların başları önünde ve trans halinde beklemeleri, istikbaldeki makamlarının parolası mı idi O zaman mesaj alıcıları da bilmemiz gerekmez mi
Bir tek hatırlamaya çalışmak yorgunluğunu tadmamışız.
Halbuki, Ayasofya bizim davamızsa, yani bir kısım AKP yanlılarının da davasıysa, bizim öyle bir davamız yoktur, dediğini de hatırlamalıydı iktidar gazetecilerinin ustaları ve kalfaları.
Partilerinin Meclisi gençleştirdiğini de…
Seçme ve seçilme yaşını 18’lere düşürdüklerini de…
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşını çok buldukları propagandasından çekinmedikleri İhsanoğlu’nun ağbi diyeceği birinden başka isim akıllarına gelmediğini de…
Türkiye hatırlıyorsa…
Türkiye’nin insanları da hatırlamalıdırlar.
DEVLET’E KARŞI ÇIKIYOR, DEVLET’İN MEMURLARI
MHP’de Devlet Bahçeli’nin karşısına kim çıkıyorsa kartel gazetecileri kolay röportajlar imzalıyorlar.
İşte onlardan birinin cevapları.
- Adımı 1 Kasım listesine yazacağını, sanmıştım, yanılmışım…
- Milletvekilliğinin ötesinde bir görev düşünüyordur sanmıştım, yanılmışım.
- Seçimlerde 11.9’u gördüğünde istifa eder, kurultayı toplar sanmıştım, yanılmışım.
Sayın Devlet Bahçeli, partisinde güçlü adam. Kartel kalemşorlarına, bana rakip olmaya kalkanların icabına bakın demiş olamaz.
Bu kadar yanılgı yaşamış bir siyasetçi nasıl oluyordu da sayın Bahçeli’ye karşı çıkıyor, sorusuna cevap ararken aklıma böyle geldi.
PAÇAMIZDA GÖZÜ OLANLAR
“Eğer askeri bir suç işleyip insanlarımızı öldürdükten sonra domateslerle ya da inşaat sektöründeki bazı sınırlamalarla paçalarını kurtarabileceklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar.”
Putin demeçlerinden biri de bu. Yanlış tercüme değilse, kendini ele veriyor. Bizi paçalarından ısırılmış yapacakmış.
Uğraşacakmışız ama, paçalarımızı kurtaramayacakmışız.
Putin’e iki soru sormalı.
Daha önce kimin paçası kaldı ağzında.Bugüne kadar bizim paçamızı ısırmaya kalkanlara ne oldu
Yoksa Putin şunu mu demek istiyor Bu paçanızı ısıranınız olayım, beni de götürün gittiğiniz yere. Sürünmeye de hoş bakarım.
Doğrusu Putin’in bu demeci içimizdeki tüm Putin ricacılarına göre.
Avukatlar ve vukuatları
Gazeteci Can Dündar ve Erdem Gül’ün tutukluluklarına itiraz eden avukatlarının dilekçeleri konuşuluyor.
“Biz üzerimize düşeni yapıyor ….. itiraz ediyoruz.” Demiş avukat beyler. Zaten aldığımız para ne ki, der gibi…
“Gerisi sizin bileceğiniz iş. Tercih ve sorumluluk sizindir.”
Bir mahkeme heyetine söyleniyor bunlar.
Saygısız, küstahca, tehditkar… Biz ne yapacağımızı bilirdik amma..
Ali Elverdi’yi hatırladım. Gezmiş’lere idam veren sıkıyönetim mahkemesinin başkanı. Milletvekili de oldu, anılarını da yazdı.
Avukatları, savundukları gençlik grubunun 146. Maddeden yargılanmasını isterlerken, ben itiraz ettim. O madde idam kararı çıkarır. Birkaç ay sonra serbest kalacakları bir maddede anlaşalım.
Ali Elverdi’ye hayır demiş, en solcu avukatlar. Biz idamla yargılansınlar istiyoruz, gerisi sizin bileceğiniz iş.
Sonuçları herkes biliyor.
Ali Elverdi’ye itiraz eden o avukatların birgün hesaplaşmaya tabi tutulacağını sananlar, hep yanıldılar.
Avukat, avukatı hatırlatır.
Can Dündar ve Erdem Gül o avukatları kendileri mi seçtiler, bağlı oldukları yayın kuruluşları mı, yoksa Baro mu görevlendirdi
İdamların devrimleri hızlandıracağını sananların kaçıncı imtihanıdır bu
KILICI TAHTA ŞOVALYE
Hasan Pulur ölmüş.
Bir vakıayı, nasıl başlamış olursa olsun, nasıl gelişirse gelişsin, nasıl sana ererse ersin, genelde solculuğun, özelde CHP’nin menfaatine taklalı yorumlarla sunan bir kalemşordu.
Sakladıklarını hissettirmezdi, farkettirmezdi, gözardı ettirirdi.
Havalarının indiği ve fakat 27 Mayıs geleneklerini tatmin ettirdikleri 12 Eylül sonrası yüzbin tank yazıları ise başka zamanların konusu olsun. CHP’nin bir çizgi roman kahramanını aşamadığı ihtilal öncesi günlerin olaylarındandır şimdi yazacaklarımız. Arkadaşlarından biri (N.Sander) bir kitap yayımlar. Basiretçi Ali bey. Basiret gazetesinin sahibi. Abdulhamid’i sani devrinin bir gazetecisi. Kendini, gazeteciliğini anlatıyor.
Hasan Pulur’un o kitabı okuyucusuna reklam etmesi, arkadaş hatırının ötesinde olmalıydı. Çünkü Basiretçi Ali bey malzeme karakterli bir gazeteciydi. Hasan Pulur da bunu görmüş, böyle malzeme kaçmaz, demiş olabilir.
Büyük gazeteci sıfatı da vermiş mi idi hatırlamıyorum Hasan Pulur o yazısında. Lakin çilekeş gazeteci, polis takibindeki gazeteci, Abdulhamid’in jurnalcilerine direnen gazeteci gibi sıfatları bol kullanmış olmalıydı.
Çünkü Basiretçi Ali bey’in anlattıkları Abdulhamid zulmünden pay alanlardan kanaatini oluştururken, Hasan Pulur devreye giriyor ve işte biz gazeteciler böyleyizdir falan diyordu.
Ben de gittim aldım İstiklal Caddesindeki yayınevinden o kitabı. 2. Baskı yapmasına katkıda bulunanlardanım. Okuduğumda ise kanaatim şu idi: Bu malzemeyi, Hasan Pulur yine yazacak.
Yazdı.
Basiretçi Ali Bey’in davetli olduğu Almanya’dan dönerken trende anlattıklarına takılmıştı bu yazısında da Hasan Pulur.
Alman makamlarının hediye ettiği kitabı şöyle bir okumak için eline alıp, sayfaları çevirmeye başladığında.. Sayfalar arasında ne bulduğuna bir Hasan Pulur şaşırmamıştı.
Her sayfanın arasından Alman kağıt paralarını toplarken Basiretçi Ali bey, ve bunu, ödüllendirilmiş olmak gibi anlatırken, Hasan Pulur’un yazdıkları, rüşvet her devirde vardır, vezninde cümlelerdi.
Kendilerini sollayıp geçmiş solcu çocukların Bab-ı Ali caddesindeki “ünlü rus ajanları”ndan haberli olduklarında şaşırmasınlar tavrı olabilir mi bu hafifsemelerde. Menderes’ten aldıkları örtülü ödenek paralarını otomobillere çeviren çok “Halkcı” kalemin adı 10 yıl önce düşmüştü üçüncü hamur kağıtlara.
Ülkesini, bir başka ülkelerce satın alınmış ve bunu da övünerek anlatmaktan çekinmeyen gazetecilere karşı korumaya çalışması Abdulhamid Han’ın, Hasan pulurca yazılarla gözardı ettiriliyor, farkettirilmiyordu. CHP mitinglerinde afişler asarak yetiştiğini kendi anlatmıştı. O da gitti ışıklara…
İNDİ - BİNDİ
Bir Rus uçağı düşürdük. Krizi ile yatıp kalkıyoruz günlerdir.
Hükumetimiz izah üstüne izah yapıyor: Çok ikaz ettik dinlemediler.
Daha çok ikaz etseydik, daha çok dinlememiş olacaklardı. Daha daha daha da çok ikaz etseydik… Değişen bir şey olmayacaktı.
Rusya bir teste tabi tutuyordu. Türkiye’yi ve Türkiye müttefiklerini. Olayı bu açıdan gören, inceleyen, araştıran kimse neden yok, yorumcular pazarında ya da hariciyeciler kulübünde Ben bilmem. Kaç gün geçti Bizimkilerin demeçlerini ve Rusların yaptırımlarını gün gün alt alta yazın ve toplayın.
Kar zarar hesabı değildir bizim işimiz. Rusya, Esad’ın sırtına binerek Güney’imize indi. İran’ın ortaklığında nerelere gidebilecek Bu testin sonuçlarını Türkiye ve müttefikleri Rusya’dan ve İran’dan önce görmeliler.
Bir İranlı fıkrası anlatarak, kim nereden indi geldi, kim nereden bindi geldi, bir bakalım.
CEVABI ZOR SORU: SEN KİMSİN
“Grosskreutz temelli gitti”Bugünkü futbol sayfalarının haberlerinden biri de bu. Haber yazısında niye, nasıl, niçin sorularınıza cevap bulamazsınız ama onu duygusal bulduğumuzu ve unutmayacağımızı okuyabilirsiniz. Hangi rahatsızlığımızın sonucu ise.
Galatasaray transfer etmiş. Evraklarında olması gereken imzalardan biri eksik olduğu için UEFA lisans vermemiş. Sen kimsin UEFA
Yalnız UEFA hassastır imza eksikliği konularında sanmayınız. Bu ülkede de imza eksiklikleri Belediye Başkanlığını değiştirmiştir.
İstanbul’da başkanlığı 1963 yılında AP kazanmıştı. Evraklarında bir eksiklik olduğunu tesbit eden CHP, kendi adayı İşcan’ı seçilememiş İşcan’ı belediye başkanı yaptırtmıştı. Bürokrasi kağıtları eksik dosyayı işleme koymaz. Her ne kadar o vakitlerde Demirel CHP işbirliği anlaşmasının sonucuydu bu değişim, söylentileri çıkmışsa da.
Spor dünyamızda sorumluların, yazarların, kalemşorların biribirlerine sen kimsin diye sorduğu günlere ermemiz, tv’lerimizi devletin kolluk kuvvetlerini hiçe sayan mafyöz dizilerce esir alınmasının neticesi midir Ülkemize geldiği günden beri taktikleri, kadroları hiç beğenilmeyen, ve sürekli “Sen kimsin Pereira ” hitabına maruz kalan FB’nin hocası hakkında ilginç bir değerlendirme yapmış, futbol yorum tarihimizin ET’si E.T. bey.
“Pereira da Türkiye’deki futbolun nasıl oynandığını çözdü. Hakemlerimizi de çözdü.”
Nasıl olur bu Türkiye’deki futbolu çözmek ona mı kalmış Önce futbolumuzu çözmüşse, sıradaki neyimizi çözecek
Hakemlerimizi de çözdü, diyor E.T. bey. En olmayacak organımız çözülmüş gibi.
Bu adam bu ülkeye çözmeye mi geldi
Hakemlerimizden ne istiyor
Gazetecileri başına toplayıp yenilgilerden sayılmayan goller sayesinde kurtulmuş bir takımın yöneticileri şampiyon biz olacağız iddiasını seslendirirlerken, bir şey çözmüş de mi konuşmuşlardır, yoksa çözmemiş de mi konuşmuşlardır
Diego’nun Trabzonspor maçında kaçırdığı golü konuşuyor herkes. Bu da kaçar mı ağbi
Diego hakemleri çözmüş bir hocanın elemanı.
Hocası ona, o golü atsan da sayılmayacak, demiş olamaz mı