Allah Teâlâ, adalet sıfatı gereğince kullarına adil
imkânlar sunmuş ve adil fırsatlar vermiştir. Ve vermiş olduğu imkânlara göre
sorumluluk yüklemiş; yine bu fırsatlara göre kullarını hesaba çekeceğini
vadetmiştir. İşte bu yüzden nimet arttıkça külfet de artmakta, nimet azaldıkça
sorumluluklar ve sıkıntılar da artmaktadır. Diğer taraftan Allah Teâlâ,
kullarına sıkıntı verdiği miktarca tahammül gücü ve çözüm imkânları da
vermektir. Bize düşen; Allah ın verdiği bu tahammül gücü ve yine Allah ın
bahşettiği çözüm yollarını kullanarak, karşımıza çıkan zorluklarla mücadele
etmek; diğer taraftan da yine bu imkânlar nispetinde hayırlı işlerde
bulunmaktır. Yani bizler kul olarak; nasıl ki Allah ın bize verdiği sağlıkla
namaz kılıp oruç tutuyor, nasıl bize yine Mevla nın verdiği mal ile zekât ve
sadaka veriyor isek; yine Mevla nın karşımıza çıkardığı imkânları en iyi
şekilde değerlendirerek karşımıza çıkan zorluklarla da yine Mevla nın nasip
ettiği imkânları bulup kullanarak mücadele etmeliyiz.
İşte tam bu noktada bugün içinde bulunduğumuz siyasi,
sosyal ve ekonomik imkânlar/zorluklar hakkında bazı noktaları işaret etmek
istiyoruz:
1. Özelde ülkemizde AKP hükümeti dönemi ile yaşanmakta
olan fakat bütün İslam âleminde uygulanan ılımlı ve/veya radikal İslami
grupların iktidarda olması süreci, daha önceki yazılarda da ifade ettiğimiz
gibi büyük bir imtihandır. Zira hocamızın ifadesi ile Doğrunun en büyük
düşmanı, doğruya en yakın olan yanlıştır . Bu dönemde bir taraftan
Müslümanların son yüzyılda meydana getirdiği tüm söylemler ve yetiştirdikleri
tüm insan gücü bu dönemde tüketilirken; diğer taraftan başörtüsü, sakal,
imam-hatip ve Kur an kursları gibi Müslümanların 1950 sonrası dönemde İslam
dinini yaşamaya yönelik tüm söylemleri sözde gerçekleştirilmekle beraber; tüm bu
değerler yozlaştırılmış ve içleri boşaltılmıştır.
2. Diğer taraftan bu dönemde önemli bir fırsatın ortaya
çıktığını da gözden kaçırmamak gerekiyor. Zira demokrasiye geçiş döneminde
Müslümanlar; demokrasiyi, İslam a uygun olan bir yönetim sistemi olduğu için
değil; dinlerini yaşamak ve tebliğde bulunmak için bir özgürlük ve eşitlik
ortamı sunabileceği için desteklemişlerdir. İşte son dönemlerde; eğitim, sosyal
ve siyasi hareketler alanındaki yasaklar kalkmış; (farklı boyutları olmakla
birlikte) bir ekonomik rahatlık dönemine girilmiştir. Bu dönemin sunduğu bir
başka önemli imkân; siyasi istikrardır. Biz Müslümanlara düşen ise bu rahatlık
ve genişlik ortamını kullanarak yeni nesiller yetiştirmek ve geleceğe yönelik
planlar yapmaktır.
3. Fakat bu rahatlığın Allah ın hem imtihanı hem de
imkânı olduğunu unutmamak gerekiyor. Yoksa bu rahatlık dönemi, Müslümanlara, bu
zamana kadar çektikleri sıkıntılara karşı verilmiş bir mükâfat ya da İslam dini
için gösterdikleri gayretlerin bir neticesi değildir. Allah Teâlâ;
Müslümanların başına gelen onca imtihandan sonra, ibret alıp almadıklarını ve
kendilerine fırsat verildiğinde ne yapacaklarını görmek/bize göstermek için
böyle bir rahatlığı nasip etmiştir. Bu durum A râf Suresi 129. ayeti kerimede çok
güzel bir şekilde ifade buyurulmuştur: Musa Aleyhisselam kavmine dedi ki:
Rabbiniz, düşmanlarınızı mağlup etti ve onların yerine size zenginlik verip
sizi iktidara getirdi. Öyle ümit ediyorum ki Rabbiniz, sizin neler yapacağınızı
görmek için size böyle bir fırsat vermiştir.
4. Bu yüzden şayet Müslümanlar, kendilerine verilen bu
genişliği bir başarı olarak kabul edip; son yüzyılda başlarına gelenlerden ders
almazlar ve geleceğe yönelik hayırlı işler yapmaz iseler; Allah Teâlâ, bu
imkânı Müslümanların elinden alacaktır. Dahası, bize verilen bu nimetlerin
hesabını da vermek zorundayız. Oysa bugün Müslümanlar, hâlâ günü kurtarmakla
meşguller ve yeryüzüne sanki İslam hâkim olmuş gibi davranmaktalar.
5. Bu genişliğin geçici olduğunu, kâinatta iyinin de
kötünün de ebedi olmadığını ve bize verilen tüm imkânlardan bir gün hesaba
çekileceğimizi unutmamamız gerekiyor. Diğer taraftan yasakların ve baskı
dönemlerinin yeniden geri geleceğini unutmamak; buna göre tedbirli davranmak,
şımarmamak, adalet ve fazilet mücadelesini sürdürmek gerekiyor.
6. İnsanı aldatan en önemli şey rahatlıktır. İnsanoğlu,
felaketin ve ölümün hep daha sonra geleceğini düşünür. Zira şu anda içinde
olduğu iyi durum onu aldatır. Oysa ölüm de bize yazılan felaketler de bir gün
mutlaka gelecektir. Özellikle Türkiye de yaşayan Müslümanlar; diğer ülkelerde
ve tüm dünyada meydana gelen savaşlardan, zulüm ve açlıklardan kendilerini uzak
görmekteler. Bugün bizi felakete götüren en büyük şey; rahatımızı kaçırmamak
uğruna üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmemektir . Oysa bu, bir
koyunun kesimhanede, diğer koyunların kesilmesini gördüğü halde önündeki ot ve
su ile meşgul olmasıdır. Yanı bu bekleyişin sonu felakettir. İnsanın en büyük
imtihanı, bir şeyleri kaybetmekten korkmasıdır. Oysa korkunun ecele faydası
olmadığını bilmeli ve düşmanın bizimle anlaşmasının bile güç toplamak için ya
da bir başka planının parçası olduğunu unutmamalıyız.