Barışın sağlanması için 63 kişiden oluşan Âkiller Heyeti
kurulunca bazı vatandaşlarımız hemen lügat kitaplarına başvurdular.
Yazılı basından sözlü basına kadar, Âkil demek lügat
kitaplarına göre `Yiyiciler demektir. Filan lügatte böyle yazıyor işte
belgesi deyiverdiler. Bunun iması bile doğru değildir.
Belgeli konuşmak âdetimiz oldu da televizyonlara
dosyalarla geldiklerinde dosyayı sallamaktan başka bir şey söylemeyenler
çoğaldı.
Dedikleri yüzde elli doğru.
Harf inkılâbı yapıldığından beri akıllı anlamına gelen
Âkil kelimesi yiyici anlamına gelmeye devam etmiştir.
Belki de o günlerde harfleri düzenleyenler yiyicilerden
meydana geliyordu da akıllı anlamına gelen Âkil kelimesi harf devrimini yapan
kişilerden intikam alıyordu.
Eski Türkçemizde S harfinin dört tane ağızdan çıkışı
varken harf inkılâbını yapanlar onu bire indirmişler.
Lügat kitaplarının S maddesinin dörtte birini yanlış
okuyup yanlış manalandıracağız demektir.
Akil kelimesi elifle yazılırsa yiyici anlamına gelir,
ayın harfiyle yazılırsa akıllı anlamına gelir.
Konya İslam Enstitüsü nün açılış merasimine katılan o
günün İkinci Ordu Komutanı, Arif Etik hoca merhumun kulağına eğilir ve Hoca
efendi, Hıristiyanlar `Allah baba derler neden biz `Allah ana diyoruz diye
sorar.
Arif hoca Biz, ne zaman `Allah ana diyoruz deyince
Komutan, Mevlit kitabı aldım orada, `Her işi asan eder Allah ana diyor der.
Eski Türkçemizde N harfinin yumuşağı vardır, serti
vardır, harf inkılâbı o yumuşak N leri yok etmiş yüzlerce kelimemiz tahrifata
uğramıştır.
Mehmet Akif in Safahat ı eski harflerle basıldığında
sorun yoktu.
Latinize edilince her mısraında sorun çıktı.
Akif merhum, hem akıllı anlamında kullanmış Âkil
kelimesini hem de yiyici anlamında kullanmış:
Zâlimde teaddîye (saldırıya) olan meyl nedendir
Mazlûm niçin olmada ondan müteneffir (Nefret eden)
Âkil nereden gördü bu ciddî harekâtı
Câhil neden öğrenmedi âdâb-ı hayâtı
Din, vatan, âile, millet gibi yüksek hisler,
Ahmak aldatmak için söylenilir şeylermiş...
Bu hurâfâtı hakîkat diye kim dinlermiş
Âkil oymuş ki: Hayâtın bütün ezvâkından, (zevklerinden)
Durmayıp hırsını tatmîne edermiş îman.
Câhil geziyor zevrak-ı ikbâl-i safâda
Âkil yüzüyor merkez-i girdâb-ı belâda
Ser-tâc olacak (yerde) kemâl ehli yazık kim
Makhûr oluyor dest-i habîs-i cühelâda
Kimler sürüyor zevkıni gülzâr-ı bahârın
Kimler görüyor şiddeti hengâm-ı şitâda
Kimler çekiyor sîneye mahbûb-i merâmı
Kimler geziyor ye s ile dünyâ-yı fenâda
Kim yaslanıyor bister-i nâzende-i vasla
Kim paslanıyor kûşe-i sengîn-i cefâda
Âkil olan âdemde şetâret göremezsin
Câhilde ise istediğinden de ziyâde
Âkil diye ol âdeme derler ki zamanda
Boş durmayarak kesb-i kemâl ü hüner eyler
Gâfil diye ol âdeme derler ki cihanda
Dâim oturup eski zamâna keder eyler
Yiyici anlamına da kullanmış:
Afedersin, Hocazâdem, ne kadar saçma bu lâf!
Haklı, haksız diye taksîmi kim etmiş ki kabûl
Bu cihan, baksana, baştanbaşa: Âkil, me kûl. (yiyici,
yenilen)
Kuvvetin sırtını kimmiş, göreyim, okşamayan
Ne zaman altta kalırsan, o zaman derdine yan!
Beşerin adli masal, hak zıpırındır yalınız;
Dövülen mahkemelerden kovulur, çünkü: Cılız!