TÜSİADBaşkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ile Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç öyle açıklamalar yapmış ve iddialarda bulunmuşlar ki akıl ve sağduyu ile bağdaştırmak mümkün değil.. Belki olsa olsa cüzdanlarının kalınlığı ile bağdaştırılabilir ve izah edilebilir.. Hani toplumumuzda "Paran kadar konuş" şeklinde şık olmayan, hatta parası olmayanları aşağılayıcı bir yaklaşımı yansıtıyor..
Sözü fazla uzatmadan Yalçındağ ve Koçun açıklamalarından can alıcı bazı bölümleri aktaralım, söyleyeceklerimizi ondan sonra söyleyelim.
TÜSİADBaşkanı Yalçındağ bakın ne buyurmuş:
"AB Komisyonunun kasımda yayımlayacağı raporun olumsuz çıkmasına bel bağlayan kesimler var. Bu sinsi planı bozmalıyız.
Kentlerimizin kalbine kadar giren terörle mücadelede güvenlik ve demokrasi karşı karşıya gelmemeli."
Sayın Yalçındağ ciddi iddialar ileri sürüyor ama hedef aldığı kişi ya da kurumlar hakkında net bir şey söylemiyor. Bir bakıma bulanık suda balık avlamaya çalışıyor. Kaldı ki, ABKomisyonunun kasımda yayınlayacağı raporun olumsuz çıkmasına kimler bel bağlıyor bilemeyiz ama, şahsen Türkiyenin ABye girmesine karşı çıkanlardan birisiyim.. TÜSİADçıların Türkiyenin ABye girmesini istemeye ne kadar hakları varsa benim de o kadar girmemeyi savunmaya hakkım olduğunu düşünüyorum. Bu memlekette TÜSİADçıların herşeyin iyisini ve doğrusunu belirlemede sadece kendilerini yetkili görmelerini de anlamakta zorluk çekiyorum.
Bir başka husus ise ABye karşı olmak demek terörle mücadeleye karşı olmak değil, aksine AB ile ne kadar sıkı fıkı olursak terörle mücadelede elimizin o kadar zayıfladığını düşünüyor ve buna inanıyoruz. Bunu yaparken de sahip olduğumuz para ve mal varlığını kuruma gayretinde olmadığımız gibi, vatanseverlik yarışında da hiç kimse kendisini başkalarından önde gösterme hakkına sahip olamaz.
Gelelim Koçun sözlerine:
"Türkiyeyi küresel gelişimin dışına çekmeye çalışmak, bunu ulusal çıkar söylemiyle cilalayardak veya dini ideolojilerle soslayarak geçerli bir politika seçeneği gibi sunmak akla ve sağduyuya sığmaz "
Sevsinler sizin akıl ve sağduyunuzu. ABye karşı çıkmak ile Türkiyeyi küresel gelişimin dışına çekmek arasında hangi aklın bir bağ kurulabildiğini insan anlayamıyor. Öyle ya bu memlekette sadece parası olanlar akıllı, sadece onlar dünya üzerindeki gelişmeleri yorumlayabilecek zekaya ve sağduyuya sahipler(!) diğerleri ise bu beylerin yorumlarına harfiyen uymakla görevli kuklalar. Kısacası, Koç millete dönüp "Paranız kadar konuşun. Paranız kadar düşünce üretin. Aksi halde çizmeyi aşmış olursunuz" demeye getiriyor.
AB ve ABD ile ilişkileri ülkemizin çıkarlarını gözeterek sürdürelim demenin küresel gelişimin dışında kalmayı istemekle ne ilgisi olabilir. Elbette, AB ve ABD ile ilişkilerimizi sürdüreceğiz. Ama, tüm şartları muhataplarımız belirlemeyecek. Sadece onlar belirleyeceklerse kendi çıkarları dışında birşey düşünmeyecekleri/düşünmedikleri ortada.
Dünyayı küresel bir köy haline getirenlere karşı küresel sermayenin sömürü alanı olmayalım demenin küresel gelişmeye karşı çıkmak gibi takdim edilmesinin bir tek izahı olabilir; bazıları kendi çıkarlarını korumak için "Küresel gelişime karşı çıkma" sosuna bulandırılmış bir ham fikri alternatif bir seçenek gibi takdim edilmesinden ibarettir. Tekrar ediyoruz biz küresel sermayenin ülkemizi ve insanımızı sömürmesine karşıyız ve bununla mücadelemizi sürdüreceğiz.
Aksi yaklaşım tüm farklı düşünceleri ve düşünce sahiplerini suçlamak ve mahkum etmek suretiyle kendilerinin küresel sermaye ile oluşturdukları işbirliğinin hiçbir şekilde bozulmamasını istemek demektir. Belli ki bu ülkede para babaları ile bazı çevreler demokrasiyi, toplumun her ferdinin eşit haklara sahip olmasını içlerine sindirebilmiş değiller.