Akif İnan ın ölümünün 8. yılında sessiz bir geçiş yaşandı. Bu sessizliğin nedeni nedir diye zihnimi bir hayli yordum.

Urfa dan Maraş a geçerken kişiliğini bulmuş, kendine ait bir duruşu var iken, birden kendisini gönlen ve kalben birlikte olabileceği arkadaşları arasında gene yalnız. Bir televizyon programı için, bilgilerimi, belleğimi tazelemek, onun hakkında çıkardığımız Yedi İklim özel sayısına baktığımda, bilgilerimi tazelediğimde birçok ayrıntının derinlerde kaldığını fark ettim. Yedi İklim özel sayısında iç dünyasına ilişkin çok önemli ayrıntılar duruyor. Bunlardan yola çıkılarak kişiliği, sanatı ve eserleri üzerine önemli bir çalışma toparlanabilinir. Yakın arkadaşları da birer birer hayattan çekildi. Onlar da, nedendir bilmem Âkif İnan üzerinde yeterince durmadılar.

Sendika yöneticiliği son dönemlerdeydi. Bu onun yönetici ve lider vasfını ortaya çıkardı. Ancak bu da onu yeterince tanımlamıyor. Onun izleğinde olan sendikacılar onun yerini tam anlamıyla dolduruyorlar mı

Altmış yıl yoğun bir hayat yaşamış, önemli bir grup içinde yer almış, Hilâl dergisini bir dönem çıkarmış, Edebiyat, Mavera dergilerinin kuruluşunda yer almış. Türk Ocakları nda yöneticilik yapmış, bugün büyük bir sendikaya dönüşen Eğitim-Bir-Sen i kurmuş, Memur-Sen in genel başkanlığını yürütmüş bu önemli kişilikli duruş neden bir kenarda duruyor diye. Önemli yöneticiliklerde bulunmuş, dostlukları olmuş bir gönül insanının derin sessizliği.

Aramızdaki muarefe, dostluk, sevginin ortak bir dil bağının ve çok yönlü yanlarımızın oluşunu yeniden anımsadım.

Çok eser bırakmadı ama özlü eserlerle aramızdan ayrıldı. Yaşasaydı başka eserler bırakır mıydı Bu soruya olumlu karşılık vermek zor. Son zamanlarında  Yusuf ile Züleyha mesnevisini yazmakta olduğunu bilirdik. Kimi rivayetlere göre bin, kimine göre de altı yüz beyit yazdığı söylendi. Bu, altı yüz beyit de olsa büyük bir eserdi. Fakat maalesef eser bulunamadı. Son zamanlarda bulundu mu benim haberim olmadı. Bu büyük mesnevi bulunsaydı önemli bir iş gerçekleşmiş olacaktı.

Şiirde Akif İnan ın yapabileceği fazla bir şey yoktu. Hicret ve Tenha Sözler ile şiir dairesini tamamlamıştı. Beyit tarzı şiiriyle söyleyeceklerini söyledi, yazacaklarını yazdı, şiir çerçevesini tamamladı. Yeni bir daire kurmayı da denemedi. Serbest vezinli deneyimleriyle istediği çizgiyi yakalayamadı.

Edebiyat tarihi alanında yapabileceği çok şey vardı. Orda da kendisini sınırlayan bir şey vardı. Edebiyat ve Medeniyet üzerine olan denemeleri bir dönem için oldukça önemliydi. Klâsik anlayışın dışında bir bakış getirdi. Edebiyat ile medeniyeti bir arada düşünmesi zamanımız açısından önemli bir dikkatti.

Gerek Yeni Devir ve gerekse Millî Gazete de bir hayli yazısı yayımlandı. Bunlar bir araya getirilemedi.

Arkadaşları arasında özel bir yeri vardı.

Üstat Necip Fazıl ın ölümünden sonra Anadolu daki konferanslara dayalı boşluğu o doldurmaya başladı. Üstad ın keskin tutumu da çekim alanıydı. İnsanlar onu davet eder, konuşturur, sonuçta onun bazan sert mizacına katlanırlardı. Üstat Necip Fazıl en zor zamanda ortaya çıktı. İnsanlar sahipsiz ve yalnızdı.  Yollar çetin, yolculuk çileliydi.

Akif İnan, daha rahat bir ortamda buldu kendisini. Dergilerimiz vardı, partiler, gençlik. Tok sesli ama yumuşak duruşluydu. Öfkelendiğini anımsamıyorum. Cahit Zarifoğlu nun öfkeli anlarına denk gelmiştim.

Akif İnan bir gönül adamıydı. Onun bu yönü pek bilinmez. Sendikacılık döneminde gönül adamı olarak da ruh dünyamızın bir kolunu temsil ediyordu. Müridanı vardı. Fakat bu, onun bulunduğu konum ile çok farklıydı. Birkaç kez buluştuğu insanlarla onun arasındaki uçurumu görmedim değil. Bağlılarının meftuniyeti, hürmeti onu mutlu ediyor muydu, bundan çok da emin değildim.

Aramızda özel bir dostluk vardı. Sık görüşürdük. Cahit Zarifoğlu ndan sonra en çok onunla görüşürdüm. "Haksal" derken o tok sesinde daha bir yakınlık duyardım. Esere ve yazmaya çok önem verirdi. Onun bu dikkati bende etkili olmuştur. Benim siyasa ile ilgilenmeme pek razı değildi. Siyasaya ayıracağım zamanı yazıya ayırmamı daha çok isterdi. Ortaya çıkaracağın bir eser, siyasadan daha önemlidir derdi. Bu anlamda üç kişinin yazı yazmada, gönendirme ile hayatımda önemli yeri bulunuyor.

Yazı ile iş hayatım 1980 de aktif olarak birlikte başladı. Elbette yazı hayatımın öncesi vardır ama Mavera dergisi ile 1980 de başlar. İş kurmam da 1980 dir. Zarifoğlu nun: "Biz Ali Haydar Haksal ı bulmadan kaybediyoruz." Bu, benim okumamı ve yazmamı hızlandırdı. Akif İnan ın: "Haksal siyasayı bırak, öykü yaz" demesi de beni hızlandırmıştır. Hem siyasa, hem yazı ve düşünce hayatım iç içe geçmiştir. Benim siyasa yapmamı olumlamayan İnan kendisi sendika yöneticiliği yaptı. Rasim Özdenören öykü üzerine bana önemli açılımlar sağlamıştır.

Yedi İklim i çıkardıktan sonra dergiyi sürekli gönderiyordum. Derginin dolu ve hacimli oluşundan yakınırdı. "Bir ay içinde ancak bitiriyorum" demişti.

Akif İnan düşünce ve yazı hayatımızda önemli duruşu bulunan tok sesli bir kişiliktir.