Unutan, değerliyi ayırd edemeyen, ilme değer vermeyen, irfanı yok sayan bir milletin mensubuyuz. Bazen cücelerden dev yapar, devleri de cüce sayarız. Sayfalara sığmayan eserler bırakanları değil, eften püften bir şeyler yazanı şeref kürsülerine sırtlayıp çıkarırız. Hakiki ilim sahiplerini, sessizlik gömütlerine alır üzerlerini örteriz.

Şemseddin Sami’den bahsediyorum.

Roman ve tiyatro yazarlığından gazeteciliğe, lügatçılıktan ansiklopedi yazarlığına kadar değişik alanlarda varlığını göstermiş, kısa hayatına tek başına bir insanın gerçekleştirmesi imkânsız sayıda eser sığdırmıştır. 

İlim deryasıdır, çok çalışkandır, üretkendir, sıhhatini hiçe sayarak hayatını eser kaleme almaya, lügat çalışmalarına adamıştır ama hak ettiği değeri asla görmemiştir.

Türk edebiyatının ilk telif romanı kabul edilen Taaşşuk-ı Tal‘at ve Fitnat, pek çok gazetedeki yazıları, tiyatro eserleri, çıkardığı mecmuaları…

İlle de ansiklopedi ve sözlük gibi özel sevdası.

Arnavut alfabesi düzenlediği gibi Arnavutçanın gramerini de hazırladı. Kurduğu Cep Kütüphanesi’nde Gök, Yer, İnsan, Medeniyyet-i İslâmiyye, Kadınlar ve Esâtîr adlarıyla ansiklopedik kitaplar yayımladı. 

Victor Hugo’nun Sefiller’ini çevirdi. Aile ve Hafta dergilerini çıkardı. Fransızcadan Türkçeye Kāmûs-ı Fransevî ve Türkçeden Fransızcaya Kāmûs-ı Fransevî ve Küçük Kāmûs-ı Fransevî’yi yayımladı. Bu yoğun faaliyetler arasında ancak 1884’te evlenebildi. Tek başına hazırladığı tarih, coğrafya ve meşhur adamlar ansiklopedisini; Kāmûsü’l-a‘lâm adıyla neşretti. Türkiye’de ilk ansiklopedi kabul edilen Kāmûsü’l-a‘lâm, Fasiküller halinde yayımlanmış, altı cilt, 4830 sayfadır.

Formalar halinde Kāmûs-ı Arabî’yi neşretmeye başladı. Türk dilinin en önemli sözlüklerinden olan Kāmûs-ı Türkî’yi yayımladı. Bu arada Kütübhâne-i Müntehabât adıyla bir seri kitap neşrine başladı. Çeşitli hastalıklarına karşın kendini Türk dili ve edebiyatı araştırmalarına veren Ş.Sami, Orhon Âbideleri, Kutadgu Bilig, et-Tuhfetü’z-Zekiyye fî lugati’t-Türkiyye ve Lehce-i Türkiyye-i Memâlik-i Mısır gibi eserleri hazırlamakla uğraştı. Maddî imkânsızlıklarla yaşamı boyunca uğraştı. 1904’te, 54 gibi genç bir yaşta vefat etti.

İ.Habip Sevük onun için şöyle der: ”Bazen kırk elli kişilik akademilerin uzun seneler çalışarak yapamadıkları işi bir Şemseddin Sami çıkar, devler gibi çalışarak başarır.»

Eserlerini yazarken, bugün için yorumlayacağımız hali tek kelimeyle çileciliktir. Petrol lambasından haz etmez, daima mum ışığında çalışır, önünde Google’ den bilgiler de yoktur, odası adım atılamayacak kertede kitap doludur, yer minderinde, bir yere yaslanmadan, iki büklüm vaziyette, kâğıdı dizine dayar, kamış kalemle yazardı.

Gece yarısı bile İslam dünyasından gelen misafirleri eksik olmaz, bazen aylarca süren konuklukları da o mütevazı maaşı ile ağırlardı. Bir dolu mektuplar alır, yedi ayrı dilde mektuplar yazardı.

Garip çelişkiler de yaşamış, futbolu hiç sevmemesine karşın, oğlu Ali Sami Yen, ülkenin ilk futbolcularından olmuştu.

Hayatı boyunca çok sevdiği evi 500 liraya rehindeydi. Fakat evini rehinden kurtaramayan bu ilim insanı, dünyanın bir ucundan pahalı kitaplar almaktan da geri duramamakta idi. Leipzeig’deki kütüphane, 1500 kuruşluk borcunu, onun ölümü üzerine büyük ilim adamının hatırı için ailesinin teklif etmesine karşın istemezken, evi hemen satılmıştı.

Peki sevgilisi kitapları… 20 bin ciltlik muhteşem kütüphanesi, onları alabilmek uğruna evini bile kaybettiği kitapları, sadece 80 liraya satılmıştı. Üzerinde 16 yıl çalıştığı, sağlığını kaybedip siyatik olduğu Kamusü’l-a’lâm’dan sadece 300 lira kazanmış, maişet derdine bile yetişmeyen bu para ile de evini kurtaramamıştı.

Evini alan Fehim Paşa, üstadın çocuklarına çıkmaları için 24 saat süre vermiş, süre dolunca Ş.Sami’nin çocukları ve eşyaları Cadde Bostan Camii’nin avlusuna yığılmıştı. Çocukları o cami avlusundan garip bir kedi yavrusu gibi zengin paşanın kendi evlerine taşındığını mahzun gözlerle izlemişlerdi. Bir kez daha ilmin değeri yadsınmış, pis para kazanmıştı.

Not: 8-9 Mayıs, saat 14-17 arasında Malatya Kitap Fuarı’nda olacağım inşeAllah.