Bu ışık kadının Hz. Peygamber için seçilmesinin hikmeti vardı.

Üstün zekâsı, konuşma sanatına hâkim olması, geniş idraki ile Kur’an-ı Kerim’i ve dinin peygamberini çok iyi anlayıp insanlara aktarması ile vazifeli idi adeta.

Müslümanların en bilgilisi, karizma Hz Ebubekir’in kızı idi.

Ablası Esma ile birlikte bu baba evi üniversitesinde yaşıtlarının çok önünde ilerlemekte idiler.

Babaları ile birlikte ilk Müslüman olanlar arasına katılmışlardı.

Hicret olayında da bu baba ve iki kızı peygambere yardımcı olacaklardı.

Hz Peygamberle olan evliliğinde ise Allahu Teala kendisine çocuk vermeyerek ilimle uğraşıp adeta ümmete dini önder olarak görevlendirildi.

Çok genç olmasına karşın vaktini boş uğraşlarla geçirmeyip anlayamadığı, bilemediği hususları, Kur’an ve Hadis arasında bazen oluşan farklılıkları kaçırmayıp hemen soruyor, Hz.Peygamberle bu durumları uzun uzun tahlil ediyordu.

Kimileri için gençliği, güzelliği ya da tek bekâr eşi olması dolayısıyla bu yüksek mevkiyi elde ettiği düşünülse de asıl sebep başka idi.

Zira diğer eşleri de çok güzel idiler.

Ama tüm bu güzellere karşın Resululah’ın en sevdiği sadece Aişe idi.

Çünkü o da biliyordu ki kendisinden sonra gelecek nesillere sahip çıkacak, dini onlara taşıyacak büyük insan o idi.

O kutlu misyonundan ötürü Âlemlerin sevgilisinin sevgilisi idi.

Diğer hanımları yanında iken değil de sadece Aişe yanında iken vahyin gelmesi de peygamberimizin dikkatini çekmişti.

Onun Cibril-i Emin’i iki kez görmesini bir işaret bilmişti.

Hz. Cebrail’den selam getirmesi ile Hz.Peygamber, ona diğerlerinden daha fazla bağlanmıştı.

O büyük zekâ ve anlama, öğrenme, muhakeme ile kadınların en önde gideni vasfını almıştı.

Âlimlere göre de bu sevginin sebebi “ilahi kaynağa”dayandığından bu denli büyüktür.

Hz. Peygamber, eşleri arasında Hz. Hatice’den sonra en çok onu sevdiğini vurgulamıştır.

Eşini sevme konusunda, ölmüş Hatice’yi bile kıskanır, bu aşk evliliğinde kimsenin aralarına girmesinden hoşlanmazdı.

İslam ailesinin sevgi dolu atmosferini Allah’ın sevgilisinden öğrenmişti.

Zira O,gece ibadeti yapmak için bile hanımından izin alacak kadar zarif idi.

Gösteri yapan bir grubu seyretmek istediğinde, Hz.Peygamber onu sırtına aldı, belki de saatlerce bu gösteriyi sabırla izletti.

Hz. Aişe ile koşu yarışı yaptı.

Hz. Ömer’in ifadesi ile o Resulullah’ın göz nuru, habibesi, göz bebeği idi.

Peygamberden sonra kadınlara imam oldu, onlara namazlarını kıldırdı.

Peygamberin en has veziri idi, O’ndan sonra adeta görevi devraldı, aile hukuku ile ilgili konularda insanları engin bilgisi ile aydınlattı.

Allah’ın resulünden sonra kürsünün sahibi, hatibi idi.

İrşad ve tebliğ ondan soruldu.

İlim hazinesi idi.

Halifelerin danışmanı idi.

Kendisi aleyhinde bulunanları bile affeder, kin gütmez, kusurları örter, kemliklerle vaktini harcamazdı.

Ümmetin sorularına cevap veren fetva makamı oldu.

Sahabeye ders verdi.

Öğretmenlik vazifesini yıllarca sürdürdü.

Müminlerin annesi olduğu halde başkası ile evlenmesinin olanağı olmadığı halde tesettürüne çok dikkat etti.

Verdiği derslerde sahabe ile aralarına bir perde koydu.

Sadece baş ve saçlar değil yüzünde örtülmesi gerektiğini söyledi.

Gözleri görmeyen bir sahabi geldiğinde perdenin arkasına geçmişti de “ ben görmüyorum ki” diyen misafirine:

—Ben seni görüyorum ya, demişti.

Kâbe’ de de kalabalığa karışmaz, yüzünü örterek tam tesettürlü tavaf yapardı.

Çocuğu yoktu ama ümmetin annesi idi.

Öksüz ve fakir çocukları himayesine alır, onları terbiye edip yetiştirir sonra da evlendirirdi.

Pek çok köle ve cariye azat etmiştir ki kaynaklar bunu 67 olarak açıklar.

Daha sonra bu azatlılardan bir kısmı ilimle meşgul olmuşlar kendisinden de dersler almışlardır.

Halifeler bir çıkmazda kaldıklarında dini en iyi bilen olarak anılan annemizden akıl sorarlardı.

Fahişelerin hakkına da o sahip çıktı.

Hz. Ömer, bir gün Amr İbn-i Ümeyye ile karşılaşmış, onun satın aldığı bir top kumaşı, kötü ahlakları tarafından toplum tarafından dışlanmış kadınlara tasadduk ettiğini duymuş ve çok kızmıştı. Yanlış yaptığını söylüyor, onlara sadaka verilemeyeceğini anlatıyordu. Amr ile tartışmaya başlamışlardı. Sonunda çareyi annemizin hakemliğinde buldular ve huzuruna gelip meseleyi anlattıklarında Hz. Aişe:

—Allah şahit ki Resulullah, onlara vermiş olduğunuz şeyler de sizin için sadaka hükmündedir, dediğini duydum, diye cevap verdi.

Bu durum günümüz insanı için de aydınlatıcı bir ölçüdür.

Kimi zaman tereddütler oluştuğunda çok önemli bir delildir.

Bir başka olay Yahudi’ye miras hususunda yaşandı.

Safiye validemiz vefat ettiğinde, yüz bin dirhem miras bırakmıştı. Bu mirasın üçte birini kız kardeşinin oğluna vasiyet etmişti. Onun Yahudi olduğunu söyleyip bu mirasın ona verilemeyeceğini beyan edenleri duyduğunda Hz. Aişe, hemen müdahale eder ve:

—Allah’tan korkun ve kendisine vasiyet edileni ona verin” der.

Hz. Aişe; adaletin, hakkaniyetin, ince ve zarif İslami ölçünün adı, idi.