Bazı kimseler, terör dahil, toplumumuzda başgösteren problemlerimizi çözmek için daha fazla demokrasi, daha fazla demokrasi diye, iddiada bulunuyorlar.

Biz de diyoruz ki, ahlâk bozulmuş ise, problemlerin çözülmesinde demokratik sistemin hiçbir faydası olmaz, hatta zararı olur.

Niçin zararı olur Açıklayalım: Hangi seçim sistemi uygulanırsa uygulansın, demokratik sistem, liderin veya yöneticilerin halk tarafından seçilmesini öneriyor. Seçim kanunları en isabetli şekilde düzenlenmiş dahi olsa sonunda seçmenin reyi yöneticileri iş başına getirecektir.

Eğer, oy kullananların çoğunluğu ahlâk ve fazilet sahibi kişiler ise demokrasi inanılır, güvenilir, ehil kimseleri iktidara getirecektir.Bu alternatif, demokrasinin faydalı olabileceğini gösteren bir alternatiftir.

Yok eğer, oy kullananların çoğunluğu ahlâk ve fazilete bigane olan kimseler ise, bu sefer demokratik sistem, tersine işleyecek, en zararlı kişilerin yönetimi ele almasına yol açacaktır.

Konuyu matematik ve kesin ölçülerle, daha da netleştirelim. Diyelim ki bir toplulukta seçim yapılacak, salonda yüz kişi var. Ama bu yüz kişiden yarıdan fazlası inanılır, güvenilir kimseler değil. Maksatları iş başına geldikleri taktirde, şahsî menfaatlerinin gösterdiği istikamette menfaat sağlamak. Görülüyor ki, seçim kuralları titizlikle uygulandığı halde, netice hiç de içaçıcı olmayacak.

Bu sebepten demokratik sistemi, devâyı kül, yâni her problemin çözümü için bir sihirli değnek veya bir sihirli ilaç olarak sunanların bütün çabaları boşuna.

Şahısları putlaştırmak ne derece anti-demokratik ise, sistemleri, mahzurlarını hesaba katmadan putlaştırmak da aynı derecede anti-demokratiktir.

Öyleyse çare nedir:

Çare küçük yaştan başlayarak, kişilerin, imanlı, hak ve hukuka saygılı, ak parayı kara paradan ayırd eden, helâli haramı gözeten ve kendiliğinden adalete, insafa uygun yaşamayı aklına, gönlüne, ruhuna sindiren kimseler olarak eğitilmesi, yetiştirilmesidir.

Böyle bir ahlâkî eğitim reformu gerçekleştirmeden, toplumda en azından iyi niyet sahibi, dürüst kişilerin sayısının yarıyı geçmesi sağlanılmadan, ister dernek olsun ister vakıf olsun, ister siyasi parti olsun, seçim yoluyla insanlığın, saadet ve selâmete kavuşturulması mümkün değildir. Gösterilen çabalar boşunadır, hayal mahsulüdür.

Çünkü ancak sağlam malzeme ile sağlam bina inşa edilebilir. Siz, çürük kerpiç, çürük tahta kullanarak kesinlikle gökdelen inşaa edemezsiniz. Mimarın projesi en mükemmel proje de olsa durum değişmez.

Zira kırk çürük yumurta bir sağlam yumurtanın yerini tutmaz.

Bir toplumda adaletin tecellisi de, aynı kuralların etkisi altındadır. Yönetenler, idarî veya adlî görevlerde bulunanlar içten içe hak ve adaleti özümsememiş iseler, ne sosyal adaletten ve ne de noktasal adaletten söz edilebilir.

Denilebilir ki, ahlâkî kurallar etkisiz kalmışsa, sert, kesin kanunlar çıkarırız, düzeni sağlarız. Sert kanunları uygulayanlar, ya da toplumdaki çoğunluk, uygulayıcılara sağlam delil, sağlam bilgi, sağlam istihbarat veremeyecek duruma düşmüş iseler, müsbet netice alınamaz.

Ziya Paşa merhum, toplumumuz bu izah ettiğimiz hallere düştüğü için şu mısraları söylemek zorunda kalmıştır:

"Milyonla çalan, mesnedi izzette serefraz

Üç beş kuruşu mürtekibin cayi (yani cezası) kürektir.

Balık baştan kokar derler. Doğrudur. Kokuşma kuyruğa kadar sirayet etmişse ne yapacaksınız

Zaman zaman şahid oluyoruz, bazı yazarlarımız, tuzumuz bile koktu diye sinyal veriyorlar. Demek ki durum kritiktir.

Kimse yaldızlı sözlerle birbirini aldatmasın. Bir ahlâk reformuna muhtacız. Bu da eğitim yoluyla olur. Bilgi ezberletmek eğitim değildir. Eğitim; küçük yaştan başlayarak, kişilerin karakterini, ahlâk, fazilet, mânevî değerler aşılayarak yeniden inşaa etmektir.

Böyle bir iyileştirme yapıldığı taktirde ancak o zaman, gerçek mânâda demokrasiye erişebiliriz. "Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur." Dağa çıkanların sayısı artar.

Böyle bir arınmadan ve dirilişten sonra, belki de kanunlara bile fazla ihtiyaç kalmaz. Çünkü herkesin hakimi, savcısı, jandarması, polisi kendi içinde olur. Selâmet, saadet, huzur ve asayiş kendiliğinden sağlanır.