Yazımın başlığı, “Müslümanlar da yalan söylüyor” idi. Değiştirdim. Bunu ifade ederken canımız acıyor, ruhumuz kararıyor, içimizi bir sıkıntı basıyor.
Siyasa hırsının en tepeden en aşağıya kadar insanları bir sarmalın içine sürüklemiş bulunuyor. Bir yere gelebilme, bir işi başarabilme ya da hedeflenen bir işi gerçekleştirebilme adına sınırsızlık başını almış gidiyor.
Müslümanlar “emin”, “güvenilir”, “inanılır” bir peygamberin ümmeti. Müşrikler dâhil, hiç kimse Peygamberin sözüne, davranışına asla söz etmiyor, karşı çıkmıyor. Onların bütün derdi putlarına karşı çıkılması, Allah’a ve Elçisi’ne imana davetine tahammül edemeyişleri. Onlar da biliyorlar ki Allah Elçisi Sevgili Peygamberimiz asla hileye başvurmuyor.
Günümüz siyaseti, iktidar ve mal tutkusu Müslümanların ahlâkını bozdu. Hile ile siyaset yapmayı, başkalarını kandırmayı, başkaları adına hüküm vermeyi, başkalarının adını kullanarak dedikodu yapmayı, başkaları adına yalan söylemeyi bir hüner belliyor.
Ölmüş kimseler hakkında yorumda bulunuluyor. Ölmüş kimseler dilsizdir ve toprağın altındadır. Onlar kendi yaşayışları ve kararlarıyla gelip gitmişlerdir. Ölmüş birini kapma yarışındadırlar şimdilerde. Neredeyse getirip bütün heykelleriyle başlarına taç edinecekler.
Televizyonlarda, medyanın hemen bütün alanlarında Müslümanlar kendi hırslarının kurbanıdırlar. Kul hakkı diye bir şeyi asla akla getirmiyorlar. Başkaları adına hüküm verirken yarın yakalarına yapışılacağını akıllarının ucuna bile getirmiyorlar.
Bu davranışlarıyla İslâm’ın ruhunu incittiklerini, zedelediklerini hiç mi akıllarına getirmiyorlar?
Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı yakın. 1923. Bu sistemi tahkim etmek ve kutsamak Müslümanların birincil görevi. Demokrasiyi muhkem hale getirdikleri gibi. Demokrasi adına şehit olunduğu gibi. Bütün kâinatın yaratıcısının ve hüküm sahibi olan Allah’ın hükmü yerine, artık hüküm sahibi insan. Hâkimiyet kayıtsız şartsız insanın ise, Allah’ın kitabının ve peygamberinin yeri neresidir bu yapıda?
İnsanoğlu yaptığı yasalarını beğenmiyor. Anayasalar yapboz tahtası. Kimileri kendi yasalarını beğenmiyor yenisine başvuruyor. Bir oyunbozan gibi.
Demokrasi ahlâkı diye bir ahlâk var şimdi. Yalan söyleme ahlâkı, iftira ve benzeri ahlâk gibi. İnsanları ezme, hakaret etme, aşağılama ve öteleme ahlâkı gibi.
Dünü yaşamış, bugünü yaşıyor. Dünü ile bugünü arasında dağlar var. Biri diğerine benzemiyor.
Sahih Müslümanlar örnektirler. Tebliğin en etkilisini onlar kişiliklerinden yansıtırlar. Onlar kişilikleriyle çağırıda bulunurlar.
Müslümanların dilleri bozuldu. Üslupları değişti, incelikleri yitti. Kendisine hasım olarak bellediklerine en ağır sözleri söylemekten de çekinmiyorlar. Bu bir hedonizm ve bundan da haz alıyorlar. İçlerini boşaltınca içlerinin yağları eriyor.
Müslüman asla yalan söylemez.
Müslüman asla iftirada bulunmaz.
Müslüman asla başkası adına hüküm vermez, bir kararı açıklayamaz. Kişi kendisi hayatta ise ve sözünün sahibi ise ancak o konuşur. Düşüncenin vekâleti olmaz.
Müslüman başkasının hakkına giremez. Başkası adına yalan söyleyemez, uyduramaz. Niyet belirtemez. Müslüman dolambaçlı değildir, dosdoğrudur. Müslüman, kulağıyla duymadığı, gözüyle görmediği, birebir tanığı olmadığı bir şeyin dedikodusunu yapmaz, yapmamalı.
Müslüman’ın gücü; iktidarı, sopası değildir. Müslüman’ın gücü adaletidir, sahih davranışıdır, dürüstlüğüdür, güvenilirliğidir, asaletidir, inceliğidir, güler yüzüdür, doğru sözüdür. Müslüman’ın asaleti hakiki ve sahih Müslümanlığıdır. Ötesi boştur.