Bir kez daha Filistin vuruldu. Üstelik “Filistin benim davam” diyenler tarafından. Ağla gözlerim ağla… Oy Filistin’im oyy! Garip geldin garip giden yetimim. Kimsesizim! Sana geliyorlardı. Yaralarını sarmaya, acını biraz olsun dindirmeye geliyorlardı. Kalplerinde iman dolu insanlarla, 27 Mayıs 2010 gecesi Antalya Limanı’ndan, sadece insani yardım amaçlı yola çıktı Mavi Marmara. Sadece akıllarında insani yardım vardı. Nerden bilecekler “hamasete” kurban gideceklerini. Mavi Marmara davası, 20 milyon dolarlık tazminat anlaşması gereği düştü. Gerek davanın mağdurları gerekse de kamuoyu, bunu, “Şehitlerin kanı satıldı” şeklinde yorumladı. İyi ama ‘satan’ kim? Bununla ilgili derin bir sessizlik var.

10 Aralık 2016 Cumartesi günü patlayan bombaların sonucunda şehit olan polislerimizin ardından pek çok kanalda koca koca adamlar çıkıp, “Bu ABD ve Avrupa başından beri Türkiye’yi kandırdılar. Büyük Ortadoğu Projesi işliyor. Türkiye bölünme tehlikesi altında. Türkiye bugüne kadar çok yanlış kararlar aldı. Türkiye’yi Irak ve Suriye gibi parçalamak istiyorlar” dediler. Buraya kadarını biz yıllardır söylüyor ve yazıyoruz. 

HİÇBİRİSİ MERTÇE ÇIKIP DA ŞUNLARI SÖYLEYEMEDİ:

“Türkiye’nin felaketi ABD ve Avrupa’ya güvenmekle başladı! Türkiye baştakilerin yanlış kararları yüzünden yapayalnız kaldı! Türkiye ABD ve Avrupa aşkı ile yola çıktı, yola çıkmakla kalmadı bu aşkla yandı, tutuştu. B planı bile yoktu. Türkiye’nin yanlışları yüzünden İslam dünyası perişan oldu. Irak’ın işgaline yapılan yardımlar hâlâ unutulmuş değildir. Yanlış Suriye politikası ortada durmaktadır. Türkiye tek adam yönetimi ile bu hale geldi. Türkiye bu felaket senaryosunda eş başkanlık yaptı, halen de bu pozisyonundan ayrıldığını ilan edemiyor!”

Böyle bir Türkiye’de kürsülerde daima “Gazze” derler “İsrail, terör devleti” derler, “Ben olduğum müddetçe İsrail’le normalleşme söz konusu olamaz” derler, AB olmazsa, ŞİO olur derler, milletin gazını alırlar ve sonra “Filistin’e, Mavi Marmara gemisine sırtını dönenler.” Milletçe; “Bir bildiği vardır” algısına maruz kalır, terör normalmiş gibi yaşayıp gidersiniz. Doğruları söylediğimizde; “Alternatif mi var?” sözünün arkasına sığınıp vicdanınızı yumuşatmaya çalışırsınız. Unutmayınız! Ahiret var! Hesap günü var! Bizi terörle yaşamaya alıştıranlar, gencecik fidanların toprağa düşmesine neden olanlar bir gün mutlaka Allah’ın huzurunda o hesabı vereceklerdir. Her yetim mahkeme-i kübrada hakkını alacaktır.

SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN DİKKATİNE

Devlet hastanesinde muayene olmak için sıra beklerken, bir bakıyorsunuz ilaç şirketlerinin mümessilleri, hasta var mı yok mu, bakmadan içeri dalmaktadırlar. Doktorlarsa bu konuda tepki göstermemektedirler. Oysa hasta mahremiyeti, hasta hakları diye bir şey var. Bu mümessilleri ikaz ettiğinizde, “Doktor gel dedi” ya da, “Başhekim izin verdi” cevabını alıyorsunuz. Bizler çok kere sağdan soldan ve hastane çalışanlarından duyduk ki; mümessiller doktorlara farklı hediyeler vererek, kendi şirketlerinin ilaçlarını yazdırmaktadırlar. Böyle bir durum varsa, mutlaka Sağlık Bakanlığı bunun önüne geçmelidir. İster istemez insanın aklına, “Ülkeyi çok uluslu şirketler mi yönetiyor?” sorusu gelmektedir. Hiçbir şirket bu kadar özgürce ve bu kadar cesaretle hastaların hakkına giremez. En azından ben muayene olurken; buna izin vermiyorum. Vermeyeceğim de!