Bir Ramazanın ardından bir bayramı yaşadık. Gerilimli bir dönemden geçiyoruz. Gerekli gereksiz birçok şeyin bir arada olduğu bir zaman. Düşmanlıkların, kin ve öfkenin yoğunlaştığı bir zaman.

Bunlar insanlığın kemiren ve tüketen kurdu. Bu, hemen herkese ve her kesime zarar veren bir şey. Gerilim üzerinde bu kadar yaşanamaz.

Bu yüzyılın bir ideolojisi oldu; öfke. Öfkesiz yaşanamıyor. Belki öfke olmasa kimi güçler ayakta kalamayacak.

Hayat, doğası gereği sükûn istiyor.

Biz İslâm milletindeniz. İslâm milletinin kendi içinde zaman zaman anlaşmazlıkları olmuştur, olmalıdır da. Eğer olmaz ise bu işin doğasına aykırılık olur. Ne ki, tarih boyunca kavmi çatışmalar hemen hiç yaşanmamıştır. Emperyalizm Müslümanların içine sızınca daha çok kavmi kışkırtmalara girişti, bunda da başarılı oldu. Koca Osmanlı Devleti nin dağılışının tek nedeni de budur.

Mezhep çatışmaları İslâm tarihinin hemen her döneminde vardır. Fakat bunlar belli bir yerde boğumlanmış büyük felaketlerin yaşanması engellenmiştir. Kimi mezhep çatışması gibi görünenler de siyasal bir durumdan başkası değildir. Bu bir iktidar çekişmesidir. Günümüz siyasal partilerini de bu gözle görebiliriz.

Devlet olma sürecinde ise küçükten büyüğe geçilirken, küçük durumlar aşılmıştır. Selçuklu Devletinin bitişi, büyükten küçüğe yönelişten ileri geliyor. Benzer durumları bugün de yaşıyoruz.

Beylikler, küçük grup çatışmaları da olmuştur. Osmanlı beylik olgusunu bitirince büyük devlet oldu. Endülüs ise büyük devletten beylik sürecine girdiği için yıkılmıştır.

Türkiye yi bir başına ele alırsak. Osmanlı Devleti gibi büyük bir coğrafyaya sahip değil. Osmanlı nın 30 un üzerinde kavmi vardı. Bu, Türkiye sınırları içinde çok daha az. Belli başlı iki kavim var; Türkler ve Kürtler. Mezhep kavgaları ise genelde batıl olanlar arasında yaşanmaktaydı. Bugün o türden mezhepler yok. Akımlar var, bunlar da dış kökenlidirler. Müslümanların kendi içlerinden doğma değiller.

Kitleleri en çok etkileyen ise uluslararası servislerdir. Bunlar bir kitlenin içine fitne tohumlarını ekiyorlar, sonuçta da başarıyorlar. Kavmi ayrılıklarda Türk ve Kürt çatışması akla gelmeyen, en uzak bir ihtimaldi. Bundan otuz sene önce böyle bir gerilimin yaşanacağı söylenseydi inanılmazdı. Ne yazık ki yaşanıyor.

Bugün fitneyi ve körüklenmeyi büyük ölçüde medya üzerinde yaşıyoruz. Bir oruç ayının nasıl gerilimli geçtiği biliniyor. Son yıllarda oruç ayı başlar başlamaz medya tarafından bir gerilim ve kışkırtma süreci yaşanıyor. Kurban bayramında da. Bir milletin kültürel ve dini değerleri hedef alınıyor.

Müslümanlar geçmişte lider merkezliydi. Halife veya sultan. Büyük devlet başkanlarının olduğu dönemlerde sorunlar çok rahat aşılabiliyordu. Bugün Müslümanların birçok sorunu var. Lidersizlik. Liderin devre dışı olması ya da. Müslüman aydın sorunu. Aydınları bile kendi ilkelerini, ideallerini çiğneyip küçük ve dünyevi hesapların peşine takılıyorlar. Bunun en temel nedeni de dünyevileşmelerindendir.

Ağız tadıyla yaşamak ya da yaşayamamak Böyle bir sorun ile yüzleşmiş durumdayız. Bir bayramı ağız tadıyla yaşamak. Bir oruç ayını ağız tadıyla geçirmek. Bayramlaşmalarda, ilişkilerde bile bir gerilim üzerinde duruyoruz. Bayramda akraba ziyaretlerinde bile gündemde olan konular konuşuluyor. Bayramlar değil, sevgi ve muhabbet değil, insani durumlar değil. Bambaşka şeyler. Bunlar insanın keyfini kaçırıyor.

En gerilimli zamanlarda küskünlerin barıştığı, sevgi yoğunluğunun yaşandığı bayramları yaşayamıyoruz. Şehit cenazeleri, dağlarda ölenler, bombalanan camiler, siyasal çekişmeler, medya kavgaları. Bir de buna muhafazakar televizyonların Müslümanların bayramını değil de Yahudilerin bayramını öne çıkarıyorlar. Müslümanların bayramını ise sıradanlıklarıyla gündeme getiriyorlar.

Hayata ilişkin ağzımızın tadı da kaçtı velhasıl. Bayramlarımızı bile bir bayram ruhuyla yaşayamıyoruz. Elbette sorun bizde, başkalarında değil.