Bismillâhirrahmânirrahîm;

CUMHURBAŞKANI Angola, Togo ve Nijerya’yı içine alan bir Afrika ziyareti yaptı. Ayrıca, Togo’nun ev sahipliğinde Burkina Faso, Liberya, Türkiye dörtlü zirvesi gerçekleşti. Görüşmeler yapıldı; kararlar alındı; anlaşmalar imzalandı; işbirliği alanları belirlendi. Türkiye’nin Afrika’ya açılmasından memnun kaldım. Hayırlı sonuçlar ortaya çıkarmasını temenni ediyorum. Çünkü bu ülkeler hep sömürgecilerin kıskacında.

Türkiye dış politikada -neredeyse- dünyayı dolaşıyor. Özellikle Batı ülkeleri ile iletişim daha fazla. Yöneticilerimizin önce Batı ülkelerine yaptığı ziyaretlerini göz önüne getirin; sonra da son Afrika ziyaretini. Ne görüyorsunuz? Batı ülkelerinde Türkiye’ye karşı bir soğukluk, tedirginlik, güvensizlik var. Ya Afrika ülkelerinde! Türkiye’yi bağrına basan sıcak karşılamalar, güven ve sevgi gösterileri.

Bunu sadece bir hükümete karşı gösterilen bir “yakınlık” olarak ele almayın. Meselâ eski cumhurbaşkanlarından Ahmet Necdet Sezer bir Suriye gezisi yapmıştı da, orada büyük ilgi ve itibar görmüştü. Onlar, hâlâ Osmanlı’nın adalet ve himayesini unutmuyorlar. Bizi, bugün bile “Osmanlı’nın torunları” olarak görüyorlar. Bu sebepten Türkiye’den beklentileri var. Aynı himaye edici özelliği Türkiye’nin de göstermesini arzu ediyorlar.

Ya Batı ülkeleri! Sömürgeci özellikleri ön planda! Türkiye ile diplomatik ilişkileri hep çıkarları için. Hatta Türkiye’yi “basamak” olarak kullanıp emellerine ulaşmak istiyorlar. Kibir, bencillik, iki yüzlülük, ön yargı, hükmetme anlayışı hâkim. AB ve NATO’da olduğu gibi, verdikleri sözde durmuyorlar.

BUGÜNE GELELİM

ABD, Türkiye’ye hiç “dost” olmadı. Batı ülkelerinin yanında yer aldı. Ermenistan hiçbir gerekçe göstermeden Azerbaycan’a saldırmıştı. ABD ve bütün Batı ülkeleri mazlumun değil; saldırganın yanında yer almıştı. Çünkü onlar aynı dine mensuplar. Hak, hukuk, adalet, insanlık diye bir kavram tanımıyorlar.

Rumlar, Büyük Yunanistan’ı kurmak istiyor. Kıbrıs’ta iki toplumlu bir federe devlet kuracağız, diye tutturdular. Soydaşlarımızı azınlık durumuna getirip Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak istiyorlar. İki toplumlu devlet 1960-1974 arasında denendi. Rumlar soydaşlarımıza saldırı, katliam, soykırım uyguladılar. Kıbrıs Barış Harekâtı problemi çözdü. İki ayrı devlet kuruldu; Kıbrıs’a “huzur” geldi. Ama Rumlar bunu istemiyor.

Yunanistan “genişlemek” peşinde! Kara sularını 12 bin deniz miline çıkarmak istiyor. Amacına ulaşmak için uzlaşmaz ve provake edici bir politika izliyor. Kendini Kıbrıs’ın tek sahibi olarak görüyor. AB’yi Yunanistan’ın tarafı yapmayı başardı. Fransa ile de, savunma ve güvenlik alanında işbirliğine yönelik “Stratejik Ortaklık Anlaşması” imzaladı. Yunanistan Başbakanı Miçotakis, saldırı halinde Fransa’nın Yunanistan yanında yer alacağını açıkladı.

Yunanistan Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de dar bir alana sıkıştırmak istiyor. Emekli Tümamiral Cihat Yaycı, konu ile ilgili “kritik bir uyarı” yaptı: “Yunanistan füze, uçak, mühimmat sayısını artırmaya çalışıyor. Zayıf anımızı kolluyorlar. Büyük Yunanistan’ı kurma, Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama idealine sahipler. İstanbul’u Vatikan tarzı bir patrikhane yapmaya çalışıyorlar. İlk fırsatta Türkiye’ye saldıracaklar.” (20.10.2021)

FERASETLİ SİYASET

BATILILAR maksatlarını gizlemiyorlar. Fransa, BM’nin daimi üyesi! AB içinde etkin! Buna bağlı olarak AB ve ABD, Yunanistan’ın yanında yer alacak. AB ve NATO, ABD ile birlikte hareket ettiklerini açıklamıştı. Hıristiyanlar birbirini destekliyorlar. Saflar net! Yunanistan buna güveniyor. İslâm dünyası yol haritasını bu tabloyu görerek çizmeli.

Yaşadığımız sıcak gelişmeler ortada. İşte, Batılıların Türkiye’yi yok etme planları! İşte, İslâm ülkelerinin Türkiye’ye kucak açan söz ve davranışları! Gerçeği görüp safımızı netleştirmek çok kolay! 

Dünyanın en büyük zenginlik kaynakları İslâm dünyasında… İki milyar insan, “Ey Türkiye! Uyan! Tarihi sorumluluğunu kuşan, arkanızdayız” demek istiyor.

Erbakan Hoca, 1 yıllık iktidarında, bugün nüfusu 1 milyara ulaşan 8 İslâm ülkesini bir araya getirerek D-8’leri kurdu. İslâm Birliği’nin çekirdeğini oluşturdu. Bunları bilen AKP ise, D-8’lerin hedefine ulaşması için tek adım atmadı. D-8’lerin dönem başkanlığını yaptığı dönemlerde bile hiç gündemine almadı. Bize kucak açanları itti. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı oldu. Batılı ülkelerden aldığı fonlar, borçlar; ticari anlaşma ve ilişkilerle ipin ucunu kaçırdı.

Türkiye dışa bağlı, işbirlikçi, Batı’ya karşı teslimiyetçi yöneticilerden çok çekti. Uyanmalı, kendimize gelmeliyiz. Okuyan, düşünen, inceleyen, araştıran, olayları sorgulayan uyanık bir toplum olmalıyız. İnsan, dünyayı gözünün büyüklüğü ölçüsünde görür. Bunu yaparsak, D-8’lerin ayağa kalkmasının Millî Görüş ve Saadet Partisi iktidarıyla olacağını kolayca anlarız.