Herhangi bir ülkede doğru haberlere sağlıklı bir zeminde ulaşabilmek, bugünün dünyasında birçok zorluk barındırıyor.
Yalan haberlerin etkisinden uzakta kalarak doğru habere ulaşmaya çalışmak, yerine göre sabır içerisinde oldukça fazla çaba göstermeyi gerektiriyor.
Yalan habere maruz kalmak ise, içinde yaşanılan etkiler dünyasının bir sonucu olarak, hiçbir çabaya gerek duymaksızın süreklilik arz ediyor.
Bugün İslam dünyası kendi ülkelerinde cereyan eden gelişmeleri, batıla hizmet eden Siyonizm güdümlü ajanslar ve haber kanalları üzerinden öğrenmeye çalışıyor, onların çerçevelediği bilgilerle algılarını şekillendiriyor.
Dün Irak, İran, Suriye ya da Libya için geçerli olan bu durum, bugün Afganistan için de geçerli. Afganistan’da yaşanan gelişmeler ile ilgili bilgi alınan en önemli kaynakların halen Batı merkezli haber kaynakları olması probleminin üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gerekiyor.
Birbirimizden uzaklaşmamız, birbirimizin derdiyle dertlenemeyişimiz aslında bu iletişim kanallarının kurulmamasıyla yakından bağlantılı bir nitelik arz ediyor.
Geçtiğimiz günlerde Afganistan’da yaşanan gelişmelerle ilgili olmak üzere, diplomat seviyesinde bazı isimlerle bir vesileyle görüşme imkânımız oldu.
Birincil kaynak hükmündeki bu isimlerin verdiği ve bir kısmı kamuoyuna da yansıyan bazı önemli bilgileri, okurlarımızın dikkatine sunmak gayesiyle, burada bir kez daha zikretmekte yarar görüyorum.
Kaynaklar, her şeyden evvel yaşanan değişim öncesi Afganistan’ın durumunu net olarak hatırlamak gerektiğine vurgu yapmaktadır.
Zira Afganistan’da yaşanan otorite boşluğundan ötürü başkent Kabil başta olmak üzere şehirlerde hırsızlık, gasp, cinayet gibi suçlar daha yakın zamana kadar vaka-i adiye haline gelmiş durumdaydı.
Örneğin caddede yürüyen bir kişinin telefonunun gasp edilme ihtimali herkesin bildiği bir gerçeklik haline geldiğinden insanlar dışarıda devamlı teyakkuz halinde korku ya da kaygı psikolojisiyle hareket etmeye başlamıştı.
Dolayısıyla kaos ve karmaşanın hakim olduğu, belirsizliklerin hüküm sürdüğü bir dönem iyiden iyiye kendini hissettiriyordu.
Böyle bir süreçte işgalci Amerikan askerlerinin Afganistan’ı terk etmek durumunda kalması, yeni döneme ilişkin olarak Afganistan halkında da çeşitli beklentilerin oluşmasına neden olmuştur.
Görülebildiği kadarıyla, her şeyden evvel huzur ve sükûnetin sağlanması için ülkede hâkimiyetin tek elde toplanması konusunda çeşitli kesimler arasında bir mutabakat sağlanmıştır.
Nitekim başkent Kabil’de ilk gün 200, ikinci gün 170 ve üçüncü gün 100 kişinin suçüstü yapılarak yakalanması gibi uygulamalar kısa sürede kontrolün ele geçirilmesini sağlamış görünmektedir.
ABD makamları ise arkasında kaos bırakmak gayesiyle, “Bundan sonraki hayatını ABD’de ya da Kanada’da geçirmek isteyenler havaalanına gelsin” çağrısı yaparak bizzat havaalanında izdiham oluşturmaya yönelmiş ve bunu haber ajansları vasıtasıyla dünyaya servis etmiştir.
ABD’nin bu kaos planlarına karşı Karzai, Abdullah, Hikmetyar gibi toplumda ağırlığı olan isimlerin değişim sürecine destek vermesi emperyalist oyunun boşa çıkmasına vesile olmuştur.
Kısaca Afganistan, yaşadığı son olaylarla birlikte, yeni bir döneme kapı aralamış durumdadır. Mevcut okumaları bir kenara bırakarak Afganistan’ın yarınına ilişkin değerlendirmeler yapmak, dahası Afganistan’ın yaşadığı bu değişim sürecinde yol gösterici hamleler planlamak, ehil insanlar açısından insani ve İslami bir sorumluluk olarak görülmektedir.
Bunun dışında gelişmeleri dışarıdan takip edenlerin ise çok daha sağduyulu bir yaklaşım benimsemesi gerekir.
Örneğin son birkaç ayda Türkiye’de yaşayan ya da yaşamak için göçe yönelen Afganistan kökenli kişilere karşı yürütülen algı operasyonlarının boyutuna dikkat edilirse, toplumda karmaşa ve kaos çıkartma derdinde olan kesimler kolaylıkla fark edilecektir.
Uzun yıllardır Türkiye’ye mülteci olarak yönelen Afganistanlıların sayısı orantısal olarak büyük ölçüde benzerlik taşırken Türkiye’nin bir anda adeta Afganistanlıların istilasına maruz kalıyormuş izlenimi oluşturulması tamamen bir algı operasyonudur.
Göç yoluyla demografik yapının değiştirilmesi gibi muhtemel tehditlerin, güvenlik birimlerince ciddiyetle takip edilmesinin gerekliliği, topyekûn bir milletin potansiyel şüpheli haline getirilmesini haklı çıkartmayacaktır.
Kaldı ki, en son hendek olaylarında da görüldüğü gibi, Türkiye’de karışıklık çıkartmak isteyen yabancılar Irak, Suriye ya da Afganistan uyruklu değil Norveç, Fransa, Danimarka uyruklu olanlardır. Terör saldırılarını yönetenler, terör örgütlerini finansal açıdan destekleyenler ve medya aracılığıyla bu örgütlerin propagandasını yaptıranlar Irak’ı, Suriye’yi, Afganistan’ı işgal edenlerdir.
Düşmanı yanlış yerde aramayalım.