TBMM’nin yasama yılının 1 Ekim tarihi itibariyle başlamasıyla birlikte, siyaset gündeminin bir hayli yoğun olması tabii olmakla beraber, MHP’nin özellikle de Bahçeli’nin af yasası teklifi gündemden düşmemektedir. Bu durum tabii ve olağan bir durum olmakla birlikte, söz konusu affın kapsamı, niceliği, niteliği tartışılırken, Saadet Partisi Lideri Sayın Temel Karamollaoğlu’nun, “Devlet, devlete karşı işlenen suçları affedebilir; şahıslara karşı işlenen suçları devlet affedemez, ancak şahıslar affedebilir” dedi. Bunun arkasından Sayın Cumhurbaşkanı da aynı doğrultuda, hemen hemen aynı cümlelerle görüş belirtti. Zaten olması gereken de budur. Zira kulun kula karşı yapmış olduğu suçu ve günahı, Allah (c.c.) bile affetmiyor.

Konuyu buraya getirmişken Milli Görüş’ün duayenlerinden ve eski Adalet Bakanı Muhterem Şevket Kazan Bey’in anlatmış olduğu bir hatıra aklıma geldi. Demişlerdi ki: “1974’te bir af yasası teklifi hazırlamak için Erbakan Hocam bana görev verdi. Ben de gittim, Kur’an’ı açtım. Bir yana koydum. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı da öbür yana... Kur’an’a baktım. Allah (c.c.) hangi günahları affediyor? Hangilerini affetmiyor? Bir de Anayasa’ya baktım. Hangi suçlar affediliyor? Hangileri affedilemiyor diye uzun bir çalışma yaptım. Ve bir sentez yaparak af kanunu teklifini hazırladım. Daha sonra Hocama getirerek takdim ettim. Hocam aldı ve inceledi. ‘Bu çocuktan Adalet Bakanı olur’ dedi. Ve ondan sonra Hocam beni Adalet Bakanı yaptı.” Hem ilahiyatçı hem de hukukçu birisinin hazırlayacağı af kanunu teklifi ancak böyle olur. Hele de Milli Görüşçü olursa...

Peki ya şimdiki durum öyle mi? Af kapsamına alınanlar ve alınmayanlar üzerinde yapılan tartışmalarda görünen o ki, kader mahkûmu diyerek mafya babaları, uyuşturucu baronları affedilecek; zavallı öğretmen, falanca sendikaya üye olmuş diyerek terör örgütünden sayılarak af kapsamı dışında kalacak. Devletin büyükleri “aldatıldık, yanıldık” derken, sanki onların aldatılma lüksü yokmuş gibi... Peki, soruyoruz, bu meyanda bir af kanunu çıkarsa, adalet bunun neresinde olur? Tabi ki hiçbir yerinde... Bu kanunu çıkaranların, FETÖ’yle yaftalanan mahzun zavallıların kapsam dışı kalması, vicdanlarını kanatmaz mı? Her şeye rağmen bu hususta Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere iktidar partisinin dikkatli ve hassas davranacağı hususunda ümitlerimiz mevcudiyetini korumaktadır.

Bugünlerde ülkemizin başına gelen ekonomik kriz ve diğer nahoş hadiseler, işin manevi tarafından bakıldığında mazlumların ahının bir tezahürü mü diye düşünmek istemezdim. Ama aşığın bir sözü var:

“Mazlumun ahı deler mermeri,

Eğer gözlerinden yaş indirirse,

O zaman titreşir çarkın çemberi,

Doğruca Allah’a baş indirirse...”

Evet, Allah’a inen başın; zikri, fikri, şükrü Allah’a olan imanlı, ihlâslı ve samimi mazlumların haksızlığa uğraması, zelil edilmesi, dünyalarının karartılması her vicdan sahibine dokunduğu gibi, Allah’ın da zoruna gider. Bir atasözü ise, “Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste” diyor.

Af kanunu teklifini gündeme getirenler ve bu konu üzerinde çalışacak olan etkili ve yetkili insanların hak, hukuk ve adalet duygusundan ayrılmaması gerektiğini siyasi görüşlerini bir yana bırakarak, kul hakkını, insan hakkını gözeterek karar vermeleri, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin şanına yakışır hareket olacaktır. Aksi halde huzur-u ilahide hesap vermek zor olur. Allah hiç kimseyi kul hakkıyla huzuruna çağırmasın. Âmin. Vesselam...