Söylemesi ve yazılması gerekeni bazen başta söyleyip yazmak gerekiyor. Bugün de öyle yapalım. Ama önce minik bir girizgâh ile başlayalım. Malum olduğu üzere, sömürü sermayesi ikiye bölünmüş gibi bir görüntü veriyor. Faizci bankerler savaş ve kanla sorunları çözmek istiyor, karşılığı olmayan ama insanların putlaştırıp taparcasına değer verdiği dolarları bu amaç için kullanıyorlar. Üretici patronlar ise doları ekonomik olarak değerlendiriyor ve siyaseti satın almak suretiyle dünyaya hükmediyorlar. Söz dinlemeyen etkin devletleri dolarla tuzağa düşürmek istiyorlar. Bu savaş devam ediyor. Rusya ve Çin gibi etkin devletler bu oyunları görüyor ve yavaş yavaş yeni çıkış yolları arıyorlar...
Başta söyleyip yazacağımız gerçeğe gelinirse. Zaman zaman bu köşede hatırlattığımız sebeplerden dolayı sömürü sermayesinin sonu gelmiştir. Kurtulmak istiyorsa, sermayenin yapacağı iş çok açıktır. a) Faizden vazgeçip sömürmeden iş ve ticaret yapacak... Helal para ile hem kendisine hem insanlığa hizmet edecek... Sömürme yerine hizmet edip payını alma şeklinde bir düzene yani “Adil Kur’an Düzeni”ne gelmeli ve teslim olmalıdır. b) Sermaye bu şekilde ekonomide rolünü oynamalı; dine, ilme ve siyasete karışmamalıdır. Dinlerin kendi sahalarındaki bağımsızlıklarını insanlık kendisi sağlamalıdır. İlmin de siyasetin de sermayenin emrinden çıkarılması gerekmektedir. “Adil Kur’an Düzeni” bunları sağlamaktadır. Siyaset de güvenliği sağlamalı ve hakemlerden oluşan yargının emrinde olmalıdır...
Peki, ne oldu da dünya, Avrupa/AB ve Türkiye bu hâle geldi
Avrupa Birliği II. Dünya Savaşı’ndan sonra sermaye tarafından Çin ve Rusya ittifakına karşı dünyadaki dengeyi oluşturmak için kur(dur)ulmuştur. ABD ile AB birlikte sermayenin askeri olacaktı. Türkiye’yi NATO’yu güçlü kılmak için aralarında istiyorlardı. AB ise güçlü olmayan Türkiye’yi istiyordu. Kürtleri bizden ayırıp İsrail’e asker yapacaktı. Türkiye savaşa girmeme direnci ile bu oyunları bozdu. Şimdiki plan aynıdır. Türkiye Suriye ve Irak’a girecek… İsrail Suriye’ye girecek… İran Türkiye’ye saldıracak… III. dünya savaşı çıkacak... Tıkanan ekonomi açılacak… Söz dinlemeyen etkin güçler dize getirilecek...
Millî olmayan, müspet olmayan, menfi olan, dışa yani sömürü sermayesine bağımlı olan “medya” her şey gibi bu meseleleri de tam ters şekliyle anlatmaktadır. Ama oluşturulan algılarla olaylar görünürde doğru anlatılıyor gibi geliyor. Oysa gerçek şudur. Sömürü sermayesi dünyayı parça parça yapmakta ve bu parçaları aralarında savaştırmaktadır...
Rusya ve Çin bir grup, ABD ve AB bir grup... Sonra AB-ABD arasında çatışma… Sonra Fransa-Almanya ile İngiltere-İspanya birer grup... Türkiye’de de önce sağcı bir grup, sonra solcu bir grup... Sonra CHP ile AK Parti ayrı ayrı çatışan, HDP ile MHP ayrı ayrı çatışan grup... CHP’de Derviş grubu, Baykal grubu… AK Parti’de Müslümanlar grubu, masonlar grubu; Müslüman grubu da Erdoğan grubu, Gül grubu... Sermaye karşılıksız dolarla bunların hepsini destekler ve ayakta tutar, birileri yükselirse diğerlerini ona saldırtır... Mesela, bu dönemde AK Parti’ye karşı diğer bütün partilerin birleşmesi sermayenin taktiğidir...
BİRİNCİ SONUÇ: Sermaye bu fitneci ve fesatçı siyasetini bırakmadıkça yaşama şansı yoktur. İnsanlık yaşadığı tecrübelerle eğitimini tamamlayarak bilinçlenmekte, gittikçe bilinci daha da artmaktadır. İnsanlar günü gelince sömürü sermayesini tükürükleriyle boğabilir.
İKİNCİ SONUÇ: AK Parti hâlâ “Millî Görüş” gömleğini ve “Adil Kur’an Düzeni” ceketini giymemekte ısrar eder, çoluk çocuğun arkadaşlığı ile devleti yönetmeye devam ederse, onun için sonuç hüsran olacaktır ama “Adil Kur’an Düzeni” mutlaka galip gelecektir; AK Parti ile veya AK Parti’siz... Ve’s-selâm mea’d-dua…