CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, 26 Temmuz 2015’te yeni bedelli için kanun teklifi vermişti. Bu sayın politikacı, yaşı 25 ve üzeri olanların 15 bin lira vermesi halinde “bedelli askerlik yapmalarına” imkan sağlanmasını istiyordu. Bu durumu bir tarafa not etmiş ve “zamanı gelince cevap veririz” diye düşünmüştüm ki bu defa aynı partinin Genel Sekreteri Gürsel Tekin’den bir açıklama geldi. Bu sayın politikacı ise arkadaşının tam tersi bir görüşü dile getiriyor ve iktidara geldikleri takdirde “bütün bedellileri iptal ettirip, hepsinin askerlik yapmasını sağlayacaklarını” söylüyordu. Şahsen oldu bitti şu “bedelli askerliğe” ısınamadım gitti. Parayı bastır, tezkereyi al. Ne âlâ memleket! Aslında, erkek çocuklarını ortaokuldan itibaren yaz tatillerinde birer aylık “vatan müdafaası eğitimi”ne tâbi tutmak ve bu birer aylık devreleri de askerlik hizmetinden düşmek lazım. Bu sistemi bin sene boyunca bizim ecdâdımız uygulamış. Erkek çocuklarını daha çocuk yaşlardan itibaren “asker gibi” yetiştirmiş. Böylece on binlerce “hazır asker” meydana gelmiş. Bundan dolayıdır ki şairimiz böyle bir halka, “ordu-millet” diyor. Yahya Kemal, “Süleymaniye’de Bayram Sabahı” şiirinde şöyle diyor: “Ordu-milletlerin en çok dövüşen en sarpı / Adamış sevgili Allah’ına bir böyle yapı. / En güzel mâbedi olsun diye en son dinin / Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârinin”

Bizim bu “ordu-millet” yapımızı İngilizler “çalmış.” Onlar, ecdâdımızın Selçuklular ve Osmanlılar zamanında uyguladığı bu metodu aynen uygulamaktalar. Bu bakımdandır ki, hangi üniversiteyi bitirirse bitirsin, bir genç, altı aylık eğitimden sonra Harp Okulu mezunu gibi subay olabilmektedir.

Ordunun bel kemiği, iyi yetişmiş personeldir ve askerdir. Devletin belkemiği de ordudur. Gerçek şudur: Ordusuz devlet olmaz. Ordusuz devlet, sembolik, göstermelik devlettir. Gerçek ve karakter sahibi devletin ordusu olur. Hem de güçlü bir ordu. Bu ordunun kara, hava ve deniz kuvvetlerinde; güçlü silahlar, mükemmel donanım ve teçhizat olur. Sevgili Peygamberimiz (asm); “Düşmanın silahıyla silahlanınız” buyurarak, bu hususa dikkat çekmiştir. Ecdâdımız da bu hadis-i şerifin gereğini yerine getirmiş, her zaman düşmandan daha üstün silahlarla silahlanmış, çok güçlü ordular kurmuşlardır. 16. Yüzyılda Osmanlı ordusu hiç tartışmasız dünyanın en güçlü ordusu idi. Dört yüz savaş gemisini bir anda tezgaha koydurup kısa zamanda denize indirebiliyordu. O zamanlar üç kıtada devletin bayrağı dalgalanıyordu. Karadeniz ve Ege denizleri tıpkı Marmara gibi bir “iç deniz” haline gelmişti.

Halkımız ordumuza “Peygamber ocağı” gözüyle bakar. Askerlerimizin ismi, sevgili Peygamberimizin (asm) isminden Türkçe “ism-i tasgir” yapılmış şekliyle, “Mehmedcik” tir. Bizim ülkemiz, üzerine en çok düşman gözlerin dikili olduğu bir ülkedir. Bu bakımdandır ki ordusu güçlü olmalı, bana göre erkek olan her vatan evladı askerliğini yapmalıdır. Bu düşünceyle çocuklarımın yaşları gelir gelmez tecil ettirmeden askere gitmelerine taraftar oldum. Her ikisi de uzun devre askerliklerini yaptılar. Onları askere yollarken, “Nöbet beklemek, askerlik ve cihadla ilgili” hadis-i şerifleri okudum ve şöyle dedim: “Yavrum, sizler vatanı bekleyeceksiniz ki bizler burada rahatça uyuyacağız. Komutanlarınız çok iyi yetişmiş insanlar. Onların tecrübelerinden istifade edin. Vazifenizi ciddiyetle yapın.” Çocuklarım askerdeyken, her gördüğüm Mehmedciği çocuklarım hesabına alınlarından öpmek, yanaklarını okşamak isterdim. Kısmet oldu her ikisini de ikişer defa birliklerinde ziyarete gittim ve komutanlarıyla görüşüp sohbet ettim. Askerliğin çocuklarıma müspet mânâda çok şey kattığını gördüm. Bundan dolayıdır ki, Anadolu’da askerliğini yapmayana kız vermek istemezler. Bunun ne mânâya geldiğini de bir kere daha görmüş oldum. Müslümanları ordulardan arındırmak isteyen güçler, yakın tarihte ordu mensupları üzerine de oyunlar oynadılar. Bu da ayrı konu. Şahsen bedelliye de karşıyım. Bedellilerin askerlik yapması düşüncesine de. Bu iş çocuk oyuncağı değil. Devlette devamlılık asıldır.