Siyasi iktidarın gazetelerin birinin başındaki isim, gazetedeki yazısında Suriye meselesinde iktidarın yanıldığı (daha doğrusu ABD tarafından yanıltıldığı) itirafında bulunuyor.
“Özellikle son üç yıldır, Suriye’de olan biten ve bizim dahil olduğumuz her şeyin aslında Türkiye’ye kurulan tuzağın bir parçası olduğu ortaya çıktı” diyor mesela sözkonusu isim. Son 3 yıldır derken fazla iyimser, başından beri dese muhtemelen tüm Suriye politikasını ve müsebbiblerini de buna dahil etmekten çekiniyor adeta. “Suriye politikanız yanlış, bu gittiğiniz doğru bir yol değil” diyenleri daha düne kadar “Esadçı” ilan ettiklerini de itiraf etseymiş keşke.
Sözkonusu yazar, aradan bunca yıl geçtikten sonra ayıkmış ve “Ülkeyi parçalamak için haritalar çoktan çizilmiş, ne tür devletçikler kurulacağı belirlenmiş, hazırlık dönemi bitmiş, uygulama dönemi başlamış” diyor. Çok şükür farkına varıldı!
“Bu aşamadan sonra Türkiye Batı ile, ABD ile, Avrupa Birliği ile, Batılı kurumlar ile ilişkilerini de sorgulamak, daha rasyonel zemine oturtmak zorunda” diyerek adeta bir “teyakkuz”dan bahsetse de sözkonusu yazarımız, kendisinin bu yazısından bir gün sonra Maliye Bakanı “AB bizim için hiçbir şekilde vazgeçilmesi mümkün olmayan stratejik bir hedeftir” deyiveriyor ve ekliyor: “AB için her türlü kararlılığı gösteririz!”
Öte yandan Başbakan yardımcılarından birisi ABD’deki temasları sırasında, tam da iktidar medyasının söyleminin yerle yeksan eden bir açıklama yapıyor ve “ABD’nin darbeyle ilişkisi olduğunu düşünmüyoruz” diyor. Gerçi benzer bir açıklamayı, birkaç hafta önce Dışişleri Bakanı da yapmıştı. Bu durumda, gazete ve TV’lerden “sözde anti Amerikancı” yayın yapan iktidar medyasının samimi olmadığı sonucunu mu çıkarmalıyız acaba? Yoksa, halka başka, ABD’ye başka bir dil kullanılmak suretiyle adeta bir “nabza göre şerbet” müessesinden mi bahsetmeliyiz belki de…
Sözünün pek bir itibarı olmayan iktidar medyasını bir yana bırakıp meselenin özüne gelelim. Suriye gibi çok ciddi siyasi sonuçları ve insani veballeri olan bir meselede, yapılan bariz yanlışları, “kanmışız”, “aldanmışız/aldatılmışız” ekseninde açıklayabilmek ne kadar doğru olacaktır? Yüzbinlerce insanın öldüğü, milyonlarca insanın yersiz yurtsuz-mülteci olduğu, göç yollarında perişanlıklara sürüklendiği ve bir ülkenin gözlerimizin önünde boşaltıldığı bir atmosferde, “aldatılmak” gibi bir gerekçeyle buradaki sorumluluktan azade olmak ne kadar haktan reva olacaktır acaba?
Suriye meselesinin başlarında, iç savaşı, çatışmayı, kargaşayı desteklemek yerine bu sorunu işi kişisel kızgınlığa indirgemeden ve küresel emperyalistleri bölgeye davet etmeden çözüm yolları aranması gerektiği açık değil miydi? Esad denen ve babası gibi zalimin teki olan adamı, belli başlı İslam ülkeleri bir araya gelerek yola getirmek gibi bir yola girilmedi bile. Bunu söyleyenleri “Esadçı” ilan edenlerin, bugün (teşbihte hata olmaz) adeta günah çıkararak ve pir-ü pak bir edayla “vah vah, yıllarca ABD planları için çalışmışız” demesinde samimiyet zerresi bulmak ne kadar da zordur.
Ta Afganistan’ın işgalinden itibaren ve 1 Mart tezkeresiyle birlikte de iyice ayyuka çıkarak izlenen yanlış politikalar için de denmelidir “ABD planları için çalışmışız” diye. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP), yani Büyük İsrail hedefi ortada dururken, bunu ısrarla görmeyen/göremeyen gözlerin bugün “aldanmışız” demelerinden daha doğal ne olabilir ki? Uyaranları, “dikkat edin” diyenleri türlü çeşitli hakaretlerle yaftalayana kadar ne dendiğine kulak kesilseydiniz keşke!
İzlenen bu yanlış politikalar, ABD’ye ve AB’ye haddinden fazla “angaje olmanın”, “ortak çıkarlara sahibiz” tuhaflığıyla onların dümensuyunda gitmenin neticesi değil midir? Ve aynı hata, bugün de “normalleşme” (!) denerek İsrail’le yakınlaşma meselesinde yapılmaktadır.
Sözkonusu yazarımız, benzer bir “aldanmışız” yazısını 3-5 sene sonra İsrail içinde yazar, günahlarından arınır ya gerçi!