Bismillahirrahmanirrahim;
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah (c.c)›a hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz’e âline ve sahabelerine olsun.
Biz sağcısıyla solcusuyla millet olarak kendisini İslam ile tanımlayan bir toplumuz. İslam kimliğimizi içimizde canlı olarak muhafaza ediyoruz. Bu toplum, bütün izzet, şeref ve onurunu İslam ile kazanmıştır. Çeşitli etkiler ile farklı yerlerde izzet, şeref ve onur aramaya kalktığında da bunun faturasını çok ağır ödemiştir. İslam dünyası “düzen” olarak İslam’dan koptuğu ve işbirlikçilik siyasetini ve düzenini benimsediği günden itibaren de hep fatura ödemeye devam etmektedir. Yaşadığımız asırda sermaye ve kadro gücü ırkçı emperyalizmin ve onların işbirlikçisi Hıristiyan Batı’nın eline geçmiştir. Onlar bu imkânları ile bir zulüm dünyası kurmuşlar ve bütün dünyayı yaşanmaz hale getirmişlerdir. Osmanlı’nın yıkılışından sonra İslam coğrafyası, onların etkisiyle altmış parçaya bölünmüştür. Her bir parça da yine onların etkisiyle her geçen gün daha da parçalı hale gelmektedir. Irkçı emperyalizm ve Batı dünyası bu çalışmaları “vaat edilmiş” topraklar üzerinde “Büyük İsrail’i” kurmak için yapmaktadırlar. ABD’nin himayesinde yürüyen “Büyük Ortadoğu Projesi” bu hedef için planlanıp tatbik edilen bir projedir. Bu projenin hayat bulması için Nil ve Fırat arasındaki toprakların boşaltılması ve Beni İsrail’e teslim edilmesi gerekmektedir. Çünkü bu topraklar, politik Siyonist akideye göre tanrının vaat edip Beni İsrail ırkına tahsis ettiği topraklardır. Onlar böyle inanıyorlar ve bu inançları için savaşıyorlar. 1948 yılında “Küçük İsrail’i” kurdular. Şimdi de “Büyük İsrail’i” kurmak için çalışıyorlar. ABD, AB ve İsrail ittifakı için, ne pahasına olursa olsun “Büyük İsrail’i” kurmak, kutsal bir dindir. ABD, AB ve İsrail bu dinlerini hiçbir zaman pazarlık konusu yapmamışlar, yapmaya yanaşmaları da mümkün değildir. İslam dünyası ve insanlık âlemi bu gerçeği görmeli ve ABD, AB ve İsrail ittifakının itikat ettiği ve bütün insanlığı tehdit eden bu “politik din” karşısında gereken tedbirleri almalıdırlar. Yoksa ABD, AB ve İsrail ittifakının yakmaya çalıştığı ARMEGADDON ateşi bütün dünyayı yok etmeye yetecektir.
İZZET Mİ, ZİLLET Mİ?
Gerçekte dünya hayatı, bütün insanlık için hak ile batılın mücadelesinden ibaret bir imtihandır. Hak batıl mücadelesinin hak tarafını Allah’ın bildirdiği hak ve adalet esaslarına iman etmiş salih kullar temsil ederken batıl tarafını da nefislerini ilah edinmiş ve kovulmuş şeytanın adımlarını takip eden inkârcı, müşrik ve münafık zalimler temsil etmektedir. Hakkı temsil eden inanmış kullar izzet bulurlar. Batılı temsil eden zalim kullar ise zillete düşerler. Günümüzde hak tarafı Milli Görüş ve Şuurlu Müslüman Topluluklar Birliği mensupları temsil ederken, batıl tarafı ise Irkçı Emperyalizm, haçlı Batı ve bunların yanında saf tutan işbirlikçiler temsil etmektedir.
İzzet, kuvvet, üstünlük, aziz olma, şeref ve değerlilik anlamındadır. İnsanlık, ancak İslam ile izzet bulabilir. Bunun dışındaki bütün batıl yollar insan ve toplumları zillete düşürür. Kerim Kitabımız bu konuda bizi derinden uyarmaktadır. NİSA 137-139: “İman ettikten sonra inkârcı olanları, sonra iman edip sonra inkârcı olanları, sonra inkârcılıkta ileri gidenleri, Allah onları affetmez ve onları doğru yola iletmez. Münafıkları müjdele ki onlara muhakkak acıklı bir azap vardır. Onlar ki müminleri bırakıp inkâr edenleri dost ve yönetici edindiler. İzzeti o kâfirlerin yanında mı arıyorlar? Şüphesiz izzetin tamamı Allah›a aittir.” Dün inkâr edenleri Nemrut, Firavun, Haman, Samiri, Karun ve Ebu Cehil gibi zalimler temsil ederken bugün inkâr edenleri kurumsal olarak ABD, AB ve İsrail ittifakı temsil etmektedir. Bir mümin topluluk, bu zalimleri stratejik müttefik sayıp onların yanında izzet ve şeref bulma yoluna gitmez. Giderse zelil olur. Bununla ilgili olarak şu ayet-i kerimenin mealini dikkatlice okumakta yara vardır. FATIR 10: “Kim izzet ve şeref bulmak istiyorsa, bilsin ki izzetin hepsi Allah’a aittir. Ona güzel kelimeler yükselir, onu da salih amel yükseltir. Kötülükler için plan yapanlara gelince, onlar için şiddetli bir azap vardır ve onların yaptıkları plan mahvolup bozulur.” ABD, AB ve İsrail’in bölgemizde gerçekleştirmek istediği “Büyük İsrail’i” kurma planı gerçekleşmesi imkânsız kuru bir hayalden başka bir şey değildir. Bu ayet de bunun en önemli delillerindedir. Türkiye’yi idare edenler, gerçekten izzet ve şeref sahibi olmak istiyorlarsa ABD ve İsrail’i stratejik müttefik, AB’yi de bir medeniyet projesi olarak görmekten vazgeçmelidirler. Çünkü gidilen bu yolun sonu yok olmaktır. Gidilecek sağlam yol Milli Görüş’ün teklif ettiği “Şahsiyetli Dış Politika” yoludur.
KİN VE NEFRET=ABD
ABD’nin, PYD’ye, PKK’ya ve bölgede adına vekâlet savaşı yürüten IŞİD gibi terör örgütlerine yaptığı silah ve eğitim desteği İslam ve Müslümanlara duyduğu derin kin ve nefretin bir ürünüdür. MAİDE 82: “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler (Siyonistler) ile şirk koşanları (Siyonist haçlıları) bulacaksın…” Böyle bir topluluğu sırdaş ve yandaş edinmeyi İslam yasaklamıştır. ALİ İMRAN 118: “Ey iman edenler, kendi dışınızdaki (inkârcı Yahudileri ve müşrik Hıristiyanları) sırdaş (stratejik müttefik) edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür…” Bu, önemli İlahi bir ikazdır.
Tarihteki şerefli yerimizi ancak Milli Görüş’le alabiliriz. Bunun için Milli Görüş D-8’leri kurmuştur. ABD ve müttefiklerinin karşısına böylesi ciddi kuruluşla çıkıldığı zaman izzet bulunabilir. Selam hidayete tabi olanlara...