Gelenekselleşmiş yıl sonu “asgari ücret tespit şenlikleri” bu sene biraz farklı seyrediyor.. Aslında, klasikleşen “giriş-gelişme-sonuç” safhaları yaşanıyor ancak bu sene, her sene uygulanan rutin biraz bozulur gibi oldu. Kamuoyu homurdanması, sosyal medya tepkileri vs nedeniyle süreç belki biraz kısalabilir.
Yoksa “belirleme süreci” diye bir şeyin varlığı hala şüpheli. Kamuoyundaki yaygın algı, rakamın daha en başından üç aşağı beş yukarı belli olduğu, kamuoyunu bu rakama alıştırmak için de bunun bir sürece yayıldığı yönünde.
Geçen hafta Perşembe günü yapılan toplantı, kamuoyunda çıkan eleştiriler ve çatlak sesler üzerine söz konusu oldu. Normal süreç yürüseydi, Perşembe değil de bu hafta 3. toplantı yapılacaktı. Bu noktada kamuoyunun gazı bir nebze alınmış oldu farz ediliyor herhalde. Burada şu soru akla geliyor haliyle; erkene alınana toplantıda dahi rakam konuşulmaması normal mi? Bu kadar hazırlıksız olunması, akıllara bu sürecin bilerek uzatıldığı ihtimalini getiriyor.
Tabii, o günkü toplantının akabinde Türk-İş’in birkaç saat sonra kendi beklentisini açıklaması, aslında sürecin baştan itibaren böyle olması gerektiğini de anlatıyor. Taraflar baştan rakamlarla otursa ve pazarlık etse, bunca “varyete”ye de gerek kalmayacak, kamuoyu bunla oyalanmayacak.
Kamuoyunu meşgul etmesi gereken konulardan birisi, asgari ücretin nasıl olup da “gösterge ücret”ten “temel ücret”e evrildiği olmalı. Ekonomik manada bir geri gidişi gösteren bu hal, işgücü piyasalarındaki bozulmayı doğrudan gösteren bir argüman. İstihdam edilenler için de asgari ücretlilerin oranının yüzde 50’ler seviyesinde olması, bu rakama yakın ücret alanları hesaba katınca çalışan nüfusun büyük kısmının asgari ücretle ilintili hale gelmiş olması çok acıdır. Bunu tartışmak ve sorgulamak yerine bir “zaman ayarlı tiyatro” izlemeye zorlanmak, tipik bir “cambaza bak” numarasıdır.
Devlet, vatandaştan tahsil edeceği vergi, harç ve cezaları yüzde 43,93 oranında zamlarken, asgari ücret pazarlığının tarafı olmasa bile hiç yoktan artışın bu yeniden değerleme oranının altında kalmaması gerektiği yönünde hakemli yapabilir pekala. Nedense bu yönde bir açıklamaya bile şahit olamadık.
Aslına bakılırsa, yıl sonu bilançosunu çıkarmak, ekonomik durumun nereye doğru gittiğini, çalışanların, emekçilerin, emeklilerin sene başıyla sene sonu kıyaslamalarını ortaya koymak, bunu tartışmak gerekir.
“Türkiye Yüzyılı” diye böbürlenen, yetmezmiş gibi en düşük emekli maaşının 12 bin 500 lira olduğu bir atmosferde 2024’ü şaka yapar gibi “Emekliler Yılı” ilan eden hükümet, kendi icraatinin sonucu olan yüksek enflasyonu, faturayı vatandaşa keserek dizginlemeye uğraştı. Bu gayretler olumlu netice verecek gibi durmuyor. Halkın alım gücünü sınırlayarak, zaten fakirleşmiş olan kitlelere daha da fazla kemer sıktırarak enflasyonu düşürmeyi amaçlamak, ileriye dönük enflasyon beklentilerinde dahi bir yumuşamaya neden olamıyor. Kamuoyundaki yaygın algı, kredi faizlerinin gevşemesiyle birlikte hemen her sektörde fiyat seviyelerinin yukarı yönlü hareket etmesi yönünde.
Enflasyondaki katılığı giderememişken, vatandaşa bir yıl daha “sabredin” demek ve bu arada da insanları iyiden iyiye bankaların kucağına itmek, sadece küresel sermaye ve rantiye için kabul edilebilir bir ekonomi politikası olabilir.
Sene aşında yüzde 33 olan yıl sonu enflasyon hedefi tutmadı, enflasyon seneyi yüzde 45’le kapatacak. Sapma oranı yüzde 40’a yakın! Önümüzdeki sene de muhtemelen benzer şekilde tutmayan hedefler söz konusu olacak ama vatandaş bu tutmayacak hedeflere göre kendisini ayarlasın isteniyor. Geçim sıkıntısının artık tahammül edilmez hale geldiği realitesini bile dillendirmeyen, kabul dahi etmeyen bir ekonomi yönetimi ve iktidar, kendi marifeti olan yüksek enflasyonu halkın acı reçeteyi içerek çözmesini bekliyor. 2025 yılının bu seneden de kötü olması kuvvetle muhtemel bu yaklaşımla.
Sosyal medya röportajlarına yansıyan ve aslında milyonlarca insanın da hissiyatına tercüman olan, emekli bir hanımefendinin, “35 yıl çalıştım, 13 bin 500 TL emekli maaşı alıyorum, sürünüyoruz. Bu bize reva mı? Hakkımız bu muydu?” ifadelerine dahi kayıtsız kalan bir anlayıştan çözüm eklemek beyhude gibi duruyor.