İlginç ve çarpıcı bir seçim süreci yaşandı. Bu seçimin
sonuçlarını duygusallığa kapılmadan gerçekçi ve nesnel bir değerlendirmeye tabi
tutmak gerekiyor.
AK Parti politikaları ve bakışı, Sayın Cumhurbaşkanı nın
müdahale ve üslubu bu seçimin belirleyicisi oldu.
AK Parti, öteden beri sık kamuoyu yoklamaları yaptırır,
politikalarını da ona göre belirler.
Bu seçimler Sayın Cumhurbaşkanı ile diğer partiler
arasında geçti. Başbakan Sayın Davutoğlu onun gölgesinde kaldı. Kendi üslup ve
kişiliğini yansıtamadı. Entelektüel kimliği ve kişiliği gölgede kaldı.
Cumhurbaşkanı nın üslubuna büründü. Bu da onu tam anlamıyla yansıtmadı.
Sayın Cumhurbaşkanı yola çıktığında yol arkadaşları
vardı, birlikte hareket ediyorlardı. Ortak akıl diye bir bakışları vardı. Zaman
içinde bunlar tasfiye oldu. Zaman içinde giderek tek adamlığa büründü. Birlikte
olduğu arkadaşlarını yanındaki danışmanlar ile ezdi. Örneğin Yiğit Bulut un
Başbakan yardımcılarına ayar çekmesi, onları azarlar gibi bir tutuma bürünmesi
kamuoyunun dikkatinden kaçmadı. Ali Babacan ile Bülent Arınç buna örnek
gösterilebilir.
Partisinde çalışma arkadaşlarını üç yıl ile sınırlarken,
kendisi Cumhurbaşkanlığı makamına geçiş yaptı. Onların siyasal hayatını
bitirdi, kendisi yola devam etti. Kaldı ki nitelikli siyasa adamı zor
yetişiyor. Bunlar bir siyasal partinin belkemiğini oluştururlar, dengedirler.
Onlar devre dışı bırakıldı. Erbakan Hoca yol arkadaşlarıyla son nefesine kadar
birlikte oldu. Bu bir vefa örneğiydi. AK Parti nin Ali Babacan, Abdullah Gül ve
Bülent Arınç gibi ağır başlı devlet adamlarına ihtiyacı vardı. Tamamını
küstürdü ve uzaklaştırdı.
Partisi ve hükümeti içindeki yolsuzlukların üzerini
örttü. Onları feda edemedi. Belki de nedenleri vardı ama bu aleyhine oldu.
Bir bakanının Bakara makara dediği, Kur an ı ve İslâm ı
tiye alması ciddi bir rahatsızlık oldu.
Sayın Cumhurbaşkanı nın hemen herkese ayar çekmesi,
hötlemesi, öfkelenmesi ciddî bir sorundu. Muhalefete hiç mi hiç tahammül
etmedi, geçiştirmedi. Sosyal medya üzerindeki hemen her gönderiye karşılık
verdi, mahkemelere verdi, insanlar üzerinde ağır bir baskı oluşturdu. Baskı
daima tepki doğurur. Mizahı bile hiç kaldıramadı.
İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanlığı ndan beri dik
durma rolüne sıkı sadık kaldı, hiç esnemedi, sürekli sert ve katı durdu.
Muhaliflerini ısındırma yerine onları öteledi, itti.
Muhafazakâr demokrat bir burjuva oluşturdu. Bunlar
çıkarcılardı, asla dava sahibi insanlar değildi. Zaten kendisi de Milli
Görüş ten koptuğu andan itibaren üslubunu, bakış ve tutumunu tamamen
değiştirdi.
Milli Görüş geleneğinden birlikte götürdüğü bürokratlar
sistem içinde eridi, yok oldu, özgünlüklerini yitirdi. Çıkarcı gruplar egemen
oldu, onlar da onlara uyum sağladı. Rüşvet ve kayırmalar başını aldı gitti.
Sayın Cumhurbaşkanı makama geçtikten sonra kendisini
başkanlığa kilitledi. 80 milyon insanın cumhurbaşkanı olmak, kucaklamak yerine
sadece AK Parti tabanının Cumhurbaşkanı olmayı tercih etti.
Muhataplarını küçümsedi, aşağıladı. Ana muhalefet
liderine: Genel Müdür yakıştırması ve bunu sürekli gündemde tutması iyi bir
üslup değildi. Sonuçta bir partinin genel başkanı ve milyonları bulan seçmeni
olan biri vardı karşısında.
Seçim kampanyasını da bunun üzerine yürüttü. Kampanyaya
katılması, mütedeyyin kesimin oylarının bir bölümünü kemikleştirirken ve Saadet
Partisi ne gitmeyi engellerken kaçan milyonlarca seçmeni dikkate almadı. Kaçan
seçmen ise Saadet Partisi nin barajı aşamayacağı düşüncesiyle özellikle başta
HDP olmak üzere diğer partilere kaydı.
Parti gençliği ideal bir gençlik olmadı, çıkarcı ve yer
kapma telaşında oldu.