Dünya kurulduğundan beri Hak ile batılın çatışması
davam ediyor.
Bugün de bu çatışma vardır.
Bundan sonrada olacaktır.
Karşıt olan şeyler bir araya gelir ve uzlaşmaz
olanlardan uyum ortaya çıkar.
Her şey çatışma sonucunda meydana gelir.
Beyazın karşısında siyah olmazsa, beyazın kıymeti
bilinmez.
Gündüzün karşısında gece olmazsa, gündüzün
varlığından haberimiz olmaz.
Zenginliğin karşısında fakirlik olmazsa, zenginliğin
özlemi olmaz.
İyiliğin karşısında kötülük olmazsa, iyilik bilinmez.
Çünkü
Yüce Yaratan, sistemini zıtlıklar üzerine kurmuştur.
Zıtlıklar olmazsa, hayatın bir anlamı olmaz.
Zıtlıklar olmazsa, doğru ile yanlış bilinmez.
Zıtlıklar olmazsa, imtihan olmaz.
Çünkü
Her şey, zıttın da gizlidir.
***
Buna göre, yaşadığımız bu topraklar üzerinde her kesimden,
her düşünceden iyi insanlar olduğu gibi kötü insanlar da olacağı gerçeği ortaya çıkıyor.
Nitekim ülkemizde yaşayan insanlar arasında;
Sağcısı da, solcusu da,
Dinlisi de dinsizi de,
Zengini de fakiri de,
Hırsızı da dürüstü de,
Merhametlisi de merhametsizi de,
Zalimi de mazlumu da,
Dostu da düşmanı da mevcut...
Bu ve bunlara benzer daha nice karmaşık insanların
varlıklarına şahidiz.
Burada önemli olan, bu zıtlıklar içerisinde farkı fark
edip doğru ile yanlışı ayırt edebilmektir.
Netice itibariyle en büyük sermayemiz olan aklımızı ve
potansiyelimizi kullanarak analizler yapabilmek.
Daha sonraki süreçte, kişiliğimize ve kimliğimize uygun olan sentezi, ortaya koyup tavrımızı
ortaya koyabilmektir.
***
İçinde bulunduğumuz coğrafya, tarih boyunca farklı
düşüncelere, kültürlere, dinlere, mezheplere, ideolojilere ve medeniyetlere ev
sahipliği yapmış ve yapmaya devam ediyor.
Tüm dünyanın en çok ihtiyacı olan kavramlardan birisi
olan hoşgörü ve farklılıkların bir arada yönetimi konusuna her zaman ihtiyaç
duyulmuştur.
Yunus Emre, Hacı Bektaşi Veli, Mevlana farklılıkları bir
zenginlik kaynağı olarak görmüşlerdir.
İnancımıza göre bütün insanların canları aziz ve kutsal
dır.
Bundan dolayıdır ki Peygamber Efendimiz (sav)
insanlığın güvencesiyle ilgili bir uygulamayı, dünyaya model olarak göstermiştir.
Siyeri Nebide, Medine antlaşması diye bir uygulama
örneği vardır.
Bu uygulamaya göre, Yahudiler, müşrikler, munafıklar
Medineliler ve Mekkelilerle birlikte bir arada ve barış içinde yaşayabilme modeli insanlığa sunulmuştur.
Zıtlıklarla birlikte, bir arada yaşama kültürünün en
güzel uygulamasını, Cihan Peygamberi bu şekilde insanlığa armağan etmiştir.
Geçmişte bunu uygulayan Osmanlılar, asırlarca farklı
insanları ve farklı kültürleri bu model sayesinde bir arada tutabilmişlerdir.
***
Küreselleşen bu dünyada, ülkeler bir köy olarak
addedilmektedir.
Artık bundan sonra, rejimler, ideolojiler ve liderler
istedikleri gibi diğer kitleler üzerinde hâkimiyet kuramayacaklardır.
Teknolojinin, kitle iletişimin ve bilişimin yaygın olduğu
bir dünyada insanlar bilinçlendiler ve haklarını arayabilme konumuna geldiler.
En basit bir haksızlık karşısında insanlar, ayaklanıyor
ve haklarını aramaya koyuluyorlar.
Çağımızda en çok yıpranan ve istismar edilen demokrasi
de artık özelliğini kaybetmeye başladı.
Buna göre yapılması gereken en kalıcı yöntem, adaletli
olma yöntemi dir.
Adalet olmadan, demokrasi olmaz.
Adalet olmadan, Hak-hukuk olmaz.
Haklı olan, haklılığın karşılığını almalı, haksız olan da
cezasını çekmelidir.
Bunu yapmayan,
Bireyler,
Liderler,
Kurumlar,
Kuruluşlar
ve Devletler, ilahi adaletin tecellisine, eninde
sonunda maruz kalırlar.