Ne zaman uğrasam Ege ye her seferinde hayranlık ve şaşkınlık içinde kalırım. Memleketimin bolluk ve bereketi karşısında büyük gurur ve sevinç duyarım. Göz alabildiğince uzanan zeytin bahçelerini durup seyretmeye doyamam. Zeytinin kutsallığını, bengi görünümünü, esenlik bildirisini durup uzun uzun dinlerim. Zeytin halkı öylesine farklıdır ki diğer yörelerden. Sanki kapıp bırakıvermişlerdir kendilerini zeytin yapraklarının çıkardığı musikinin götürdüğü yere. Her şey daha doğaldır orada. Yemekler daha sade. Giysiler daha özgün.
Zeytin halkının giysilerini izliyorum günlerdir. Kadınların ayaklarında en şatafatsız kumaşlardan şalvarlar. Nazilli basmasından zeytini bir kez daha anımsatan siyah ya da yeşil zemin üzerinde gezinen kırmızı gelincikler, pembe karanfiller insanlara adeta mutlu ve huzurlu bir beldenin sakinleri olduklarını ne çok bildirmekte. Çünkü o şalvarların taşıdığı bedenler yayılıp da yamaçlara her bir dost zeytin ağacını seve okşaya köklerini çapalamakta, ilaçlamakta, dallarını incitmeden meyvelerini toplamakta. Sade küçük evlerinde abartısız eşyalarıyla iki çekyat, dört sandalye, beş minderle... Kilimler üzerinde huzur dokunan avlularda. Seksenlik ihtiyar kadının gençliğinden devşirdiği taze bir güçle... Ağrıyan dizlerinden salınamasa da ayakta. Oturduğu minderin önüne çekip küçük tüplü ocağını. Sadece zeytin diyarına özgü börülceleri kırıp da bir çırpıda. Bir sağlık uzmanı gibi öldürmeden sebzeyi. Zeytinyağı ve domatesle çevirip de birkaç dakika. Sofraları süsleyen bir azize edasındaki zeytinle yine. Sultaniye üzümünün de eşlik ettiği bir şölende.
Sadece insanlarına değil hayvanlarına bile sirayet etmiş rahvan zeytin ikliminde. Eski bir dostun evinde bahçedeki onlarca kedi ve köpeğe bakakalıp da. Hayrola yoksa hayvan darül acezesi mi açtınız diye soruyorum. Küçük bir zeytin bahçesinin ürünü ile geçinen mütevazı ailenin direği anne gayet sakin açıklıyor. "Bunlar mağdur hayvanlar. Haklarını güçlü kuvvetli hayvanların cebbarlıkları yüzünden alamıyorlar. Diğer kedi ve köpekler çöp kutularından rızklarını çıkarırken bunlar onların baskıları ile aç kalıp bize sığındılar. Zamanla çevrede şefkat ve merhametimiz duyulunca evde fazla köpek yavrusu olan kedisi çok doğum yapan da getirip bizim kapımıza bıraktı. Bizimde imkânımız fazla olmadığı için onları sadece ekmekle çok mütevazı yemekle besliyoruz. Kimi kedi yiyeceğini beğenmeyip bir süre sonra bizi terk ediyor. Kimi sade yemeğimizi bizimle paylaşıp yıllardır konukluğunu sürdürüyor. Gelene git demiyoruz Gidene dur demiyoruz." Ailenin dostlarını hayretle süzüyorum. Topal köpekler, kör kediler. Felçli kayınvalidesinin yıllardır evlerinde yatalak yattığı divana yemeğini götüren ailenin babasını hayranlıkla izliyorum Bu merhamet sağanağını da zeytin ikliminden biliyorum. Kalabalık grubumuzdaki tecrübeli simalar" zeytin rüzgârı ile başın çok fazla döndü sarhoş mu oldun bu şefkat yağmuru bu ailenin dindarlığından kaynaklanıyor" diye beni düzeltmeye uğraşıyorlar sürekli.
Zeytince bir lisanın gramerini çözmeye çalışıyorum. Buralarda yaşamın daha zor olduğunu kabul ediyorum. Pembe tablolar çizip sorunları bir ot süpürgeyle süpürüp hasırın altına saklamaya çalışmıyorum Çok iyi biliyorum ki zeytin diyarında da işler ziyadesi ile zor. Rızk bir Zümrüdüanka kuşu gibi bilinmez dağların ardında da saklı değil. İnsanlar çalıştıkları zaman. Şalvarlarını ayaklarına geçirip obaya çıktıkları vakit masallardaki toprağa sarılı altına da ulaşıyorlar. Masalın dünya paragrafında zeytin payından askere harçlık, üniversitedeki oğlana para, evdeki kıza çeyiz, güz düğününe takı olarak ayrılıp kenarda bir şey kalmasa da; ege halkı mütevazı şartlara zaten çok yatkın. İki gözlü bağ evlerinde elektroniğin derdine düşmemiş, etrafı eşya ile boğmamış. Üç kuşak aynı evde yaşasa da kimse kimseden sıkılmamış. Öyle ki açıp geniş gönüllerini kimsesiz sokak kedilerine bile yer bulmuş. Bir akşam üzeri hiç haber vermeden Ayrancıların pancar beldesinde arayıp bulduğumuz yıllar önce İstanbul Teknik Üniversitesi Gemi İnşaat Mühendisliğinden mezun Mustafa Bey in evinde ayranlarımızı içerken konuştuğumuz yine rızktı. Mustafa Bey yıllarca mesleğinde iş bulamaz mağdurdur, sabreder. Çocukları yirmili yaşları bulduğunda gemilerde iş bulur aylarca ailesinin yanına dönemez. Aldığı maaş çocuklarının tahsiline ve işsiz yıllarının borcuna yetmiyordur. Bir genç gibi inatla derslerini çalışıp ikinci başmühendis sınavına girer. Üstün başarı ile kazanır. Fakat müsteşarlık koltuğunu işgal eden bir işgüzar tarafından hakkı yenir.