Kayınvalidemin vefatının ardından bir yıl geçti fakat yokluğuna hiç alışamadık ve sanki orada, evinin bahçesinde her zamanki neşesiyle bekliyordu… Buram buram Anadolu kokan güçlü ve lider bir kadındı kayınvalidem ve hayatımızın hep merkezindeydi. Vefatından sonra büyük bir boşluğa düştük ve hatıraları ile bütünleşen evinde sık sık bir araya gelip onu andık, dua ettik.
Her insanın okunmaya değer bir tarihi vardır ve ölümünden sonra geride kalanlar o mirası sahiplenirler. Kızım Zehra babaannenin bu mirasını günlüğüne şu ifadelerle aktarmış:
“Babaannem o mavi demir kapıdan son kez geçti. Dedemin ölümünden sonra bir doğum sancısı gibi tutuğu yası tam 9 ay sonra sona erdi. Asla herhangi bir insan olmadı. Babaannemin gidişi bende birlikte Yuşa Tepesi’ne ve Rize kavurmacılarına gitmek gibi hayallerimizin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceği yarasını bıraksa da bir kadın biyografisi olarak onun karakterini ve hayat tecrübesini uzun uzun düşünmekten kendimi alamadığım daha büyük bir yara da açtı içimde. Güçlü ve lider özellikli bir kadın olarak dinlemeye vakit ayırmak, asla formaliteden dinlememek ve çok iyi sır tutmak yoluyla başka başka kadınlar üzerinde nasıl izler bıraktığı, eşyayla kurduğu ilişkiyi hangi yoksulluk koşullarının belirlediği, kadınlar arası etiğin bir prensibi olarak ‘sır’ tutmanın anlamı, bir yeri ev yapmak için döktüğü onca emek ve yaşlıların hayatında evin neden bu denli genişlediği, komşuluk, akrabalık, dostluk, kavga ve affetmek üzerine ince ince düşündürten babaannem… Asla herhangi biri olmayan, herkesin ve her şeyin içinde babaannem… Başkalarının desteği ile çok olacağına kendi azıyla yaşamayı tercih eden onurlu kadın… Çok özlüyorum bir o kadar da onur duyuyorum, arkasından yakılan ağıtlarla birlikte parlayan karakteri ile. Ben o parlaklığı miras kabul ediyorum.
1-Çok sır tutardı. Ona söylediğinin ondan asla çıkmayacağını bilirdin.
2-Uzun uzun dinlerdi ve uzun uzun anlatırdı. Asla formaliteden muhabbet etmezdi.
3-Yaşlılıkta akrabalık ve komşuluk dışında bir ilişki biçimi genelde bilinmez. Babaannem arkadaşlığı, dostluğu bilirdi.
4-Kavgayı da iletişimin doğal bir parçası kabul ederdi. Kavga ettikten sonra masaya oturmayı, kavgaya giden yolu analiz etmeyi, el sıkışmayı, barışmayı, affetmeyi bilirdi. Dostu dost, düşmanı düşmandı. Politik ve samimiyetsiz biri olmadı. Çatışmadan korkmadı, uzlaşmadan da.
5-Çok çalışkan, prensipli, düzenli ve titizdi. Sabahın ilk ışıklarında kalkar önce bahçesini süpürür yıkardı.
6-Eşyalarla kavga etmez, inatlaşmazdı. Sahip olduğu bir iğnenin dahi kıymetini bilirdi.
7-Çok gururluydu. Başkasının desteğiyle çok olacağına kendi azıyla yaşamayı tercih ederdi. İmkânı olduğunda sevdiklerine oradan pay ayırmayı ihmal etmezdi.”
(Şehide Zehra Keleş Yüksel)