Ellerinde, tutarsız da olsa kullanabilecekleri bir argüman yoktu. Sınırsız, doyumsuz, kısıtlanmamış bir hırsla yola koyuldular. Yenilmiş hissediyorlardı kendilerini, ama kazanacaklardı. Kazandılar! Çok kazandılar! Çalıp, çırpıp, gasp edip, peşkeş çekip, el koyup, ayak yapıp elde etmedikleri hiçbir şey kalmadı. İç ettiler hepsini, iğdiş ettiler, iğfal ettiler. Şimdi bizler, inanç dediğimizde küfrü basan insanlarla karşılaşıyorsak, bu elbette onların başarısıdır. İnanç demiş kazanmışlar; inkâr edip yemişlerdir.

Tam da yola vurdukları, yol yapmaya başladıkları, yola devam dedikleri yıllarda bir Hüsrev Hatemi şiiri, “Anne, Yunus ne dediyse hep çıktı / Şeytanlar semirdi kuvvetli oldu / Zayıf kalsalar ne fark ederdi / Nasılsa onlar galip gelecekti / Bundan sonra Aşık Garip olunur mu, sen onu söyle anne…” şeklindeki güzide dizeleriyle dolaşımdaydı. Hayır, şeytanın galibiyeti şairi niye bezdirsindi? Böyle bir kabulleniş inancın neresinde dursundu? Şeytanlar nasıl, neden ve neyde galip gelsindi? Tanrı’ya göre insanın, insana göre şeytanın konumlanışı kimselerin dikkatini çekmedi. Yenilmişlik görünümü, efendilerine karşı yegâne sermayeleriydi.

“Bütün cephelerde yenik düşmüş bir medeniyetin çocuklarıyız” türünden satıcı ama efendilerine karşı tutarlı bir argümanla yola çıkanlar, bir oyuna talip olduklarının bilincindeydiler. Asrın bu ilk çeyreği boyunca (tam anlamıyla bizim köyde tabir edildiği şekilde) bahara çıkmış dana gibi oynadılar, zıpladılar, sevindiler, kutladılar. Allah’ın bahşettiği yeşili talan etmeyi; nebatatı, hayvanatı, hak, hukuk, adaleti, nimeti, tüm variyeti yemeyi, yedirmeyi başarı zannettiler. Daha fazlasına talip oldular; daha fazlasını ele geçirdiler, daha da fazlasına sahip oldular. Karşılarına rakip diye dikilenleri görüp oyunu fark etmekten, oyun kurmaktan, oyunu bozmaktan, oyuna gelmekten söz ettiler. Baştan yenilmiş olmayı kabul ettikleri için oyun kuranlarca kabul gördüler. Oyun nihayete erince birer piyon olduklarının farkına varıp şahla, vezirle aynı torbaya konulmayı dahi onur zannettiler. İhtimaldir ki işte tam da o akıbeti kollamaktadırlar.

Bir müsabakaya çıkarken yenmek ideali kadar yenilmek düşüncesini de göze almak gerekir. Birbirlerine rakip kılınanlardan yenik düşen, böylece hayal kırıklığına uğramayacaktır. Nihayet üç ihtimal için yola çıkılmıştır; yenmek, yenilmek, berabere kalmak… Bu ihtimallerin her biri, her iki taraf için de geçerlidir. Kuralları belirlenmiş bir oyundur bu ve herkes hakkına razıdır. Razı olmayan mızıkçıdır.

İnanç doğrultusunda yapılan işlerde yenmek, yenilmek yahut berabere kalmak gibi sonuç bildiren bir yargı gerekmez. Doğruluğuna inanılan bir eylemin sonucu çok sonra, yine inanan için bir başka hayatta bildirilecektir. Dolayısıyla inanç doğrultusunda pratik fayda umularak hareket etmek kabil olmasa gerektir. Böyle umutlar için daha çok dünyevileşmek olgusu işe koşulmuştur. Pragmatik, akılcı, pratik bir fayda umulan her eylem, yaşanılan dünyaya alışmanın tezahürüdür. Cemil Meriç tecrübeyle ilgili “bayağılaşmak ve bayağılığa alışmak” ifadelerini kullanır. Nitekim yaşayan insan için yaşamın bayağılığı, inkârı çok da mümkün olmayan türdendir.

Bir inancı içselleştirip iyiliğin ardına düşenin tüm insanlığı saran iktisap hırsından yoksun olması gerekir. O hırs inançla yola çıkanları dahi içine çekebilmiş; iyilik istemek kendi iyiliğini öncelemeye evrilmiştir. Bu durum elbette inanç sisteminden eksiltmez, kişinin kendinden eksiltir. Birey, kendinden eksilenleri kazanım; erdemleri ise kaybediş olarak niteleyecek hale gelir. Gelmiştir de nitekim.

Kaliteli bir yaşam için inançla yola koyulanlar yenmek, yenilmek düşüncesinin fevkindedir. Yaşamak üstüne kazanış ve kaybetmenin iki rakibin karşı karşıya gelmesi, yarışması-yenişmesi ile alakalı olmadığını bilirler. Bu ezeli bilgi doğrultusunda hareket edip kazanmanın da yenginin ve yenilginin de uzağında konumlanırlar. Zira yaşamı güzelleştirme kaygısı nihaî olarak zaferle sonuçlanmaz. Ne derece başarılı olunabildiğinin net bilgisine de ulaşılmaz. Bir derecelendirme söz konusuysa hayat adına iş işten geçmiştir. Ebedi hayat ise işte o derecelendirmenin neticesinde başlar.

Allah’a ve ahiret gününe inanan hiç kaybetmemiştir. Yenik düşmek yenilmişlere mahsustur; biteceklerdir.