İÇİNDEN geçtiğimiz zaman bizi dar geçitlere ya da sonu
görülmez tünellere doğru ilerletiyor. Bütün dünyayı bir bilinmeze doğru olanca
şiddeti ile sürüklüyor. Sanki yokuş
aşağı freni patlamış bir kamyon şoförü gibi aracı en az hasarla yatıracak bir
alan arıyor gibiyiz. Olabildiğince sersemlemiş bir şekilde yürüyoruz. Hangi sahnede bize ne rol biçilmiş hiçbir
fikrimiz yok, birbirimize eş zamanlı taarruzlarla, misillemelerle geçiyor
zaman. Ve akıl bir kenara çekilip N oluyor sorusunu sormaktan bigâne düşmüş
durumda. Her köşe başında savaş tamtamları çalanlarla, bir de her yağmurda
aniden çıkan şemsiye satıcıları gibi bir anda savaş uzmanları türüyor. Bu
stratejik derinlikli adamlar loto toto kuponu yapanlar gibi en kârlı
senaryoları yatırımcılara tahvil ediyorlar. Bütün değerleri angajman kuralları
çerçevesinde yeniden yorumluyor, bizi düşünmekten bir sarih yol bulmaktan
alıkoyuyorlar. Kimin ne olduğunu algılayamadan yeni düşmanlar ve dostlar
ediniyor ve de yeni ittifaklara doğru yelken açıyoruz.
Zamanın ruhu elimizde kayboluyor. Yeniden huzur ve barış
tesis edecek imkânları serseri adamlar eliyle kaybediyoruz. Maalesef bu
serserilik olduğundan fazla pirim topluyor. Allah ın adı ile başladıkları
konuşmalarının hepsini, batılın güçlenmesi için daha fazla kan ve gözyaşı
akması için serdediyorlar. İslam ın bütünleştirici değerleri bizi daha şuurlu
eylemlere, kararlara ulaştırması gerekirken; sırf bu sakil kişilerin kendi
ikballeri, kurumlarının ve hiziplerinin ikballeri için toplumu bu zeminden
hızla uzaklaştırıyor. Bu durum vesilesi ile yüreğimizin yandığı her coğrafyada
alçakça bir kıyıma, yıkıma, kaosa ve gözyaşına sebep oluyorlar. Emperyal
güçler, suya sabuna dokunmadan uzaktan bu oyunu seyrediyorlar. Ne yazık ki
kanları, malları ve ırzları birbirlerine haram olan Müslümanlar, Müslüman
ülkeler; mezhepsel, meşrepsel ve de etnik kimliklerinin farklılığı nedeniyle
birbirinden nefret ederken ölümü birbirlerine hak olarak reva görüyorlar. Oysa
var olmak, ayakta kalabilmek için sadece Müslüman kimliği yeter de artar
bile... Zaten İslam ümmetine ait olmak demek, kâmil manada bütüncül bir kimliğe
sahip olmak demektir. İşte bu noktada bu ünlü soytarılara ve onların faşist ve
Vandal kafalarına, mezhepçi, ırkçı yaklaşımlarına eyvallah etmeden ümmet olma
kabiliyetimizi geliştirmeliyiz. Birbirimize karşı anlayışla, hikmetle
yaklaşmalıyız. İçerisinden geçtiğimiz zamanı yekpare hareket ederek aydınlığa
çıkarabiliriz.
Kıymetli vakitlerden geçiyor, bizi taşıyan dünya
Sorumlulukları ağır bir zamandan bahsediyoruz. Her zamankinden daha çok dikkate
ve de rikkate ihtiyaç duyuyoruz. Etrafımızda dönen her şeyi titizlikle ele alıp
şuurlu bir şekilde değerlendirmek zorundayız. Etrafımızı saran nesnelerin
hegemonyasından yakamızı kurtararak açık bir bilinçle, zamanı ve de içinde
cereyan eden her şeyi gözden geçirmek, güneşin zamanı tazelediği gibi kendimizi
güncellemeli ve tazelemeliyiz. Mızmızlanıp sağa sola sarkarak kendimizi temize
çıkaramayız. Güncel olan hayattır,
günlük döngüler değil. Bu nedenle kalıplarla ve şablonlarla, hele fanatizmle
hakikatin tamamını göremeyiz. Ve bu süreci kalıpçı yaklaşımlarla,
tezatlıklarla, birbirini dinlememek ve anlamamakla yürütemeyiz. Hayatı bir bütünlük içerisinde düşünmeye,
anlamaya ve yaşamaya çaba göstermeliyiz. Gidecek başka bir dünya yok.
Müslümanların ferasetinden, dirayetinden en önemlisi içinde bulundukları derin
uykudan uyanmalarından başka bir alternatif de ümit de yok. Herkesin huzur ve
güven içerisinde yaşayabileceği adil bir dünya için çalışmaktan başka çare de
yok. Takvimden eksilen yapraklar Zaman sende durmuyor. diyor. Ol vakit, uyanık ol! Hoşça bakın
zatınıza...
TAŞ GEMİ
Sözüm el gün için değil
Sevenlere bir söz yeter
Sevdiğimi söylemezsem
Sevmek derdi beni boğar
Taş yürekte ne biter
Dilinden ağu tüter
Nice yumuşak söylese
Sözü savaşa benzer
(Yunus Emre)
NOT
Aynam, aynam / Sana hikâyemi anlatacağım. /Söylesene
bana kimim ben Ne kadar büyürsen büyü, ne kadar değişirsen değiş; / Sen bensin
ben de sen. İnce bir tınıyla masal anlatıyor. Buğulu bir ses ile
karşılaşıyorsunuz ve karanlıkta sanki kendinizi hissetmeniz için o sese, o bir
soluğa ihtiyacınız olur ya işte o hissi yakalıyorsunuz. Khaled Mouzanar ın müthiş buğulu sesi ile
seslendirdiği Mreyte Ya Mreyte şarkısını, Selim Aydın bizlerle paylaşıyor.
Dilerseniz bu hafta siz de bu nağmelere ortak olabilir, bizimle
dinleyebilirsiniz. Müzik her yerde hayata dair ortak bir dil oluşturuyor.
İnsanın içini çoğaltıp derinleştiriyor.
Bize Kadar
1- Değişimin büyüsü seni ve idealini tanınmaz hale
getirmeden şayet bir şeyi değiştirmek istiyorsan kendini değiştir.
2- Başkalarının yüklediği anlam üzerinden yaşamak
gevşekliği yerine, kendi anlam alanını kurma zorluğuna talip ol!
3- İbrahim Veli nin dediği gibi Öncülüğün önceliğindir.
Önceliklerini bir daha gözden geçir!
4- Cibran dan Birçok öğreti pencere camı gibidir.
Hakikate oradan bakarız ama bizi hakikatten ayırır.
5- Ataullah İskenderi, kalbimizin ayarlarını; dilimizden,
sözümüzden yapıyor: Söylenen her sözün üstünde, içinden çıktığı kalbin kisvesi
vardır.
6- Muammer Bilgiç: Samimiyet iyiliğin başlangıcıdır.
7- Paul Boese: Affetmek geçmişi değiştirmez ama
geleceğin önünü açar.
Dağarcık
İnsanlar sevilmek için yaratıldılar, eşyalar kullanılmak
için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların
kullanılmalarıdır.
(Cemil Meriç)
TEKKE
TANIDIĞIM en güzel insanlar yenilgiyi, acıyı, mücadeleyi
ve kaybı yaşamış olan ve diplerden çıkış yolunu kendileri bulmuş olan
insanlardır. Bu kişiler yaşama karşı geliştirdikleri kendine has takdir,
duyarlılık ve anlayışla; şefkat, nezaket ve derin sevgiden kaynaklanan bir ilgi
ile (sorumlulukla) doludurlar. Güzel insanlar öylece ortaya çıkmazlar. Onlar
oluşurlar.