İnsanlık hem çok karmaşık hem

de çok yanılsatıcı durumlar ile yüz yüze. Çok yönlü

kuşatmalar altında. Kültürel, siyasal, ekonomik, psikolojik, tüketim vs. bunlar

daha da çeşitlendirilebilir. Çok büyük bir karmaşa yaşanıyor. İnsanlık

bunalımda, yaşadığı halde bunun farkında değil. Çünkü göz kendini görmüyor

ancak karşısındakileri ve dışındakileri görebiliyor. Ne ki öyle bir gerilim

içindedir ki yaşadıklarına sabretmiyor, telâşlanıyor. Özellikle, kariyer yapma,

makam edinme, tüketim ve mal edinme hırsı insanın aklını başından alıyor. Her şeyin

en lüksünü arzuluyor. Böyle olunca da elinin altındaki olanakları kendisine

yetmeyebiliyor. Bunun içinde dahasını istiyor. Günümüz koşullarında ticaret ve

özel çaba ile bir yere gelmek için hem zaman hem güç hem emek gerekiyor.

Örneğin siyasa alanına atılanlar veya onun olanaklarından yararlananlar bir

yerlere çok daha çabuk, emeksiz ve çabasız gelebiliyorlar.

Hayat tekdüze arzulanan yön üzere olmayabiliyor. Her

insan tekinin dışında yaşanan farklı dünyalar var. Çıkarları, hırsları ve

aşırılıkları sınır tanımamaya götürüyor. O zaman kendisine ait olmayanları elde

etmeye çalışıyor. Bunu yaparken de başkasının hakkını gasp ediyor.

Günümüz hayat anlayışında bu çok belirgin. Kimse kimsenin

hakkını gözetmediği gibi başkasına ait olanı da pervasız ele geçirebiliyor. Bu

elbette ki zulümdür. Milletin önünde bulunanların, ya da gücü ellerinde

tutanların yaptıkları bunun en belirgin kanıtı. Çünkü bir millet topyekûn

mazlum ise bunun bir nedeni olmalı. Demokrasi denilen oyunda kimse kimsenin

hakkını gözetmiyor. Hak etmeyenler çok farklı yönetimlerle hak etmedikleri

yerlerdedirler. Demokrasilerde niteliğe bakılmaz. Bir şeyi elde etmenin en

önemli yolu ve yöntemi kulistir. Bu, para gücü olur, çevre gücü olur ya da

başka bir yöntem. Sonuç olarak bir şeyi kendi birikimi, gücü ve yetenekleri

değil farklı şeyleri devreye sokuyor. Demokrasilerde bir şeyi hak edene hakkı

olanı verilmez. Yetenekleri olana hak ettiği görevleri verme söz konusu olmaz.

Bir bilim insanı, bir bilge, bir büyük yetenek bunların karşısında kendine asla

yer bulamayabiliyor. Yapılanlar bir yere gelmek isteyenin koşulları

zorlamasıyla olur. Görev verme yönteminde liyakat ve yetenek aranır. O işi

üstlenecek kimsenin durumuna bakılır. Yöneticilik basit bir durum değil.

Sorumluluğu kaldırabilecek yetkinlikte olan seçilir ve tercih edilir. Bu İslâm

düşünce geleneğinin bir tarzı. Bir yönetim tutumu.

Yöneticilik kitle psikolojisi ile yürütülemez. Adil ve

soğukkanlı olmayı gerektiriyor.

Batılı bir hayat anlayışının hayatımıza girmesiyle

özümüzü ve değerlerimizi yitirdik. Hakkı ve adaleti yitirdik.

İnsanlar yaşananlar karşısında biraz sabretseler ve

dayanabilseler zaman içinde çok şeyi yaşayarak görebilecekler.

Bir millet, içinde bulunduğu ortamın psikolojisinin

dalgalarıyla olduğundan sağlıklı bir düşünüş içinde değil. Psikolojik dalgalar

kitleleri savuruyor. Önlerinde yer alanlar da bu psikolojinin sonucu olarak bir

yerlere geliyorlar. Dolayısıyla kişiler hak etmedikleri yerlere geliyorlar.

Kişilerin acımasızlaşması, gözlerinin görmemesi, kararması kaçınılmazlaşıyor.  Batı ruhlu siyasal hayatın hayatımıza

girmesiyle büyük bir karmaşa ve kaos yaşanıyor. Bunun içinden de çıkılamıyor.

Kaos kaosu doğuruyor. Batı ruhu baştanbaşa karmaşadır ve kaostur. Çünkü

kendisini ancak böyle kamufle edebiliyor.

Bir Müslüman için en önemli unsur hak, adalet ve kul

hakkını gözetmedir. Bunlar hayata uyarlandığında sorunlar daha az olabiliyor.

Zaman adil ve hakkı olanı ortaya koyar. Yeter ki sabırlı olunsun.