Ömür denen o küçücük zaman dilimi ya da çok uzun gelen

yıllar bazen nasıl acımasızca heba edilir. Zaman bazen öylesine insafsızdır ki

unutuşlarla sosladığı anılardan elinizde kırık dökük kalanlara bakacak kadar

bile tolerans tanımaz size.

Böyle zamanın yularını eline dolamış bir dostum için, durum

tamamen farklı, onun kendisini ele geçirmesine fırsat tanımamakta. Başarısız

insanların üşendiği ya da yapmak istemediği şeyler onun hayatının yegâne

eğlencesi. Zamanını o kadar dolu dolu geçirir ki, onun bir saati başkalarının

ya da tembelliği meslek edinenlerin bir günü kadar baştan ayağa dizayn edilmiştir.

Sıradan insan için çalışmak, zamanını hayatını kurtarma

başarılarına imza atmak ile geçirmektense, başarısızlığın mutsuzluğuna uğramak

daha kolay gelir.

Hepimiz için yarınlar bitmez hep ertesi gün çalışmaya

başlamaya niyet ederiz, zayıf iradelerimizin bizi ele geçirmesine seyirci

kalıp, kaybetme adayları olduğumuzu biliriz de bilmesine.

Başarı insan içinse yarın çok geçtir, hemen şimdi vardır. O

dostum işten evine gelir gelmez keyif veren sohbet, yemek, dizi izlemek

hepsinin defterini dürmüştür adeta, birkaç dakikada bir şeyler atıştırıp

çalışma masasına geçer, sanırsınız ki, o çalışmayı bitirmeden ömrü sona

erecektir, o da bu kısa süreye yetişmek zorundadır.

Zaman öldürmek için mazeret bulanlar aslında büyük bir zaman

katliamı yapmaktadırlar. Bir kitap oku dediğim şahıslar a, hiç zamanım yok

demektedirler, fakat kendilerince daha önemli buldukları saatler süren incir

çekirdeğini doldurmayan sohbetlere zaman bulabilmektedirler.

Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurur: Hiçbir sabah yoktur ki,

tanyeri; iki melek şunları söylemeden ağarsın: Ey âdemoğlu! Ben, yeni bir günüm

ve senin davranışlarına şahidim, o halde beni en iyi şekilde kullan çünkü

Kıyamet Günü ne kadar bir daha gelmeyeceğim.

Bir bakın bakalım vapurda, otobüste, trende, uçakta,

hastanede sıra beklerken kaç kişi kitap okumaktadır Günde 15 dakika bir şeyler

okuyan şahıs bir yılda 11 gününü okumakla geçirmiştir, eh fena sayılmaz.

Evimize hırsız girse eşyalarımızı çalsa kıyameti koparırız oysa vaktimizi çalan

zaman hırsızlarına ağız açmayız, atalar boşuna söylememişler vakit, nakittir

diye, hatta vakit nakitten de pahalıdır. Zamanımızı alanlar aslında

hayatımızdan çalmaktadırlar.

Oysa hayatımızdan çalan çalanadır:

Sırf ayakkabı giymek için ömrümüzden 8 gün harcarız, trafik

ışıklarında bir ay bekleriz, kuaföre, telefon konuşmalarına da birer ay

harcarız. Asansör ve diş fırçalamaya da 3 er ay ayırırız. Otobüs beklerken 5

ayımız gitmektedir, bu istatistik HishamAltalib e ait, sanırım İstanbul un

trafiğine 5 ay çok az bir zamandır. Duş almak 6 ay götürürken, kitap okumak 2

yıl diyen Altalib yine bizim ülkemizden haberi yoktur sanırım, o rakamı da çok

düşürmemiz gerekmekte. Yemek yemeye 4 yıl harcamaktayız, rızk kazanmaya 9 yıl

gitmekte, TV seyretmek ömrümüzün katili tam 10 yıl korkunç bir rakam, uyku zaten

yaşamadığımız bir 20 yıl etmekte. Hâsılı bizi kuşatan hırsızların elinden

hayatımızı kurtarmak zorundayız.

Tıpkı doktora gidilecek vakit gibi, ya da bir şeye

harcayacak para gibi, çalışmaya her gün mutlaka zaman ayırmalıyız.

Çalışma derken bir şeyler öğrenmeyi kastetmekteyim, ayet,

hadis ezberlemek, yabancı dil öğrenmek, kitap okumak gibi.

Zira Resûlullah (S.A.V.) ısrarla uyarmıştır:

İki günü eşit olan ziyandadır