KENDİ derdimizin acısından onları pek düşünemez olduk ama
son yüzyıldaki en büyük dramlardan biri de Hindistan coğrafyasında yaşandı.
İngiliz işgaliyle başlayan süreçte Müslümanlara yönelik saldırılar sebebiyle
önce Hindistan ve Pakistan bölündü, ardından da Bangladeş, Pakistan dan
kopartıldı. Her yer de tekrarladıkları böl, parçala, yut modelini Hindistan
üzerinde de oynadılar ve yine başarılı oldular.
Oysa Hint yarımadası tıpkı Anadolu gibi bin yıl
Müslümanların kontrolünde kalmış, İmam-ı Rabbani gibi yıldızları bünyesinden
çıkarmış bir İslam coğrafyasıydı. İstiklal harbini kazanmamızı sağlayan parayı
gönderenler de; Çanakkale de savaşmak için Avustralya dan yola çıkan Anzak
askerlerine pusu kuran, onlarca askeri öldürdükten sonra şehit olan ve bugün silahları
Broken Hill de sergilenen Gül Muhammed ile Molla Abdullah gibi mücahitler de
Hindistanlı Müslümanlardı.
Bugün Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve işgal altındaki
Keşmir de 500 milyonun üzerinde Müslüman yaşıyor. Fakat dünya nüfusunun 14 te
1 ine tekabül eden muazzam nüfuslarına rağmen kayda değer bir varlık
gösterilemiyor. Hatta başta Keşmir ve Bangladeş te olmak üzere şuurlu
Müslümanlar büyük zulümlere mâruz kalıyor.
Bangladeş te Molla Abdülkadir ve Muhammed Kamâruzzaman
gibi Cemaati İslami liderleri, 1971 de yaşanan iç savaş sırasında Pakistan dan
ayrılmaya karşı çıktıkları ve bölünmeyi istemedikleri için türlü iftiralar
atılarak şehit ediliyor.
Molla Abdülkadir den sonra geçtiğimiz günlerde Muhammed
Kamâruzzaman ı da şehit eden Bangladeş yönetimi, Hindistan dan aldığı destek ve
diğer İslam ülkelerinin sessizliği sayesinde zulmünü arttırdıkça
arttırıyor. Bunun yanında ölüm
tehlikesinden kaçarak Bangladeş e sığınan Arakanlı mülteci Müslümanlara dahi
tahammül edilemiyor, Arakanlı mülteciler silah zoruyla tekrar ölüme
gönderiliyor.
Peki, bu zulümler nasıl durdurulabilir
Öncelikle Bangladeş in mevcut yönetiminin Erbakan
hocamızın öncülüğünde kurulan D-8 birliğine imza atmak zorunda kaldığı
unutulmamalıdır. Demek ki at sahibine göre kişniyor. Bu zulümleri durdurmak
için başta ülkemiz olmak üzere diğer İslam ülkelerinin Bangladeş yönetimine
karşı asker göndermesini istiyor değiliz. Lakin üzerinde oturdukları petrol
denizleri sayesinde Avrupalı futbol kulüplerine bile yüzlerce milyon dolar
yatıran Arap yönetimlerini ya da sarayların taş duvarlarında itibar arayan
ülkemizin Müslüman idarecilerini, mazlum Müslümanların dertleriyle biraz olsun
dertlenmeye davet ediyoruz hepsi bu.
Bangladeş zaten oldukça fakir bir ülke. Kendi halkına
bile bakamayan, hatta şuurlu Müslümanları idam eden Bangladeş yönetiminin
Arakanlı mültecilere sahip çıkması elbette beklenemez. Fakat İslam Konferansı
ya da Arap Birliği gibi Müslüman birliklerinin ekonomik teşvik ya da
tehditleriyle Bangladeş yönetimi kontrol altına alınabilir, yıllardır atıl
vaziyette bekletilen D-8 hakkıyla çalıştırılarak bu zulümler
durdurulabilir.
Ey efendiler!
Saraylarda ahkâm keserek ya da Avrupa nın jet sosyetesine
katılarak itibar sahibi olamazsınız. İtibar, zulme dur diyen, mazlumun yanında
olan, zalimin zulmünü engelleyen idarecilere verilir, haberiniz olsun.
SÖZ DE DEĞİL, ÖZ DE DAVA
ADAMI OLMAK
Bangladeşli dava adamlarına özür dilerseniz canınızı
bağışlarız deniyor ama bırakın özür dilemeyi, onlar bir an bile tereddüt
etmeden şehâdete koşuyorlar.
Bizim sözde dava adamlarına ise, Yeter ki hocanızı terk
edin, Milli Görüş gömleğinizi çıkarın, İslam coğrafyasını kan gölüne
çevirmemize yardım edin. Sonra hepinizi âbâd edelim, altın ve gümüşe boğalım,
desteğimizi esirgemeyelim denilince hay hay efendim diye karşılık
veriyorlar.
Görüldüğü gibi özde dava adamlarıyla sözde dava adamları
arasında varlıkla yokluk kadar fark var!
REEL-POLİTİK DİLEKLER
Kazakistan ı ziyaret eden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan,
Sovyet Rusya döneminin kudretli komünistlerinden olan, sonrasında da yaklaşık
çeyrek asırdır ülkenin başında oturan Nur Sultan Nazarbayev in ay sonunda
yapılacak seçimlerde yeniden seçilmesini dilemiş.
Bana sorarsanız Tayyip Erdoğan ın Nazarbayev e başarı
dilemesine hiç gerek yok. Çünkü AGİT raporlarıyla demokratik standartlara
uymadığı tescil edilen geçmişteki Kazak seçimlerinde olduğu gibi, Nazarbayev in
bu seçimlerde de ezici bir oyla başkan seçilmesi kaçınılmazdır. Hatta ölene
kadar o koltuktan inmeyeceğini tahmin etsek pek de yanılmış sayılmayız.
Dışarıdan bakıldığında birkaç yıl öncesine kadar ortak
bakanlar kurulu toplantıları düzenlediğimiz Suriye deki rejimle ne kadar da
benzeşiyor değil mi Tek fark Allah muhafaza Kazakistan da silahlı bir isyan
başlatılmamış olması. İsterseniz Kazakistan da silahlı bir isyan başlatın da
başınıza hangi bombalar atılıyor bir görün.
Demem o ki, eline geçirdiği gücü bırakmamak için hiçbir
zulümden kaçınmayacak olan böylesi liderlerle ilişkileri kontrollü bir seviyede
tutmak iyi bir şeydir. Lakin yarın öbür gün uluslararası siyasetin ne
getireceği belli olmaz. Allah muhafaza Kazakistan da istenmeyen olaylar
yaşanırsa, tıpkı Beşar Esad la ailece tatile çıktığınız gibi Nazarbayev e
başarı dilemeniz de sizi mahcup edebilir. Tabii aldatıldım deyip işin içinden
sıyrılmayı da deneyebilirsiniz.
İşte bunlar hep reel-politik!
ÂYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ
Papa yı kınıyorum, Avrupa Birliği de hangi kararı alırsa
alsın bizim için yok hükmündedir.
Yukarıdaki sözler Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ın Ermeni
soykırımı(!) iftiralarını pişirip pişirip önümüze koyanlara yönelik söylediği
sözler.
Pekâlâ, daha birkaç ay evvel Papa ya kutsal sığınak(!)
atıflarında bulunan siz değil misiniz
Bin beş yüz odası olsaydı çok daha itibarlanacağınızı
sandığınız sarayınızda, kutsal sığınağı(!) övünçle ağırlayan siz değil misiniz
Dünya meselelerine Papa ile aynı pencereden baktığınızı
ve aynı düşünceleri paylaştığınızı söyleyen siz değil misiniz
Avrupa Birliği ne adaylık günü alabildiği için gündüz
gözüyle havai fişekler patlatan siz değil misiniz
Haçlı seferini başlatan Papa heykelleri önünde Avrupa
Anayasası nı imzalayan siz değil misiniz
Mehter takımına 9. Senfoni yi çaldıran siz değil misiniz
Kanımızı akıtan, canımızı yakan, Kudüs ümüzü bir asır
işgal altında tutan Haçlı savaşlarının medeniyetlerin kaynaşmasına sebep
olduğunu söyleyen siz değil misiniz
Avrupalı olabilmek için türlü ahlâksızlıkları yasak
olmaktan çıkaran siz değil misiniz
Avrupa mahkemelerini kendi mahkemelerinden üstün tutan
siz değil misiniz
Bugüne kadar Avrupa mahkemelerinin kararları sebebiyle
milyonlarca lira tazminat ödeyen siz değil misiniz
Avrupa Birliği adıyla bakanlık kurup, şu gariban
milletten kesilen vergilerle o bakanlığı besleyen siz değil misiniz
Ayasofya nın açılması için Sultanahmet in doldurulmasını
isterken;
Ermeni zulmü sırasında Anadolu dan kaçırılan
kadınlarımızın ırzına geçildiği ve katledildiği Akdamar Kilisesine milyonlar
harcayarak abat eden siz değil misiniz
Tam da Trabzon un fetih gününde gözümüzün içine baka baka
Sümela da ayin yaptırtan siz değil misiniz
Şimdi bütün bunların ardından kutsal sığınak(!)
dedelerimize soykırımcı(!) deyince, ya da kapısında nöbet tuttuğunuz Avrupa
Parlamentosu soykırımın(!) bedelini ödememizi isteyince, tam da seçim öncesine
denk gelen şu günlerde seçmen kitlenizin gönlünü almak için beylik laflar eden
de yine siz değil misiniz
O hal de biz de büyüklerin sözüyle mukabele edelim.
Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.