Bir türlü akıllanmıyoruz. Hayatı siyah ve beyaz görme yanlışı çoğumuza sirayet etmiş durumda. Gri tonları yok sayarak sonuç alacağımızı zannediyoruz. Aynı apartmanda, aynı sokakta, aynı mahallede birlikte yaşıyoruz ama sanki birbirimizi anlamamak için özel gayret içindeyiz. Musibet üstüne musibetlerle yüzleşiyoruz ama hiçbirisi akıllarımızı başlarımıza getirmeye yetmiyor. Benim dediğim olursa çok güzel, olmazsa, batsın bu dünya. Ya bendensin, ya değil. Benim gibi düşünüyorsan vatanseversin, düşünmüyorsan hain. Bu türden yaftalamaların, ötekileştirmelerin, kamplaştırmaların, ayrıştırmaların, sorumsuz dil ve üslubun bu denli bilinçsizce kullanıldığı başka bir dönem var mı hatırlamıyorum.

Hangi kesimden olursa olsun, hayatı maç skoru gibi algılamaya başladık. Hadi maçlarda beraberlik gibi bir seçenek var. Bizde o da yok. Ya galipsin ya mağlup. Hedef yalnızca galibiyet olunca sonuca giden her yol doğal olarak mubah sayılıyor.

Aslında yaşamın, iletişimin metodu belli. Hedef  iddia değil ikna olmalı. Fikirler ancak barış, huzur ve güven ortamında muhatabının kulağından girip, gönlünde yer eder. Bizim iki gözümüzle göremediklerimizi, kalp gözüyle görebilen Veysel;

Kim okurdu kim yazardı 

Bu düğümü kim çözerdi 

Koyun kurt ile gezerdi 

Fikir başka başk'olmasa 

diyor.İnsanlığın içinde bulunduğu düğümü ancak birbirimizi dinleyerek, anlamaya çalışarak çözebiliriz. Unutmayalım; bu coğrafyada bizi ayakta tutan tarihimizdir. İnancımız, kültürümüz, örf, adet ve geleneklerimizdir. Kader birliği yapmışız. Dindar olanımız da var, olmayanımız da. Açığımız da var, kapalımız da. Şu partiye gönül verenimiz de var, bu partiyi destekleyen de. Ancak hepimizin ittifak etmesi gereken nokta, aynen Aşık Veysel gibi gönül gözüyle dünyayı gezen Cemil Meriç üstadın;

“Bu memlekette sağcı-solcu, ilerici-gerici yoktur, bu memlekette namuslu ve namussuzlar vardır. Siz namuslulardan olun.” sözüdür.

Kırılganlığımız artıyor dostlar. Tahammülümüz azalıyor. Sabrımız tükeniyor. Sevgi zaten ara ki bulasın. Allah aşkına nereye gidiyoruz? Birbirimizi yok ederek, dikkate almayarak huzur içinde daha ne kadar yaşayabiliriz? Diyelim ki referandumun ertesi günü yüzde elli artı 1 kişi evet veya tam tersi yüzde elli artı 1 kişi hayır dedi. Ne yapacağız? Evet kazanırsa hayırcılar, hayır kazanırsa evetçiler tası tarağı toplayıp terk-i diyar mı edecek? Yeni güne uyandığımızda hayatımızda o gün ne değişecek? Elbette herkes bu referandumda kararını sorumluluk bilinciyle vermeli. Düşünerek adım atmalı. Herkesi dinlemeli. Neden evet veya neden hayır diyeceğini gönül rahatlığıyla kendisine anlatabilmeli. O ayrı bir şey.

Sonuç itibariyle, hayat bir şekliyle devam edecek, bunu unutmayalım. Yine yüz yüze bakacağız. Birbirimize selam vereceğiz, selam alacağız. Merhaba deyip tebessüm edeceğiz. Selam birbirine rahmet dilemek, mağfiret temenni etmektir.

Peki, çatık kaşlarla rahmet dilenebilir mi?