Avrupa’da bazı papazlarla karşılaşan insanlarımızla Türkiye’de İslam karşıtı olduğu belli birkaç kişiyle karşılaşan dindar insanların ortak söylediği şey, “Çok şey biliyor. Papazın Kur’an hakkında bildiği kadar ben bilmiyorum, bu İslam karşıtı imansız, İslam’ı da biliyor ama inanmıyor” sözüne benzer şeyleri tekrarlıyorlar.

Papazların ve Türkiye’deki İslam karşıtlarının hepsi demeyeyim ama yüzde doksan dokuzu İslam hakkında hiçbir şey bilmezler.

Papazların meraklılarının bildikleri, ülkemiz inkârcılarının bildikleri İslam karşıtı Oryantalistlerin yazdıklarından bazılarını bilirler ve o bilgilerinin kaynağı kitabı söylemezler de, “Kur’an’da çelişkiler var” deyip iki ayetin çelişkili gibi görünen manalarını aktarırlar.

Kur’an için hayatını vermeye hazır Müslüman’ımız da hayatında Kur’an’ın manasını baştan sona hiç okumadığından sesi kesiliyor.

Avrupa’ya görevli olarak giden din görevlilerimizin küçük şehirlerde olanları, papazlarla daha çok karşılaşırlar.

Hatta İsviçre ile Avusturya devletleri arasında Avrupa’nın en küçük devleti olan Lihtenştayn Prensliği, 40 bin nüfusuyla 160 kilometre kare toprağıyla, kendine ait bayrak ve kron parasıyla küçük devletin başkanı, arada bir yürüyerek camiye kadar gelir, oradaki dernek başkanı ve cemaatle sohbet edip gidermiş.
Onun için küçük şehirlerde papazla-imam buluşmaları daha fazla olur.

Papaz, bizim imama şakayla karışık, “Kur’an ayetleri arasında çelişkiler var.
Kur’an ayetinde:

“Siz ve Allah’tan başka ibadet ettikleriniz cehennem odunudur. Siz, o cehenneme varacaksınız” diyor.
Biz, Hıristiyanlar, İsa’ya taparız, Yahudiler Uzeyr’e tapar.
Kur’an ise bunların Peygamber olduğunu söylüyor.

Bizim taptığımız, Yahudilerin taptığı ve müşriklerin taptığı melekler de cehennemde yanacaklar mı?” deyince görevli imamımız böyle bir ayetin olduğunu bilmiyor ve bana papazın Kur’an konusunda çok bilgi sahibi olduğunu söylüyor.

Bu türde çelişkili gibi görünen ayetler, o papaz tarafında ortaya çıkarılmış değildir.
Müsteşrik/Oryantalistler tefsir, hadis ve siret kitaplarımızdan Mekkeli müşriklerin Peygamberimize ve ashabına yaptıkları itirazları, putperest mantığıyla toplamışlar, yayınlamışlar, kilise kütüphanelerine, üniversite kütüphanelerine kaydettirerek koymuşlar.
Bunlar da onları okuyup bize yutturuyorlar.

Keşşafın ve Razi’nin tefsirlerinde Enbiya süresinin bu 98’inci ayetinin tefsirinde Mekkeli müşriklerin ileri gelenleriyle Kâbe’nin kenarında konuşurlarken hepsi cevapsız kaldığını gören Ziba’ra denilen adam bu yukarıdaki ayeti okumuş ve “İsa da, Musa da melekler de yanacak öyle miii?” demiş.

Biraz sonra Sevgili Peygamberimiz:
“Bizden kendilerine iyilik geçmişi olanlar, işte onlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır” (Enbiya süresi ayet 21/101) ayetini okuyunca sesleri kesilir.
Buna benzer birçok kâfir sorusu vardır ve Kur’an-ı Kerim’den cevap vardır.
Kur’an-ı Kerim’in, süreleri, ayetleri, kelimeleri hatta harfleri arasında bir nazım, inci dizer gibi uyum ve kaynaşma vardır.

Kur’an’ın ilk harfi Ba harfidir. Son harfi Sin harfidir. İkisi bir araya getirilse “Bes” olur ve “Bu Kur’an sana yeterlidir” manasına gelir.
Yanlış anlayanlara uyarak yanıltmayalım; Kur’an-ı Kerim’i okuyan biri, “Peygambere uyunuz”, “Ona itaat ediniz” diye birçok ayeti okuyacaktır.

Din görevlimizin Razi’yi, Zemahşeri’yi bilmesi beklenmez ama en az Almaca veya İngilizce dil bilgisi kadar Kur’an bilgisi de olmalı görevlilerimizde.
O papaza:
“Allah: “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara ‘Anamı ve beni Allah’tan başka iki ilâh edinin diye sen mi söyledin?’ dediğinde, O, ‘Seni tespih ederim, hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer onu söylemişsem sen mutlaka bilirsin. Sen benim nefsimde olanı bilirsin, Ben ise sende olanı bilmem. Gizli olanları bilen ancak sensin sen” dedi.

Ben onlara ancak: “Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk yapın” diye bana emrettiğini söyledim. Onların arasında kaldıkça ben onlara şahit oldum. Sen beni vefat ettirince, onlar üzerinde gözetici sen oldun. Sen her şeye şahitsin.” (Maide süresi ayet 5/116-117) ayetlerini bilseydi ve de okuyuverseydi.