Merhum Özdemir Bayraktar, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü bitirdikten sonra motorlar üzerine aktif çalışmaya girmeyip, “Tekerleğin bulunması ve geliştirilmesi” üzerine bir doktora tezi alsaydı sonuç ne olacağı belli.

Ama o, eşi ve değerli çocuklarıyla beraber makine sanayisinin üzerine gitmeye ve yeni şeyler yapmaya başlamış ve sonuç yine belli.

Oğulları Haluk, Selçuk ve Ahmet de, aynen babalarının yolunu izlemişler.

 Eğer onlar da babaları gibi yapmayıp üniversitede kalıp Cezeri’nin 1136-1206 yılları arasında yaptığı teknik aletlerin araştırılması konusunda doktora tezine başlasalardı, sonunda profesör unvanıyla ömür tüketirlerdi.

Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) teklifimdir.

Üniversitelerin hepsinde, her bölümde, kendi alanında ileriye dönük araştırmalar yapacaktır.

31 Aralık 2022 tarihi öncesine ait tezler verilmeyecektir.

Dijital teknolojiden mijitale kadar her gün gelişen teknolojinin yarın ne olabileceği konusunda çalışmalar yapılmalıdır.

İlahiyat fakültelerinde, yetmiş üç fırkanın sapık görüşlerini içeren eserler üzerine doktora tezleri vermek yerine günümüzde yayılan sapıkların şifası olan ayetler ve hadisler üzerine araştırmalar yaptırılmalıdır.

İslami konularda üzerinde çalışma yapılmamış konu kalmamış.

Verilen tezlerin sahiplerinin adının başına yazılan unvan ve fakültede sararıp solmaya terk edilen dosyalardan başka hiçbir yerde emaresi görülmemiş on binlerce madde…

Hayatta başarılı olamayacağına karar verdikten sonra üniversiteye mitili atıp profesör olarak mezun olanlardan seçilmemeli araştırmacılar.

Onlar, mezun olup gitsinler, verileni yesinler, verilen işi yapsınlar, emekli olup normal bir hayat sürsünler.

Ama İslam’ın bütün gönülleri süslemesi, süslenen gönüllerden çıkacak güzel işlerle yeryüzünün süslenmesi için önde gidecek Bayraktarlara ihtiyaç var.

Onun için akıllı, imanlı, bilgili, mantıklı, güzel ahlâklı, çalışkan, sevimli öğrencilerden araştırmacılar seçilmeli, şimdiki zaman ve geleceğin hukuku, ahlâkı, yardımlaşması, kaynaşması için tezler hazırlatılmalı.

İslami emir, yasak ve tavsiyelerin, bugünkü dünyada nasıl gündeme getirileceği ve uygulamaya geçilmenin yolları konusunda tezler verdirilmelidir.

Kur’an-ı Kerim’in her ayetinin bugüne şifa olacağı, Firavun’un, inkâr mantığının bugün de devam ettiğini ve o hastalığın şifasının da hangi ayetler olduğu gösterilmeli tezlerde.

Tezler, tez olmaktan çıkmalı, kıstas, kriter, mizan, ölçü olmalı.

Yalnız İmam Gazali üzerine yaptırılan tez sayısı binin üzerindedir.

İmam Gazali üzerine çalışan birine sordum, “İhyaü Ulumi’d-din’i baştan sona kadar okudun mu?” dedim, “Hayır” dedi.

Yüzün üzerinde İngilizce tezlerdeki alıntılardan alıntı yaptım, hepsinin kaynaklarını yazdım ve kazandım.

Tez verilirken, “İhya’yı baştan sona okuyacaksın, özetleyeceksin ve bu güne teklifler sunacaksın” dense daha hayırlı olmaz mı?

Buhari’nin Sahih’i üzerine çok emekli bir çalışma yapan biri, Buhari’yi yıpratmaya çalışırken kendisini yıpratmış.

Fıkıh kitaplarımızdaki her maddeyi, günümüz inkâr, isyan, taciz, tecavüz, soygun, hortum, ihanet, aldatma, kandırma hastalıklarına deva olarak sunarken, sunucunun üzerinde iman, İslam, adalet, ahlâk, takva liflerinden örülmüş bir elbise de olmalıdır.

İslam’a Göre Deniz Hukuku,

İslam’a Göre Uzay  Hukuku,

İslam’a Göre Kıyı    Hukuku,

Mevcut batı ve doğu kriterlerinin insanlığın değerini nasıl düşürdüğü, ülkeler grafiği/çizelgesiyle gösterildikten sonra aynı konunun İslam’a göre nasıl yükseltileceği yine grafiklerle gösterilmeli.

İHA, SİHA’ları yapanlar, kullanılacağı veya kullanılmayacağı mekânlarında açıklamasını, aletin beynine yazdıkları gibi, dünyadaki Müslümanları renk, ırk ve bölge ayrımı yapmadan “dost”lar arasında gösterilmeli.

Diğerlerini de, “Hazreti Adem’in kaybolmuş çocukları olarak” kaydedip, bulunması ve yönünün cehennemden Hazreti Adem aleyhisselamın gönderildiği cennete çevrilmesi için makale ve tezler hazırlanmalı.

Gencimize, ihtiyarımıza, çoluğumuza çocuğumuza her Müslüman’a şu ayet ve hadisi, hayat boyu unutmaması gerektiğini öğretelim ki, hiçbir kişi, kurum, makam, şöhret, şehvet ve servete boyun eğmesin.

Rabbimiz buyurur:

“Eğer Allah, sana bir zarar do¬kundurursa onu, ondan başka gide¬re¬cek yok¬tur. Eğer sana bir hayır isterse onun lütfunu geri çevirecek yoktur. (Allah) hayrını kullarından dilediğine verir. O, ba¬ğışlayandır, esirgeyendir.” (Yunus süresi ayet 10/107)

Sevgili Peygamberimiz bir gün hemen arkasında olan Abdullah bin Abbas’a:

“Delikanlı, sana bazı kelimeler öğreteceğim. Allah için (Allah’ın dinini) koru ki Allah da seni korusun.

Allah için (Allah’ın sınırlarını) koru ki onu karşında bula¬sın.

Bir şey istediğinde Allah’tan iste.

Bir yardım istediğinde Allah’tan iste.

İyi bil ki bütün bir millet sana fayda vermek için toplansalar, azıcık bir şey verirler o da Allah’ın yazdığıdır.

Allah o faydayı sana yazmamışsa, fayda veremezler.

Eğer bir millet sana biraz zarar vermek için toplansalar, azıcık bir şey verirler o da, Allah’ın senin aleyhine yazdığıdır.

Allah da o zararı sana yazmamışsa, sana zarar veremezler.

Kalemler kaldırıldı, sahifeler kurudu.” (Müsned, Ahmet Abdullah bin Abbas hadisi, 1/293, Tirmizi, Sünen, K. Sıfatül kıyamet, hadis no 2440).